(1632 S. K. m. 152, 51, 50) (765 S. K. m. 416)
İNCELEME KONUSU: Sanıklar J.Uzm.Çvş.H.Ö. ve JEr MY. hakkında zorla ırza geçmek suçundan askeri mahkemece tesis olunan mahkumiyet hükümlerini suç vasfından bozan Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin kararına karşı Başsavcılık tarafından yapılan itirazın incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 8 nci Kor.K.lığı Askeri Savcılığının 13.12.1991 tarih ve 1991/1293-515 sayılı iddianamesi ile;
Sivrice İlçe Jandarma Komutanlığında görevli sanıkların olay günü ELAZIĞ-DİYARBAKIR karayolunda araçları ve şahısları arama görevlerini ifa ettikleri sırada ELAZIĞ yönünden gelen ve içinde mağdure M.B. ve B.A.'nun bulunduğu aracı durdurarak H.Ö.' in kimlik kontrolü yaptığı, mağdurenin hafif meşrep bir kadın olduğunu onu arayıp bulabileceklerini ifade ettiği ve bir lokantada yemek yerlerken buldukları, mağdure ile B.A. Elazığ'a dönerlerken aracın sanık M.Y. tarafından durdurulduktan ve B.Ö. zorla olay yerinden uzaklaştırıldıktan sonra mağdureyi kullanılmayan karayolları bakımevi binasının arkasına götürüp zorla ve sıra ile ırzına geçtikleri iddiasıyla ve As.C.K.nun 152, TCK.416/1, As.C.K.nun 51/A-B ve 50 nci maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılmaları ve sanık J.Uzm.Çvş.H.Ö.'in As.C.K.nun 71 nci maddesi gereğince rütbesinin geri alınması istemiyle haklarında kamu davası açılmıştır.
ÖNCEKİ TEMYİZ SAFHALARI:
1) 8 nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 22.4.1993 tarih ve 1993/40-157 sayılı kararı ile, sanıkların mahkumiyetlerine yeterli delil bulunmadığından zorla ırza geçmek suçundan beraatlarına karar verilmiştir.
Askeri Savcı, atılı suçun sübuta erdiği nedeniyle sanıklar aleyhine hükümleri temyiz etmiş ve Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 18.1.1994 tarih ve 1994/42 - 45 sayılı ilamı ile, " sübut mevcutken şüpheli durumdan bahisle verilen beraat kararının yerinde olmadığı" gerekçesiyle sanıklar hakkındaki beraat hükümleri tebliğnameye uygun olarak bozulmuştur.
2) Bozma üzerine yeniden yapılan yargılama sonunda 8 nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin 2.2.1995 tarih ve 1995/77-31 sayılı kararı ile sanıkların zorla ırza geçmek suçunu işledikleri kabul edilerek sevk maddeleri uyarınca mahkumiyetlerine karar verilmiştir.
Bu hükümlerin sanıklar tarafından temyizi üzerine, Askeri Yargıtay 4.Dairesinin 9.1.1996 tarih ve 1996/1-1 sayılı kararı ile "...cinsel temas aşamasına vardığı söylenemeyen şehevi amaçla, sanıklarla mağdure arasında bedeni temas oluşmuştur. O halde sanıkların eylemi T.C.K.nun 416//2 nci maddesindeki ırza tasaddi iken, ırza geçme olarak vasıflandırılmasında isabet görülmediği..." gerekçesiyle sanıklar hakkındaki mahkûmiyet hükümleri tebliğ nameye aykırı olarak oyçokluğu ile suç vasfı yönünden bozulmuştur.
HÜKÜM: 8 nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesince, bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama sonunda 21.11.1996 tarih ve 1996/753-695 sayılı karar ile;
"...Sanıkların savunma kapsamında değerlendirilip itibar edilmeyen savunmalarına karşın, mağdurenin kabul gören ilk anlatımları, tanıkların mağdurenin anlatımını destekleyen birbirlerini tamamlayan ve doğrulayan gerek görgüye, gerekse olayın doğal gelişimi içerisinde vardıkları sonuca dayalı beyanları karşısında, sanıkların ırzına geçtikleri kabul edilerek sanıkların As. C.K.nun 152, TCK. nun 416/1, 417, 59, 31, 33 maddeleri uyarınca sekizer sene dokuzar ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına, H.Ö.'in As. C.K.nun 35/1-A maddesi gereğince rütbesinin geri alınmasına karar verilmiştir.
TEMYİZ: Anılan hükümler;
1) Sanık H.Ö. müdafii tarafından "yerel mahkemece uyma kararı verildiği halde, bu karar yok sayılarak eski kararda diren ildiği, basit bir müessir fiilden ibaret eylemin ırza geçme olarak vasıflandırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu"
2) Sanık M.Y. müdafii tarafından "mahkemece bozmaya uyulmasından sonra eski kararın tekrar verilmesinin usul hükümlerine aykırı olduğu" nedenleriyle duruşma istemli olarak süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 21.11.1997 tarih ve 1997/3502 sayılı tebliğnamesinde özetle; sanıkların cebir ve tehdit kullanarak zorla ırza geçme suçunu işledikleri, mahkeme kararının direnme niteliğinde olmayıp, sebat niteliği taşıdığı, usul ye kanuna uygun bulunan mahkûmiyet hükümlerinin onanmaları gerektiği belirtilmiştir.
DAİRE KARARI: Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesi tarafından duruşmalı olarak yapılan temyiz incelemesi sonunda 20.1.1998 tarih ve 1998/1-44 sayılı karar ile sanıklar müdafilerinin usule yönelik temyiz itirazları reddedildikten sonra;
"...Mağdurenin son soruşturma safhasında verdiği dilekçe(D/103) ile ikinci ifadesine kadar ki (D/l28-129) önceki beyanları ve tanık anlatımları eylemin zorla ırza geçme mahiyetinde bulunduğunu düşündürmekte ise de;
Mağdurenin kendisine tecavüz eden iki kişinin dışarı boşalmadıklarını söylemesine (D/3 4-3 5) rağmen olaydan 16-17 saat sonra vajinadan spekulumla alınan materyalin mikroskopta yapılan incelemesinde sperme rastlanmamıştır. Yapılan soruşturma esnasında bu rapor ve tespitin aksi ortaya konmamıştır. Mağdure sonradan verdiği dilekçelerle ifadelerinde (D/103,128,129) kendisine tecavüz edilmediğini belirtmektedir. Kendisine zor kullanıldığı sabit olan mağdure önceki ifadelerinde sanıklardan birinin kendisini tutarken diğerinin tecavüz ettiğini söylemesine karşın tanık Eşref bu ifadenin aksine (birisi mağdureyi tutarken diğerinin tecavüz etmesi) Sanık H. kadının yanından döndükten sonra sanık M.'i mağdurenin üstünde sadece bedeni temas halinde görmüştür. Diğer tanık anlatımları görgüye değil kendi değerlendirmelerine dayalıdır. Bu olgular ve sanıkların tenasül organlarının cinsel münasebeti sağlayacak şekilde mağdurun tenasül uzvuna girdiğine dair yeterli delil bulunmadığı dikkate alındığında eylemin ırza tasaddi mahiyetinde kaldığı değerlendirildiğinden mahkemenin zorla ırza geçmek suçundan mahkumiyet kararı vermesi yasaya uygun bulunmamıştır" gerekçesiyle mahkumiyet hükümlerinin suç vasfından bozulmalarına oyçokluğu ile karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMEŞİ: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 17.2.1998 tarih ve 1997/3502 sayılı tebliğnamesi ile;
"...Sanıkların olay günü başlangıçtan itibaren mağdureye tecavüz kastı ile hareket ettikleri ve bunu gerçekleştirecek şekilde planlama ve davranış içinde oldukları, dosya kapsamı ile kuşkuya yer vermeyecek şekilde sabit bulunmaktadır. Mağdurenin direnmesi nedeniyle tecavüzün zor olduğu ve sanıkların cinsel organlarının mağdurenin cinsel organına ithali konusunda yeterli delil bulunmadığı düşünülüp kabul edilse dahi, bu durumda da amaç ve hareketleri dikkate alındığında, sanıkların eylemlerinin ırza tasaddi mahiyetinde olmayıp, zorla ırza geçmeye teşebbüs mahiyetinde olduğu kanaatine ulaşılmaktadır.
Öte yandan mağdurenin maruz kaldığı eylemden etkilenerek durumu sanıkların bağlı olduğu makama şikayet edip takip ettiği, başlangıçtaki ifadelerinde samimi olduğu, bunun aksine davranması için hiçbir sebep bulunmadığı, yargılama aşamasında mağdurenin ifadelerinde değişiklik yapmasının çeşitli nedenlerle ya da acıma hisleriyle sanıkları kurtarmaya yönelik nitelikte olduğu kanaatine ulaşılmıştır" denilerek Daire kararının KALDIRILMASINA, diğer hususlarda inceleme yapılmak üzere dava dosyasının Dairesine iadesine karar verilmesi görüş ve düşüncesiyle süresi içerisinde Daire kararına itiraz edilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra edinilen vicdani kanaatle,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Sanıkların, olay günü ifa ettikleri yol kontrol görevi sırasında rastladıkları ve sanık H.Ö.'in hafif meşrep olarak nitelendirdiği mağdure ile cinsel isteklerini tatmin amacını gerçekleştirmeye yönelik planlar yaptıkları ve davranışlar sergiledikleri, bunu gerçekleştirerek mağdurenin erkek arkadaşını zorla olay yerinden uzaklaştırdıkları, müessir fiil dahil zor ve tehdit kullanarak mağdureyi terkedilmiş durumdaki karayolları bakımevi binasına götürdükleri ve sıra ile mağdureye şehevi hareketlerde bulundukları hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde sübuta ermiştir.
Anlaşmazlık, sanıkların sübut bulan eylemlerinin ırza tasaddi mi, ırza tecavüz mü teşkil ettiği hususundadır.
Mağdurenin, sanıkların kendisini Elazığ'a bıraktıklarında İl Jandarma K.lığına giderek nöbetçi Astsubayı D.S.'na, sanıkların tecavüzüne uğradığını beyan ettiği ve şikayetçi olduğu, aynı gün Sivrice İlçe Jandarma K.lığında ve daha sonra Askeri Savcı tarafından saptanan ifadelerinde sanıkların zorla ve sıra ile kendisine tecavüz ettiklerini bütün detayları ile beyan ettiği, bu beyanların tanıklar E.S. H.A.Ö. T.K. E.Ç. ve M.D.'ın gerek olay anına gerek olay sonrasına ait ifadeleri ile doğrulandığı anlaşılmıştır. Ayrıca, mağdureye ait doktor raporları da bu beyanları doğrular niteliktedir. Her ne kadar raporunda sperme rastlanmadığı belirtilmekte ise de, bu husus tek başına mağdurenin beyanlarının gerçeğe aykırı olduğunu kabule yeterli değildir. Nitekim raporda yer alan mağdurenin Elazığ'a sevk edilmek istenilmesi, mağdurenin de ifadesinde belirttiği gibi raporun bu konudaki yetersizliğini göstermektedir.
Mağdure, yargılama aşamasında verdiği ifadelerde ve dilekçesinde, önceki beyanlarından dönmüş ve kendisini dövdükleri için bu şekilde beyanda bulunduğunu, ırzına geçilmediğini ifade etmiş ise de; sanıkların mağdureyi dövmeleri için bir neden olmaması, özellikle gece saat 24.00 sularında şehirlerarası bir yolda yanındaki erkek arkadaşını zorla uzaklaştırıp mağdureyi terkedilmiş bir binanın arkasına götürmelerinin mantıklı bir açıklamasının bulunmaması ve dosyadaki deliller karşısında, mağdurenin hazırlık soruşturmasında saptanan ifadelerinin gerçek ve samimi olduğu, daha sonraki ifadelerinin ise bu kapsamda değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Sanıkların, mağdureye müessir fiil dışında ırz ve iffete tecavüz niteliğinde bir eylemde bulunmadıkları şeklindeki beyanları da tevilli ikrar niteliğinde görülmüştür. Zira, sanıklar savunmalarının mantıklı hiçbir açıklamasını yapmamakla beraber, mağdurenin samimi bulunan anlatımlarını doğrulamaktadırlar. Nitekim mağdurenin "sanık H.Ö.'in halasının kızı ile evli olduğunu, mutlu olmadığını, kendisi ile evlenmek istediğini söylediği" şeklindeki beyanının, adı geçen sanığın halasının kızı ile evli olduğunu beyan etmesi ile doğrulanması bunun en çarpıcı örneğini oluşturmaktadır. Bu duruma göre, olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanıkların, yaptıkları ilk kimlik kontrolü sırasında mağdurenin hafifmeşrep bir kadın olduğu düşüncesiyle onun ırzına geçmek kastıyla hareket ettikleri, cebir ve tehditle bunu gerçekleştirdikleri anlaşılmaktadır. Olay yeri, fiilin işleniş şekli ve mağdurenin açıkça ırzına geçildiğini beyan etmesi nedenleriyle eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmemiştir. Bu kabule Üyelerden Hak.Alb.N.Y. eylemlerin ırza tasaddi, Hak.Alb,Yavuz ÖĞÜT ırza geçmeye teşebbüs niteliğinde olduğu gerekçesiyle katılmamışlardır.
Bu nedenlerle, Başsavcılık itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ VE KARAR:
Yukarıda açıklandığı üzere;
Askeri Yargıtay Başsavcılığının 17.2.1998 tarih ve 1997/3502 sayılı tebliğnamesiyle yapmış olduğu itirazın 353 Sayılı Kanunun 224 maddesi gereğince KABULÜNE,
Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 20.1.1998 tarih ve 1998/1- 44 sayılı kararının KALDIRILMASINA, temyiz incelemesine devam olunması için dava dosyasının Daire'ye GÖNDERİLMESİNE,
2.4.1998 tarihinde Üye Hak.Alb.Nail YÜCEL' in karşı oyuyla ve OYÇOKLUĞU ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Gerçekleşen eylemin ırza geçmek olarak çoğunluk tarafından kabul edilmesine aşağıdaki nedenlerden ötürü katılmadım.
Mağdure, her iki sanığın, ırzına geçtiklerini belirtilirken dışarı boşalmadılar demesine karşın, 1 gün sonra yapılan muayenede mağdurenin vajinasında sperm'e rastlanmadığı,
Mahkeme dahi gerekçeli kararında, "sanıkların eylemlerinin "ırza geçme suçuna teşebbüs" aşamasında kaldığı düşünülebilir ise de" demek suretiyle tereddütünü kararma aksettirmiştir.
Mağdure, iddia ve isnatlarındaki son soruşturma safhasında dönerek, sanıkların ırza geçme fiillerini gerçekleştirmediklerini söylemiştir.
Ayrıca, sanıkların mağdurenin üzerinde görülmesi duhulün gerçekleştiğinin delili olamaz.Bütün bu sanıkların lehine olan durumlar nedeniyle, gerçekleşen eylemin "ırza tasaddi, suçunu oluşturduğu kanaatindeyim.
KARŞI OY YAZISI:
Oluşa, dosyadaki mevcut delillere ve özellikle, mağdurenin son soruşturma aşamasındaki açık beyanlarına göre; sanıkların, mağdurenin ırzına geçtikleri kesin biçimde ortaya konulamamış ve sübut bulan eylem, teşebbüs aşamasında kalmış ve en azından ortaya çıkan kuşku sanıklar lehine yorumlanmak suretiyle böyle kabul edilmesi gerekli iken, suçun tamamlandığının kabulü ile hükme varılmasında ve çoğunluğun görüşünün, de bu yönde tecelli etmesinde yasal isabet göremediğim gibi, Dairenin bozma kararına Başsavcılıkça yapılan itiraz; suçun teşebbüs derecesinde kaldığına ilişkin olmasına ve bu düşüncenin çoğunluk kararıyla yerinde bulunmamasına göre; itiraz nedeninin reddine ve itiraza atfen ve resen Daire kararının kaldırılmasına veya itirazın değişik gerekçe ile kabulü yerine, itiraz aynen kabul edilmiş gibi karara varılmasında da isabet göremediğimden gerek esas bakımından ve gerekse teknik açıdan çoğunluk kararına karşı oy kullandım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy