(1632 S. K. m. 66)
KONU: Firar suçundan sanık terhisli er E.T. hakkında Dağ Komando Okul ve Eğitim Merkez Komutanlığı Askeri Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünü bozan Askeri Yargıtay 3 ncü Dairesinin kararına karşı Başsavcılığın yaptığı itirazın incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 58 nci Er Eğt.Tüm.K.lığı Askeri Savcılığının 4.4.1995 gün ve 1995/396-150 sayılı iddianamesi ile;
Sanığın 5.7.1994-23.8.1994 tarihleri arasında firar suçunu işlediği iddia edilerek, As.C.K.nun 66/1-a ve TCK.nun 59 ncu maddeleri gereğince cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM-I: 58.Er.Eğt.Tüm.K.hğı As.Mahkemesinin 9.4.1996 gün ve 1996/86-180 sayılı hükmü ile,
Sanığın 7.7.1994-23.8.1994 tarihleri arasında firar suçunu işlediği sabit görülerek As.C.K.nun 66/1-a ve TCK.nun 59 ncu maddeleri gereğince .10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiştir.
TEMYİZ-I: Hüküm süresinde sanık tarafından temyiz edilmiştir.
TEBLÎĞNAME-I: Askeri Yargıtay Başsavcılığı 7.6.1996 gün ve 1996/1898 sayılı tebliğnamesi ile;
Hükmün eksik soruşturma nedeniyle bozulmasına karar verilmesi yolunda görüş bildirmiştir.
DAİRE KARARI-I: As.Yrg.3.Dairesinin 18.6.1996 gün ve 1996/358-357 sayılı kararı ile;
Hükmün eksik soruşturmadan bozulmasını kararlaştırmıştır.
HÜKÜM-II: 58.Er Eğt.Tüm.K.lığı As.Mahkemesi eksik soruşturma olarak gösterilen hususlar ikmal ettikten sonra 27.12.1996 gün ve 1996/662-866 sayılı hükmü ile;
Sanığın, 7.7.1994-23.8.1994 tarihleri arasında firar suçunu işlediğini sabit görerek As.C.K.nun 66/1-a ve TCK.nun 59 ncu maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, gözlem altında geçirdiği sürenin mahkumiyet süresinden mahsubuna karar vermiştir.
TEMYİZ-II: Bu hüküm, sanık tarafından süresi içinde aynı suçtan K.K.K.lığı Askeri Mahkemesince mahkum edildiğini ileri sürerek temyiz edilmiştir.
TEBLIĞNAME-II: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 29.4.1997 gün ve 1997/1369 sayılı tebliğnamesi ile;
Hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmesi doğrultusunda görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI-II: Askeri Yargıtay 3 ncü Dairesinin 6.5.1997 gün ve 1997/254-253 sayılı kararı ile; hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
HÜKÜM-III: Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığının Askeri Mahkemesinin 2.9.1997 gün ve 1997/122,-9 sayılı hükmü ile;
Sanığın 7.7.1994-23.8.1994 tarihleri arasında işlediği firar suçundan dolayı As.C.K.nun 66/1-a ve TCK.nun 59/2 nci maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, gözlem altında geçirdiği sürenin mahkumiyet süresinden mahsubuna karar verilmiştir.
TEMYİZ-III: Hüküm sanık tarafından süresinde ve önceki temyizlerinde açıkladığı gerekçelerle temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME-III: Askeri Yargıtay Başsavcılığı 5.12.1997 gün ve 1997/3606 sayılı tebliğnamesi ile;
Sanığın, 7.7.1994-23.8.1994 tarihleri arasında firar suçunu işlediği sübuta ermiştir denerek hükmün onanmasına karar verilmesi yolunda görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI-III: As. Yargıtay 3 ncü Dairesinin 16.12.1997 gün ve 1997/687-685 Sayılı Kararı ile;
"...Antalya Karpuz kaldıran Özel Eğitim Merkezi Komutanlığı'nda görevli iken 5.7.1994 tarihinde Isparta Askeri Hastanesine sevk edilen (Dz.l) sanığın Askeri Hastaneye gitmediği, 23.8.1994 tarihinde kendiliğinden birliğine döndüğü, ancak tesbite göre sağlık durumunun çok ciddi ve ifade verecek durumda olmayışından aynı gün acilen GATA ya sevk edildiği (Dz.22,3), bu hastaneye de uğramayan sanığın, tertip edildiği K.K.K.Eğitim ve Doktrin Komutanlığına 14.11.1994 tarihinde babası tarafından teslim edildiği,
K.K.K.lığı Askeri Savcılığı tarafından yapılan soruşturma sonunda sanığın eyleminin iki ayrı firar suçunu oluşturduğu görüşü ile 5.7.1994-23.8.1994 tarihleri arasındaki firar suçundan yetkisizlik kararı verildiği,
23.8.1994-14.11.1994 tarihleri arasındaki firar suçundan dolayı da sanık hakkında K.K.K.lığı As. Mahkemesinde kamu davası açıldığı (D. 17), K.K.K.lığı As. Mahkemesinde görülen bu davada sanığın 25.8.1994-14.11.1994 tarihleri arasındaki firar suçundan As. C.K. nun 66/1-a ve TCK. nun 59 ncu maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile mahkumiyetine karar verildiği, kararın temyiz edilmemek suretiyle 7.6.1995 tarihinde kesinleştiği (Dz.93),
Yetkisizlik kararı üzerine soruşturmayı üstlenen 58 nci Er Eğt.Tüm.K.lığı As.Savcılığı tarafından, maddi olayı gerçeğe uygun olarak yansıtmayan matbu bir iddianame ile sanığın, 5.7.1994-23.8.1994 tarihleri arasında firar suçunu işlediği iddiası ile kamu davası açıldığı, Askeri mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda ve Askeri Yargıtay 3 ncü Dairesinin noksan soruşturma ve usule aykırılık nedeniyle verdiği bozma kararlarına uyulduktan sonra adı geçenin 7.7.1994-23.8.1994 tarihleri arasında firar suçunu işlediği kabul edilerek yukarıda açıklandığı şekilde mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
...Bir bütün halinde değerlendirilmesi ve aynı askeri mahkemede görülmesi gereken bu davaların, ayrı ayrı askeri mahkemelerde görülmüş olmasının sanık aleyhine sonuç doğurmayacak şekilde bir sonuca ulaştırılması da hakkaniyet ve adalet ilkelerinin bir gereğidir.
Bu çerçevede somut olaya bakıldığında "Nevrotik kişilik" denilen bir ruh yapısına sahip olduğu anlaşılan sanığın, 23.8.1994 tarihinde kendiliğinden birliğine geldiği andaki durumu, (Dz.3) deki birlik komutanının yazısına göre, "sağlık durumunun çok ciddi ve ifade verecek durumda olmayışından aynı gün acilen GATA. K.lığına sevk edilmiştir." şeklinde özetlenmiştir. Sanık sevk edildiği GATA. K.lığına da katılmamıştır. Böyle bir durumda olan ve sevk edildiği hastaneye de başvurmayan ve babası tarafından 14.11.1994 tarihinde birliğine getirilen sanığın, 23.8.1994 tarihinde dehalet iradesi ile birliğine döndüğünü, iradesinin firar suçunu sona erdirmeye yönelik olduğunu kabul etmenin hayatın olağan akışına aykırı olacağı düşünülmüştür. Esasen sanığın, ikinci defa sevk edildiği hastaneye gitmeyerek firar durumunu sürdürmesi de bu düşünceyi doğrulamaktadır. Bu nedenle sanığın eyleminin 7.7.1994-14.11.1994 tarihleri arasında tek bir firar suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Ancak; sanığın 7.7.1994-23.8.1994 tarihleri arasında firarda geçirdiği süre, kesinleşmiş mahkumiyet hükmünün konusunu teşkil etmemesi nedeniyle ve sanığın tek suç teşkil eden eyleminden dolayı iki kez cezalandırılması da yasaya ve adalete aykırı olacağından, askeri mahkemece sanık hakkındaki mahkumiyet hükmü gözetilerek ceza tayinine mahal olmadığına karar verilmesi gerekir..." yönünde bozma kararı verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMESİ; As. Yargıtay Başsavcılığının 6.1.1998 gün ve 1998/26 sayılı tebliğnamesi ile;
Sanığın, 23.8.1994 günü birliğine katıldığı hususu tutanakla tesbit edilirken, birlik komutanının dış görünüşü itibariyle sanığın rahatsız olduğunu müşahedesi üzerine aynı gün sevk belgesi ile GATA'ya sevk edilmesi ve GATA'ya uğramayıp firar etmesi eyleminin 5.7.1994 tarihinde başlayan firarından ayrı bir eylem olduğu, ikinci firarından dolayı verilen mahkumiyet hükmünün kesinleştiği sağlık kurulu raporuna göre, suç ve rapor tarihlerinde askerliğe elverişli bulunup cezai ehliyetinin de tam olması karşısında, birlik komutanının sanığın rahatsızlığını ciddi görüp, aynı gün GATA'ya sevk gereğini duyması, onun ikinci eyleminin birincisinin devamı mahiyetinde olduğunu göstermeyeceği, bu bakımdan Dairenin iki eylemin tek suç oluşturacağına dair kabulüne ve inceleme konusu firar suçundan dolayı ceza tayinine mahal olmadığına karar verilmesi yolundaki görüşüne katılmadığı belirtilerek, Sanığın 5.7.1994-23.8.1994 tarihleri arasındaki firar suçundan verilen mahkumiyet hükmünün usul ve yasaya uygun olduğu görüş ve kanaatine varılmıştır denilerek, 3 ncü Dairenin 16.12.1997 gün ve 1997/687-685 sayılı bozma kararının KALDIRILARAK, diğer yönlerden inceleme yapılmak üzere dosyanın Daireye iadesine karar verilmesi görüş ve düşüncesi bildirilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, sözcü üye dinlenip, itirazın süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosya incelendikten sonra,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Olay ve iddia, son hüküm, Daire kararı, itiraz tebliğnamesi bölümlerinde açıklandığı üzere,
Sanığın, 5.7.1994 tarihinde firar edip 23.8.1994 tarihinde kendiliğinden birliğine katılması ve aynı gün acilen GATA'ya sevk edilmesi bu defa da GATA'ya gitmeyerek firar etmesi ve 14.11.1994 tarihinde babası tarafından birliğine getirilmesi vakaları sabit olup, Daire ile Başsavcılık arasında bu konularda bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık, sanığın 23.8.1994 tarihinde kendiliğinden birliğine katılmasının dehalet olarak kabul edilip edilmeyeceği ve sanığın izah edilen iki eyleminin tek bir firar suçuna mı, iki ayrı firar suçuna mı? vücut vereceği konusuna ilişkindir. Ayrıca Başsavcılıkça birinci firarından verilen inceleme konusu hükmün onanması görüşüne bağlı olarak Dairenin ceza tayinine mahal olduğuna karar verilmesi gerektiğine ilişkin görüşüne de kat ılınmadığı bildirilmiştir.
Nevrotik kişilik yapısı ile psikolojik rahatsızlıkları bulunan ve bu nedenle 5.7.1994 tarihinde Isparta As. Hastanesine sevk edilen ve fakat anılan hastaneye başvurmayıp, 23.8.1994 günü birliğine gelen ve 3 dizideki birliği komutanlığının yazısına göre, sağlık durumunun çok ciddi ve ifade verecek durumda olmadığından aynı gün GATA Komutanlığına sevk edilen sanığın, 23.8.1994 günü dehalet iradesi ve kastı ile birliğine katıldığını kabul etmek mümkün değildir. Geldiği gün sanığın durumunu müşahede eden birlik komutanının, o'nu bu düşünce ve tesbite bağlı olarak tekrar doktora ve hastaneye sevk etmesi işlemi de bu kabule aykırı değildir. Zira İç Hizmet Kanunun 57 nci maddesi sağlık işlerinden birlik komutanını sorumlu tuttuğu gibi, İç Hizmet Kanunun 60.maddesi de "...hasta acil vakalarda derhal...tabibe gösterilir...." hükmünü getirmiştir. İç Hizmet Yönetmeliğinin 289.maddesi de erleri ve erbaşları muayeneye sevk etmekten kıta komutanlarını sorumlu tutmuştur. 14.11.1994 tarihinde babasının Ankara'daki yeni birliğine getirip teslim etmiş olması da sanığın 23.8.1994 günü dehalet irade ve kastı ile hareket etmediğini doğrulamaktadır. Öte yandan sanığın, 23.8.1994 tarihinde birliğine tedavi kastı ile mi, askerliğe devam etmek kastı ile mi geldiği hususu şüpheli kalmaktadır. Kastı net olarak tesbit edilememektedir. Lehine düşünerek tedavi maksadı ile geldiğini kabul etmek gerekir. Çünkü sanığın kafasından ameliyat edileceği korku ve endişesi içinde olduğu aşamalardaki ifadelerinden anlaşılmaktadır. Ayrıca Nevrotik kişilikte olduğu da tesbit edilmiştir.
Bu açıklamalara göre sanığın 23.8.1994 tarihinde Antalya'daki birliğine geldiğinde dehalet iradesi ile hareket etmediği, firar kastını devam ettirdiği, işlemekte olduğu firar suçunun anılan tarihte de devam etmekte olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Bu kabule göre, inceleme konusu davada 5.7.1994 tarihinde Antalya'daki birliğinden Isparta Askeri Hastanesine sevk edilen sanığın, Antalya-Isparta arası 1 gün yol süresi tanımadığında 7.7.1994 tarihinde bu hastaneye katılması gerekirken, yukarıda kabul edildiği üzere 23.8.1994 tarihinde değil 14.11.1994 tarihinde tertip edildiği Ankara'daki birliğine katıldığı, böylece 7.7.1994-14.11.1994 tarihleri arasında temadi eden tek bir firar suçunu işlediği birliği komutanlıklarının yazıları, suç tarihlerinde ve raporunun düzenlendiği tarihte askerliğe elverişli olduğuna ve TCK. nun 46 ve 47 nci maddelerinden yararlanamayacağına dair sağlık kurulu raporu ve dava dosyası kapsamından anlaşılmaktadır.
Ancak, temadi eden bu firar eyleminin bir bölümü olan 23.8.1994-14.11.1994 tarihleri arasındaki eylem sebebiyle, aynı suçtan kesinleşmiş bir yargı kararının bulunduğu görülmektedir. Gerçekten de K.K.K.lığı Askeri Mahkemesinin dosyada mevcut 14.3.1995 gün ve 1995/361-77 sayılı kesinleşmiş mahkumiyet hükmünün konusu, bu sanığın 25.8.1994-14.11.1994 tarihleri arasındaki firar eylemidir. Bu nedenle, kabule göre tek suç sayılması gereken söz konusu firar eylemi sebebiyle sanığın yargılanıp hakkında K.K.K.lığı As. Mahkemesince verilip kesinleşen bir yargı kararı mevcut olduğundan, inceleme konusu dava hakkında mahkemece, 353 Sayılı Kanunun 162.maddesi uyarınca "Davanın Reddine" karar verilmesi gerekmektedir.
Her ne kadar Dairece, eylemler aynı çerçevede değerlendirilmiş ise de, varılan sonuca heyetimizce iştirak etmek mümkün görülmemiştir. Zira, gerek C.M.U. K. nun 253. maddesinde ve gerekse 353 Sayılı Kanunun 162.maddesinde duruşmanın bitmesi ile mahkemece verilebilecek hükümler tek tek belirtilmiş olup, "ceza tayinine yer olmadığına" dair bir hükme, yargılama hukukunda yer verilmemiştir. Doktrinde de bu tür bir kararın yargılama hukukumuzun sistemine uygun olmadığını ve mahkemelerce bu isim altında bir karar verilemeyeceği kabul edilmektedir.(KUNTER, Ceza Muhakemesi Hukuku, 8.Baskı Sh.646 ve 867) Bu açıklamalara göre, böyle durumlarda sanıklar hakkında verilecek kararlar ya "beraat" veya "Kamu Davasının Reddi" biçiminde olmalıdır. Olayımızda ise, oluşa, delillere ve kabule göre mahkemece sanık hakkında "Kamu Davasının Reddine" karar verilmesi gerekirken, mahkumiyet kararı verilmesi kanuna aykırı bulunmuş ve bu nedenle Dairenin ve Başsavcılığın vardığı sonuç kabule değer görülmemiştir.
SONUÇ VE KARAR: Açıklanan sebeplerden dolayı,
İtirazdaki sebeplere kat ılınmadığından, itiraz nedenlerinin REDDİNE, ancak itirazın kabulü suretiyle ve buna atfen Askeri Yargıtay 3 ncü Dairesinin 16.12.1999 gün ve 1997/687-685 Sayılı Kararının KALDIRILMASINA,
Yerel Askeri Mahkemece kamu davasının reddi yerine mahkumiyet kararı verilmesi kanuna aykırı görülmekle, Dağ Komando Okul Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 2.9.1997 gün ve 1997/122-9 sayılı hükmünün BOZULMASINA, Üyeler Hak. Alb. G. BOZKURT ve Hak. Alb. M. SÖNMEZ' in karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile 22.1.1998 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI: Sanık hakkında iki ayrı firar suçundan ayrı ayrı mahkemelerde dava açılmış ve bunlardan 25.8.1994-14.11.1994 tarihleri arasındaki firar suçu hakkında K.K.K.lığı Askeri Mahkemesince verilen mahkumiyet kararı kesinleşmiş, bu tarihlerden öncesine ait ve 5.7.1994-23.8.1994 tarihlerine ait firar suçu hakkında ise, derdest dava nedeniyle her iki eylemin tek suç sayıldığından bahisle evvelce verilmiş kesinleşmiş hüküm nedeniyle davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Firar suçları mütemadi suç olduğundan temadinin sona erdiği tarihin belirlenebilmesi için her iki davanın birlikte değerlendir ildirilmesi ve böylelikle tek suçun kabulü gerekir. İlk nazarda usul yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülebilirse de; öncelikle kesin hüküm yargılamanın yenilenmesi yoluyla çözülmeli ve her iki dosya birleştirilerek iki ayrı tarihi kapsayan firar eylemleri arasındaki kasıt ve temadinin devam edip etmediğine karar verilerek hüküm verilmelidir.
Normalde, benzer durumlarda iki ayrı dava halinde yapılması gereken de budur.
Bu halde ise, nasıl olsa ceza fark etmeyecek şeklindeki bir düşünce ile davanın reddine karar verilmesi durumunda, firar eylemi hakkında 5-23 TEMMUZ 1994 tarihleri arasında hiç suç işlenmediği sonucu doğmakta ve binnetice davanın reddi kararının şartlarından olan aynı eylem keyfiyeti şüpheli kalmaktadır. Bu nedenlerle, aksi yöndeki çoğunluk kararma muhalif kaldık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy