(1632 S. K. m. 118)
İNCELEME KONUSU: Asta Müessir fiil suçundan sanıklar J, Uzm. Çvş. T.B., J.Uzm. Çvş. B.Ç. ve Re'sen emekli J. Uzm. Çvş. S.Y. haklarında tesis olunan mahkumiyet hükümlerini eksik soruşturma yönünden bozan As.Yrg.S.Dairesinin kararına karşı direnilmek suretiyle verilen mahkumiyet hükümlerinin incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 2 nci Ordu K. lığı As. Savcılığının 12.3.1992 tarih ve 1992/267-78 sayılı iddia namesi ile;
Mağdur J. Çvş. A.Bun cezaevi nizamiyesinde görev yaptığı esnada cezaevinde yakınını ziyarete gelen N.G. isimli kızla tanıştığı, Malatya içerisinde değişik zamanlarda bu kızla dolaştığı arkadaşlık ettiği, aynı kızla sanıklardan Uzm. J. Çvş. B.Ç.1 in da tanışarak arkadaşlık ettiği., olay günü nöbetçi subayı odasında J. Çvş. lar B.Ç., T.B., H.B., S.Y., İ.A., H.T., E.D.' in bulunduğu esnada B.Ç., T.B. ve H.B.ün kız meselesi yüzünden tartıştıkları, sanıklardan H.B.' ün "isterseniz J. Çvş. A,B.u çağıralım" dediği, yemekhanede bulunan mağdur çavuşu nöbetçi subayı odasına çağırttıkları, geldiğinde sanıklar S.Y., T.B, ve B.Ç.' in mağdur çavuşu ortalarına alarak dövdükleri, mağdurun olay nedeniyle hayati tehlike geçirdiği, 3466 Sayılı Uzman Jandarma Kanununun 9.maddesi uyarınca mağdurun üstü sayılan sanıkların asta müessir fiil suçunu işledikleri iddiasıyla ve As. CK. nun 117/1 maddesi uyarınca tecziyeleri istemi ile kamu davası açılmıştır.
ÖNCEKİ TEMYİZ SAFHASI: 2 nci Ordu K. lığı As. Mahkemesince sanıklar hakkında tesis edilen mahkumiyet hükümleri, As. Yargıtay 5 nci Dairesinin 21.12.1994 tarih E.478-K.574 ve 19.3.1997 tarih E.188-K.186 sayılı ilamları ile; sanıkta saptanan organik kişilik bozukluğunun dava konusu asta müessir fiil sonucu meydana gelebileceğinin, premorbid kişilik yapısının hastalık öncesi kişilik yapısı olduğunun, organik kişilik bozukluğunun premorbid kişilik yapısı ile ilgili olmadığının ihtimale dayalı olarak ifade edildiği, bu hali ile mağdura ait raporun kesinlik arz etmediği gerekçesiyle eksik soruşturma yönünden bozulmuştur.
DİRENME KARARI: 2.Ordu K. lığı As. Mahkemesinin 22.7.1997 tarih ve 1997/396-203 sayılı kararı ile;
"...Olay günü akşamüzeri spor yapıp giyinip mesaiyi terk etmek üzere olan sanıkların Uzm. J. Çvş. A.B.1 u odaya çağırttıkları, odada B. Ç., S.Y., T.B., H.B., H.T., İ.A. ve E.D. adlı Uzm. Çvş.ların olduğu, odadaki konuşmaların gürültüsünü ve bağırtılarını duyarak erler B.Ç., M.A., B.G. ve C.B.' un kapıya geldikleri, içeri girmek istediklerinde kapıyı tutan Uzm. Çvş. H.T. tarafından engellendikleri, mağdurun yeter artık vurmayın şeklindeki yalvarışlarının bu tanıklarca duyulduğu, yine Uzm. Çvş. B.Ç.f in "...koyduğumun çocuğu mahkemeye vereceğim" sözlerini işittikleri, daha sonra kapının açılarak Uzm. Çvş. T.B.' un kapıda bekleyen erlere "alın bunu götürün" dediği, yerlerin kan içinde olduğu, mağdurun kendinden geçmiş şekilde yerde yatmakta olduğu, bu sırada saat 17.10 da mesai bitiminde
hareket etmek üzere olan servis aracındakilere haber verilmesi üzerine Cezaevi Bölük Komutanı ve diğer bir kısım görevlilerin olay yeri olan Uzm.lar odasına geldikleri, olay tutanağına göre yerde kanlar içinde yatan mağdurun vücut dengesi bozuk ve ayakta duramayacak halde tespit edildiği ve iki kişi kollarına girerek taşındığı, yine olay tutanağına göre, Uzm. Çvş. B.Ç.'ın ağzı ve burnu kanamış olarak odada bulunduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır. Mağdur olay öncesinde Malatya'da N. isimli kızla tanışıp arkadaşlığını ilerletmiş ve evlenmeyi düşündüğü bu kız için yıllık izninde dahi memleketine geç gitmiş olup aynı kızın Uzm. Çvş. B.Ç.' ın arkadaşlarıyla kaldığı bekar evinde kalması nedeniyle mağdur ile B.Ç. arasında bir anlaşmazlık, husumet olmuştur. T.B.'un izinden zamanında dönmeyen mağduru çarşıda bir kızla gezerken gördüğünü söylemesi üzerine nizamiye görevinden alman mağdur bu yüzden T.B.'a muğber olup mağdur sevdiği kızın B.Ç.' in evinde kalıp kalmadığını araştırmak için aynı evde kalan Uzm. Çvş. H.B. ile olaydan birkaç gün önce konuşmuş ve Nurhan'ın B.Ç.' la bekar evinde kaldığını öğrenmiştir. Olay sabahı sanıklar T.B. ve B.Ç.' in mağduru çağırarak muhtemelen aynı mesele hakkında konuştukları tanık Y.K.' in anlatımından anlaşılmaktadır. Olay günü saat 16.50 sıralarında spor sonrası giyinirken T.B. ile H.B. mağdur hakkında tartışmışlar ve H.B. sözlerini doğrulatmak için mağduru odaya çağırtmıştır. Mağdurun odaya gelmesi anından bilahare kapının açılıp yerde yatan mağdurun dışarı çıkarılmasının söylenmesi anına kadar geçen süreçte oluşan eylemler mağdur tarafından farklı odadaki Uzm.Çvş.lar tarafından farklı anlatılmaktadır. Mağdur ifadesinde; odaya girer girmez T.B.' un hareketine maruz kaldığını, T.B.' un ellerini tutmasının ardından B.Ç.'ın kendisine vurmaya başladığını, bilahare T.B. ve S.Y.' in da vurduklarını yere düştükten sonra her üç sanığın kendisini tekmelediklerini söylemekte ve B.Ç.' a küfür edip tekme attığını kabul etmemektedir. Odada bulunan sanık ve tanık Uzm.Çvş.lar ise mağdurun odaya gelip kendisine sorular sorulurken el kol hareketleri yaparak konuşması üzerine T.B. ve B.Ç. tarafından terbiyesizlik etmemesi üzerinde uyarıldığını, T.B.' un mağdurun ellerini tutarak dışarı çıkarmak üzere kapıya doğru ittirdiğini, mağdurun bu sırada ağlamaklı bir şekilde B.Ç.'a bunlar senin başının altından çıkıyor diyerek küfür edip tekme attığını, yüzüne tekme isabet eden B.Ç.' m yerden kalkıp mağdura yumruk attığını ve mağdurun yere düşüp kaldığını söylemektedirler. Uzm.Çvş.ların sonuca uygun olma çabası içinde ve mümkün olduğunca aynı tarzda ifade vermeye çalıştıkları gözlenmekte ise de işi karıştırma çabalan açıkça ortaya çıkmaktadır. Diğer ifade sahipleri hiç söz etmediği halde tanık Uzm. Çvş. İ.A.' m mağdura sadece Bayram' ın bir kez yumruk vurduğu ve mağdurun ranzaya düşüp kafasının arkasını çarptığı tarzında ifade vermesi, mağdurun kafasındaki darp eserinin izahına yönelik iyimser bir savunma çabası olarak değerlendirilmektedir. Diğer taraftan B.Ç. Askeri Savcılık ifadesinde kendisi vurmadan önce S. ve T.' i mağdura vururken gördüğünü, kendisi vurduktan sonra yerde yatan mağdura Satılmış' in tekme attığını fark ettiğini söylerken diğer tanık ve sanıkların sadece B.Ç.' in bir kez vurduğunu söylemeleri gerçeğe aykırı bir açıklama olarak ortaya çıkmaktadır. Uzm. Çvş. anlatımcıların iddia ettikleri mağdurun küfürü hususunda da farklı ifadeleri olup kendisine küfür edilen B.Ç., orospu çocuğu dediğini açıklarken diğerleri ananı avradını sinkaf ederim dedi şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Yine tanık H.B. olayın hemen akabinde tespit edilen savcılık ifadesinde B.Ç.' m yumruk ve tekme attığını söylemesine karşın duruşmada tekme attığını hatırlamadığını söylediği görülmektedir. Askeri Savcılık ve duruşma ifadesinde mağdura sadece B.Ç.' in vurduğunu söyleyen sanık T.B.' un istinabe suretiyle ek savunması tespit edilirken mağdurun tekme atması üzerine S.Y.' ın mağduru yumruklamaya başladığını ve olaya burnu kanayan B.Ç.' ın da karışıp mağdura vurduğunu ve araya girip onları ayırdıklarını söylemesi dikkat çekicidir. Bilindiği gibi odadan gürültü ve bağırmalar gelince tanık erlerin içeri girme girişimlerinin tanık Uzm. Çvş. H.T. tarafından engellendiği, mağdurun yeter artık vurmayın şeklindeki yalvarmalarının dışardan duyulduğu bellidir. Bu somut tespit, mağdurun sadece B.Ç.' ın bir yumruğuna maruz kalmadığını, aksine odada kendisine meydan dayağı atıldığını göstermektedir. Mağdurun olay sonrası durumu, olay yerinin kanlar içindeki görünümü, mağdurun 3-4 gün boyunca hayati tehlike içinde ifade veremeyecek durumda kalışı bunun göstergesidir. Bu nedenle 6x6 adım boyutlarındaki küçücük odada cereyan eden eylem ile ilgili farklı ve sonuca da uygun düşmeyen anlatımda bulunan Uzm. Çvş. statüsündeki tanıkların anlatımı inandırıcı bulunmamış, sanık savunmalarına itibar olunmamıştır. Olaydan 4 gün sonra hayati tehlikeyi atlatarak ifadesi tespit olunan mağdurun kendisine müessir fiilde bulunan sanıklarla ilgili anlatımı oluşa uygun ve inandırıcı bulunmuştur. Bu nedenle sanıklar T.B., S.Y. ve B.Ç.'ın astları olan J. Çvş. A.B.'a asli maddi fail olarak müessir fiilde bulundukları, eylemin doğrudan doğruya beraber olarak işlendiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar mağdur eylem öncesi sanık Bayram'a küfür edip tekme attığını kabul etmemekte ise de; olay tutanağına göre saat; 17.10'da B.Ç.'ın ağzı burnu kan içinde görülmesi, kapı dışındaki tanıklarca sanık B.'ın "...koyduğumun çocuğunu mahkemeye vereceğim" sözünü sarf ettiğinin duyulması, tanık er B.Ç.'ın duruşma ifadesinde T.B.'un "sen kime vuruyorsun" sözünü işittiğini söylemesi; saat 18.00'de askeri hastanede muayenesi yapılan sanık Bayram' in üst dudakta ödem ve burunda kan pıhtısı tespitine ilişkin raporunun bulunması ve sanık Bayram' a odada bulunan diğer kişilerce vaki bir müessir fiil, çarpma eyleminin vuku bulmaması karşısında mağdurun sanık Bayram' a tekme attığına dair anlatımların doğru olduğu kanaatine varılmış ve mağdurun bu olguyu savunma saiki ile inkar ettiği düşünülmüştür. Tanıkların ve sanıkların küfürün biçimi hakkında birleşememeleri ve bir kısmının bundan söz etmemesi karşısında mağdurun küfür ettiği hususu şüpheli kalmıştır. Daha önce de açıklandığı gibi evlenmeyi düşündüğü kız ile ilgili olarak ortaya çıkan durum karşısında psikolojik durumu bozulan ve aynı mesele ile ilgili olarak odaya çağrılıp kendisine soru yöneltilen mağdurun önce Temel BADUR' un sonra B.Ç.'ın "terbiyesizlik etme" biçimindeki hareketine maruz kaldığı, T.B. tarafından elleri tutulup defol pezevenk çık dışarı sözleriyle kapıya doğru ittirildiği, bu esnadan ağlamaklı duruma gelerek ruhi karışıklığa düşen ve maruz kaldığı haksız fiillerin doğurduğu öfke ve elemin tesiri altında kalan mağdurun ayakkabısını bağlamakta olan sanık Bayram' a hep bunlar senin başının altından çıkıyor diyerek tekme attığı açıkça anlaşılmaktadır. Görüldüğü gibi ortada karşılıklı tahrik mevcut olup B.Ç. ve T.B. ilk önce tahriki oluşturan hareketi yapmışlar, mağdur ise bu tahrike kapılarak aşikar bir nispetsizliğin bulunduğu tekme atma eylemini gerçekleştirmiştir. Bu nedenle ilk tahrik eden B.Ç. yönünden de bir haksız tahrik oluşmuş olup olayın oluş biçimi ve özellikle sanık Bayram' in davranışı nazara alındığında tahrikin basit haksız tahrik olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan tahriki oluşturan fiilin mutlaka tepkide bulunan faile yöneltilmiş olması şart olmayıp bu çerçevede diğer sanıklar T.B. ve S.Y.'ın durumları incelendiğinde mağdurun attığı tekmenin bu sanıkları öfke veya elem durumuna sokma niteliğinde olmadığı, benzer bir durumda normal bir kişinin de etkilenebileceği bir halin bulunmadığı, bu sanıkların tekme atılması üzerine yapmaları gereken davranışın tarafları ayırmak ve olay büyümeden engellemek olduğu göz önünde bulundurularak şartları bulunmadığından sanıklar Temel ve Satılmış hakkında haksız tahrik hükümleri uygulanmamıştır...
... Mağdur da suç tarihinden önce premorbid kişilik yapısı bulunmakla beraber "organik akıl hastalığı" bulunmamaktadır. Bu hastalık yukarıda belirtilen 07.01.1994 tarihli GATA Ek Sağlık Kurulu raporunda açıklandığı üzere tamamen kafaya yönelik darp ve travmalarla oluşmaktadır. Olay tarihinden önce ve olayın akabinde mağdura sanıklar dışında müessir fiilde bulunulmadığı da ortadadır, bu durum mağdurdaki organik akıl hastalığının sanıkların müessir fiili neticesinde ortaya çıktığını göstermektedir. Bu nedenle mağdurdaki akıl hastalığının neden kaynaklandığı hususunda dosyada bulunan raporlar yeterli görülmüştür.
Sanıkların mağdur J. Çvş. A.B.'a yönelik olarak asta müessir fiil suçunu işledikleri sabit olup eylemin sonucuna göre suç vasfının tayini hususu incelendiğinde; fiil sonucu mağdurun vücudunda tahribat oluştuğu açıkça bellidir. Gerek GATA Psikiyatri Kliniğinde gözler sonucu düzenlenen adli raporda gerekse GATA Profesörler Kurulunca açıklanan mütalaa
raporunda sanıkta saptanan organik kişilik bozukluğunun dava konusu asta müessir fiil sonucu meydana gelebileceği belirtilmiş olup, incelenen dönemde yukarıda belirtildiği üzere dava konusu darp olayı dışında başkaca müessir fiile maruz kalmayan mağdurun düşkün olduğu ruh hastalığının sanıklarca işlenen müessir fiilden ileri geldiği açıkça ortadadır. Bilindiği gibi As. CK. nun 117 nci maddesinde yazılı asta müessir fiil eylemleri şayet astın vücudunda tahribatı mucip olmuşsa faillere As. CK. nun 118 nci maddesinin uygulanması gerekecektir. Bu madde de belirtilen tahribat deyimi, TCK. nun 456 nci maddesinin 2 ve 3 ncü fıkralarındaki "devamlı zaaf ve "uzuv tatili" anlamındadır. Tahribattan da daha vahim hallerde 118 nci maddenin 2 nci fıkrasının uygulanacağı yerleşmiş Askeri Yargıtay kararlarıyla ortaya çıkmıştır. 2 seneden 5 seneye kadar hapis cezasını gerektiren TCK. nun 456/2 maddesi "havastan veya azadan birinin devamlı zaafına..." yol açan fiiller hakkındadır. 5 seneden 10 seneye kadar ağır hapis cezasını gerektiren TCK. nun 456/3 maddesinde ise "kati veya muhtemel surette iyileşmesi kabil olmayacak derecede akıl veya beden hastalıklarından birine..." yol açan fiiller hakkındaki yaptırım düzenletmiştir. Bu çerçevede mağdurun mağruz kaldığı müessir fiil sonucu ruh hastalığına duçar olması halinin tahribattan daha ziyade vahim hal olduğu açıkça belli olup sanıkların eylemlerinin As CK. nun 118/2. maddesine uyduğu sübuta ermiş bulunmaktadır. Bu nedenlerle dairenin bozma ilamına uyulmamıştır..." gerekçesiyle,
1. Sanık Uzm. Çvş. B.Ç.'ın As. CK. nun 118/1-2, TCK. nun 51/1 ve 59 ncu maddeleri uyarınca altı ay yedi gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,
2. Sanıklar Uzm. Çvş. T.B. ve re'sen emekli Uzm. J. Çvş. S.Y.'m As. CK. nun 118/1-2 ve TCK. nun 59 ncu maddeleri gereğince sekiz ay onar gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
TEMYİZ: Hükümler, sanık T.B. ve S.Y. ile sanık B.Ç. müdafii tarafından sübuta, eksik soruşturmaya, suç vasfına ve uygulamaya ilişkin nedenlerle süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 4.12.1998 tarih ve 1998/3821 sayılı tebliğnamesi ile;
"... Sanıkların mağduru konuşmak için çağırıp, bilahare çıkan tartışma sonucu dövmek suretiyle Ast' a Müessir Fiil suçunu işledikleri, sanık B.Ç.' ın müsnet suçu mağdur tarafından yüzüne atılan tekmenin uyandırdığı haksız tahrik duygusu altında işlediği, olay sonrası bu sanığın yapılan muayenesinde, bir gün iş ve gücünden kaldığına dair rapor verilmesi nedeniyle, tahrikin hafif tahrik düzeyinde gerçekleştiği;
Ancak, mağdurun rahatsızlığının bir akıl hastalığı olduğu, As. CK. nun 118. maddesi kapsamında kabul edilmesi için TCK.456/3de ifade edildiği üzere, bu akıl hastalığının (kat' i veya muhtemel surette iyileşmesinin kabil olmaması) icap ettiği, her ne kadar Dz.249'daki GATA raporunda rahatsızlığın kronikleşme olasılığının yüksek olduğuna işaret edilmiş ise de, bu hususta GATA Profesörler Sağlık Kurulundan alınacak görüşe dayanılarak hüküm verilmesi gerektiği, halbuki Dz.414deki ek raporda, bu hususa yer verilmediği anlaşıldığından, söz konusu akıl rahatsızlığının (kafi veya muhtemel surette iyileşmesinin kabil olup olmadığı) hususunda, zikredilen sağlık kurulundan, mağdurun dosyayla birlikte sevk edilerek tekrar ek rapor alınıp, bilahare hükme gidilmesi gerekirken, bu hususun ikmal edilmeyerek, noksan soruşturmayla karar verildiği kanaatine varılmıştır." denilerek mahkumiyet hükümlerinin noksan soruşturma yönünden bozulmalarına dair görüş bildirilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İncelenen dosyaya ve delillere göre; olayın Askeri Mahkemenin, yukarıda özet olarak yer verilen değerlendirme ve kabulünde belirtildiği gibi cereyan ettiği ve sanıkların mağdur çavuş A.B.'a müessir fiilde bulundukları hususunda bir kuşku bulunmamaktadır.
Askeri Mahkeme ile Daire arasındaki anlaşmazlık bu eylemlerin nitelendirilmesi yönünden eksik soruşturma bulunup bulunmadığına ilişkindir. Bu çerçevede mağdurun olay akabindeki sağlık işlemleri incelendiğinde;
1) Olay günü (10.2.1992) tanzim edilen raporlarda (Dz.21 ve 28) mağdurun ağır derecede müessir fiile maruz kaldığına dair bulguların yer aldığı ve hayati tehlikesi bulunduğunun belirtildiği,
2) 14.2.1992 tarihinde hayati tehlikesinin ortadan kalktığı (Dz.53),
3) Malatya As. Hastanesinde 12.3.1992 tarihine kadar yatırılarak tedavi edilen mağdurun "Kafa Travması+Matillu Farive" tanısı ile ve (20) gün istirahatle kıtasına taburcu edildiği (Dz.l00), ancak birliği tarafından rahatsızlığının geçmediği gözlemlenen mağdurun aynı gün Malatya As. Hastanesine oradan da GATA K. lığına sevk edildiği (Dz.101),
4) GATA' da ki yatırılarak tedavisini müteakip 27.3,1992 tarih ve 2853 sayılı raporla "organik ruhsal bozukluk" tanısı ve iki ay hava değişimi (SMK) ile taburcu edildiği (Dz.162),
5) GATA K. lığı tarafından tanzim edilen 9.9.1993 tarihli adli raporda (Dz.220); mağdurun hem maruz kaldığı müessir fiil ve hem de 30.5.1992 tarihinde işlediği iddia olunan üste fiilen taarruz suçu nedeniyle 16.6.1993-9.7.1993 tarihleri arasında müşahede altında tutulduğu ve "organik kişilik bozukluğu" denilen bir ruhsal bozukluk geçirmekte olduğu, bu rahatsızlığın silahla üste fiilen taarruz suçu ile ilgili olarak şuur ve hareket serbestisinin kısmen etkileyecek mahiyette bir ruhsal bozukluk olduğu ve TCK. nun 47 nci maddesinden yararlanabileceği, GATA Başasistanlar Sağlık Kurulunun 8.7.1993 tarih ve 6445 sayılı raporu ile "organik kişilik bozukluğu" tanısı ile (4) ay hava değişimi verildiği hususlarının yer aldığı,
6) GATA tarafından tanzim edilen 8.7.1993 tarih ve (5) sayılı ek raporda (Dz.249): Mağdurdaki kişilik bozukluğunun muhtemelen 10.12.1992 tarihindeki kafasına yönelik darp ye travmalara bağlı olduğu, bu rahatsızlığın akıl hastalığı olup iyileşip iyileşmeyeceğinin iyileşmediği saptandığına göre kronikleşme olasılığının yüksek olduğu, premorbid kişilik yapısının, hastanın hastalanmadan önceki kişiliği olduğunu, organik kişilik bozukluğunun premorbid kişilikle ilgili olmayıp tamamen kafaya yönelik darp ve travmalarla oluşacağının belirtildiği,
7) GATA Prof. Sağlık Kurulunun 14.12.1995 tarih ve (122) sayılı raporu (Dz.414) ile yukarıdaki raporda belirtilen hususların doğrulandığı,
Anlaşılmıştır. Bu raporlar karşısında;
a) Mağdurun premorbid kişilik yapısında olduğu, ancak bunun organik kişilik bozukluğu ile ilgisi bulunmadığı,
b) Bir akıl hastalığı olan ve sanığın duçar olduğu, "Organik kişilik bozukluğunun" tamamen kafaya yönelik darp ve travmalarla oluşacağı,
Hususlarının kesin olarak saptandığı görülmektedir. Sağlık Kurulları tarafından kesin olarak saptanmayan hususlar ise;
1) Mağdurdaki bu rahatsızlığın muhtemelen 10.2.1992 tarihindeki darp ve travmaya bağlı olması,
2) Organik kişilik bozukluğunun 8.7.1993 tarihinde iyileşmediği saptandığına göre kronikleşme ihtimalinin yüksek olduğu,
şeklindedir. Bu durumda, kafaya yönelik darp ve travmalarla oluşan, ancak muhtemelen 10.2.1992 tarihindeki olaydan kaynaklandığı sağlık kurulları tarafından belirtilen "organik kişilik bozukluğunun", 10.2.1992 tarihindeki dava konusu olaydan kaynaklanıp kaynaklanmadığını kesin olarak saptama görevinin hangi mercie ait olduğu belirlenmelidir. Bu hususun saptanmasının yargı merciine ait olduğu açıktır. Zira sanığın olay öncesi, olay günü başka bir darp olayına da maruz kalıp kalmadığım ancak yargı mercii belirleyip karara bağlayabilir. Bu nedenledir ki raporda "muhtemelen" sözcüğü kullanılmıştır. Bu sözcük, bozukluğun başka bir sebepten de olabileceği anlamını taşımamakta, o gün veya günlerde başka bir darp vaki olmuş ise ondan da olabileceğini ifade etmektedir. Bu nedenle ve tıbbi yönden yapılabilecek bir işlem bulunmadığı cihetle anılan hususta eksik soruşturma olmadığı sonucuna varılmıştır. Dosya kapsamındaki delillere göre; mağdurun dava konusu olaydan başka kafasına yönelik darp ve travmaya maruz kalmadığı anlaşıldığından organik kişilik bozukluğunun, sanıkların eylemlerinden kaynakladığının kabulü gerekmektedir.
Başsavcılık Tebliğnamesinde; mağdurdaki bu akıl hastalığının "kati veya muhtemel surette iyileşmesinin kabil olup olmadığı" hususunun saptanmamış olmasının noksan soruşturma teşkil ettiğine dair görüşe de iştirak edilmemiştir. Zira, As. CK. nun 118 maddesinde müessir fiilin ağır dereceleri TCK. nun 456 ncı maddesinde olduğu gibi belirtilmemiş, sadece bu fiillerin mağdurun vücudunda "tahribatı mucip olması" ve "daha ziyade vahim haller" gibi kriterlere yer verilmiştir. Buna benzer bir düzenleme de As. CK. nun 91/4 ncü maddesinde bulunmaktadır. As. CK. nundaki bu genel nitelikteki düzenlemelerin kapsamı, As. Yargıtay İçtihatları ile belirlenmiştir. İçtihatlara göre "tahribat" sözcüğünün, TCK. nun 456 ncı maddesinin 2 nci ve 3 ncü fıkralarında sayılan uzuv tadili, uzuv zaafı, akıl hastalığı v.b. halleri kapsadığı kabul edilmektedir. Bu nedenle, 10.2.1992 tarihindeki olay nedeniyle "organik akıl hastalığına" duçar olduğu anlaşılan ve bu durumun, olaydan (7) ay sonra 8.7.1993 tarihinde iyileşmediği kesin olarak saptanan mağdurun, vücudunda vahim olarak nitelendirilebilecek tahribat oluştuğu aşikar olduğundan, bu hususta yeniden bir rapor alınmasına gerek bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, askeri mahkemenin, Dairenin eksik soruşturma nedeniyle bozmasına uymayarak bu yönden direnme kararı tesis etmesinde isabet bulunduğu gibi, dosyada mevcut delillerin etraflı şekilde tartışılıp değerlendirilmesinden sonra edinilen vicdani kanaat doğrultusunda tesis ettiği mahkumiyet hükümlerinde usul, sübut, vasıf ve uygulama yönlerinden de yasaya aykırılık olmadığı sonucuna varılmış ve hükümlerin onanmalarına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklandığı üzere;
Sanıklar Temel BADUR, Satılmış YILDIRAN ile Sanık Bayram ÇAVDAR müdafiinin tüm temyiz nedenlerinin 353 Sayılı Kanunun 217/2 nci maddesi gereğince REDDİNE,
Adı geçen sanıklar hakkındaki yasaya uygun hükümlerin tebliğnameye aykırı olarak ONANMALARINA, 31.12.1998 tarihinde OYBİRLİĞİ ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy