(353 S. K. m. 146)
İNCELEME KONUSU : Fiili tehdit suretiyle üste hürmetsizlik suçundan sanık P. Çvş. M.Y. hakkında Dağ Komando Okul ve Eğitim Merkez Komutanlığı Askeri Mahkemesince verilen beraet hükmünü bozan Askeri Yargıtay 2 nci Dairesinin bu kararına karşı direnilerek verilen beraet hükmünün incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA : 58 nci Er Eğt. Tüm. K. lığı Askeri Savcılığının 14.4.1997 gün ve 1997/516-179 sayılı iddianamesi ile;
Olay tarihinde Onbaşı rütbesini haiz olan sanık P. Çvş. M.Y.'nun, Çvş. Baki AYDIN ile birlikte 22.2.1997 günü 02-04 saatleri arasında kula devriye nöbetini tuttukları sırada, bir çok kez uyuklayan sanığı her defasında ikaz eden, ikazına rağmen uyumaya devam eden sanığı elinin ayası ile göğsünden vurarak ittiren Çvş. Baki AYDIN' ın çapraz tutuştaki silahının namlusunun sanığın yüzüne isabet ettiği, burnunun kanadığı,
Sinirlenen sanığın, "yeter artık yaptıklarınız" diyerek tehdit eder şekilde kurma kolunu çekip silahını kurduğu, silah namlusunu mağdura tevcih etmeksizin mağdura göre 30 derece yan tutup, beklemeye başladığı,birkaç dakika içinde kendisini toparladığı, silahındaki mermileri boşalttığı, 30 metre mesafedeki kulede nöbet tutan ve mekanizma sesini duyarak gelen P. Çvş. Üzeyir KARABULUT' a silahım teslim ettiği, bu suretle fiili tehdit şeklinde üste hürmetsizlik suçunu işlediği iddia edilerek As. C.K. nun 82/2,92/1, TCK. mm 51/2 nci maddeleri gereğince cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM : 58 nci Er Eğitim Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 3.6.1997 gün ve 1997/411-239 sayılı hükmü ile;
Öncelikle sanığın sarf ettiği sözler tehdit içerikli ve amaçlı olmayıp daha çok bir nevi isyankar ruh halinin ve artık sabrının taştığına dair durumun dış dünyadaki tezahüründen ibarettir. Silahını doldurarak atışa hazır hale getirmiş olmakla beraber, hareketler bu noktadan öteye
Geçmemiştir. Olayda sanığın bu yönde icrai hareketleri bulunmadığı gibi, olay boyunca gerçekleştirdiği hareketlerde tehdit suretiyle hürmetsizlik şeklinde tavsif etmek mümkün görülmemiş ve açıklanan sebeplerle müsned suçtan beraetine dair hüküm tesis olunmuştur......" denilmiştir.
TEMYİZ : Hüküm Askeri Savcı tarafından isnat edilen suçun oluştuğu belirtilerek sanık aleyhine temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME : Askeri Yargıtay Başsavcılığının 30.9.1997 gün ve 1997/2896 sayılı tebliğnamesi ile;
Sanığın, maruz kaldığı haksız tahrik altında fiili tehdit suretiyle hürmetsizlik suçunu işlediğinin anlaşıldığı belirtildikten sonra; 353 sayılı kanunun 146/2 nci maddesi uyarınca iddianame okunmadan sanığın sorgusunun yapılmış bulunmasının usule aykırı ve bozma sebebi teşkil ettiği belirtilerek beraet hükmünün usul yönünden bozulmasına karar verilmesi doğrultusunda görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI : Askeri Yargıtay 2 nci Dairesinin 8.10.1997 gün ve 1997/632-625 sayılı ilamı ile;
"......Sanığın, atılı suçu işlemediği kabul edilerek beraetine karar verilmiş ise de;
Yapılan duruşmada, kimliği tespit edildikten, iddianame tebliğinden itibaren gerekli yasal sürenin geçtiği zapta yazıldıktan sonra iddianamenin okunması gerekirken, iddianame okunmadan isnat olunan suçun neden ibaret bulunduğu anlatılmadan, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle sorgusunun yapılmış olması, 353 sayılı kanunun 83 ve 146/2 nci maddelerine aykırı bulunduğundan sanık hakkında verilmiş bulunan beraet kararının Askeri Savcının temyizine atfen ve re'sen 353 sayılı kanunun 221 nci maddesi gereğince, usulden BOZULMASINA, bozma sebebi karşısında sair temyiz sebeplerinin incelenmesine YER OLMADIĞINA......." Oyçokluğu ile karar verilmiştir.
DİRENME HÜKMÜ : Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 9.12.1997 gün ve 1997/413-193 sayılı olan ve önceki hükümde direnilerek verilen kararı ile;
Usul yönünden inceleme :
Bu hususu iki açıdan ele almakta yarar görülmektedir. Birinci husus, somut olayda savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığıdır. İkinci husus ise iddianame okunmadan sorgu yapılmış olmasının esası etkileyecek bir "usule aykırılık" teşkil edip etmediğidir. Savunma hakkının en önemli şartlarından birinin "isnadın niteliği ve nedenleri hakkında bilgi alma hakkı" olduğu kuşkusuzdur. Bu husus AİHS' nin 3/a maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre "her sanık kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa bir zamanda, anladığı bir dil
ile ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek hakkına sahiptir. "Sanık, hakkındaki suçlamanın niteliğini ve nedenlerini bilecek ki, sorgulanabilsin ve kendisini savunabilsin. İsnaddan bihaber bir sanığın savunma yapması elbette ki olanaksızdır. Somut olayda duruşmadan önce sanığa tebligat yapılmış olup, sanık isnadın vasıf ve mahiyetini öğrenmiştir. Tek usulü eksiklik iddianamenin duruşmada okunmamış oluşudur. Ancak görülmektedir ki, buna rağmen sanık sorgulanmış ve aynı zamanda kendisini savunmuştur. Nitekim yargılama sonunda iddia makamının esas hakkındaki mütalaasında sanık hakkındaki isnat ve talep açık bir biçimde yinelenmiş ve sanık esas hakkındaki savunmasını da yapmıştır.(Daha doğru bir deyişle önceki beyanlarını ve savunmasını yinelemiştir.) Yapılan sorgulama ve savunmasının sonunda, iddia makamının' talebinin aksine sanık hakkında beraet kararı dahi verilmiş iken savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle hüküm tesis edildiğini kabul etmek somut olayda hayli güç gözükmektedir. Sonuç olarak belirtmek gerekir ki, savunma hakkını güvence altına alan hükümlerden birinin (İddianamenin okunmasına ilişkin yasa hükmünün) uygulanmamış olması, mutlaka savunma hakkının kısıtlandığı sonucunu doğurmaz. Yapılan yargılamada, şekli (usuli) eksiklik bir yana bırakıldığında,savunma hakkının kısıtlanmadığı kanaatinde olduğumuzdan ilk hükümde direnilmesine karar verilmiştir.
2) Usul yönünden önemli olan ikinci husus, iddianame okunmadan sorgu yapılmış olmasının esası etkileyecek bir "Usule aykırılık" teşkil edip etmediğidir.
353 S. K.nun 207 md. maddeleri, hükmün hangi hallerde temyiz edilebileceğini ve bozulacağını düzenlemektedir.207 nci maddede zikredildiği üzere bu hal, hükmün "Kanuna aykırılık" halidir. Maddede mutlak ve nispi aykırılık halleri düzenlenmiş olup, mutlak aykırılık hallerinden birisi ve olayımızla ilgili olan durum "Hüküm için önemli olan noktalarda mahkeme kararı ile savunma hakkının kısıtlanmış olması" halidir. Yukarıda etraflıca açıklamış olduğumuz üzere bizce savunma hakkı kısıtlanmamıştır. Bu nedenle kanuna mutlak aykırılık hali olayımızda söz konusu değildir. Öyleyse, söz konusu olan nispi aykırılık halidir. Hükümdeki kanuna aykırılık hali, hükmü etkileyici nitelikte ise bu, nispi aykırılık hali olarak kabul edilir ve hüküm bu sebepten bozulur.
Ancak hükümdeki aykırılık hali hükmü etkilememiş,mahkemenin hükmü bu ihlal olmasaydı da değişmeyecek ise, temyiz mercii (Askeri Yargıtay) bu eksikliği (Kanuna aykırılığı) belirtmekle yetinecektir. As. Yrg. İçt. Brl. Kurulunun 15.01.1969 tarihli ve 1969/1-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı da görüşümüzü teyit etmektedir. Söz konusu kararda özetle, Hükme müessir olan hukuki bir kuralın uygulanmamış veya yanlış uygulanmış olması halleri ile kanuna mutlak aykırılık teşkil eden hallerde hükmün bozulması gerektiği ifade edilmektedir. Bu durumda gerek anılan İçtihadı Birleştirme kararından, gerekse açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere hükmün esasına etkili bir usuli eksiklik (Nispi aykırılık hali) söz konusu değildir.
Açıklanan sebeplerle mahkememizce verilen beraet hükmünde savunma hakkı kısıtlanmadığı gibi (Kanuna mutlak aykırılık hali), esasa etkili bir usulü eksiklik de (Nispi aykırılık) bulunmadığı kanaatine varıldığından öncelikle usul yönünden ilk hükümde direnilmesine karar verilmiştir.
Esas yönünden inceleme :
Olayın sübut şekli yukarıda izah edilmiştir. Önceki hükümde de izah olunduğu üzere sanığın "yeter artık yaptıklarınız" şeklindeki sözleri tehdit veya hürmetsizlik amaçlı olmayıp daha çok bir nevi isyankar ve bıkkın bir ruh halinin ve de sabrının taştığına dair durumun dış dünyaya yansımasından ibarettir. Esasen iddia makamının görüşleri dahi, açıkça belirtilmese de aynı yöndedir. Zira tüm safhalarda (İddianame, esas hakkındaki mütalaa ve temyiz dilekçesi) sanığın sözlerinin suç vasfından bahsedilmeyerek silahın doldurulması eylemi üzerinde durulmuş ve sürekli bir şekilde Fiili tehdit suretiyle hürmetsizlik etmek suçundan bahsedilmiştir. Hakikaten o anki ruh hali de nazarı dikkate alındığında söylenen sözlerin tehdit veya hürmetsizlik amaçlı olarak algılanması hukukilikten ve günlük hayatın olağan akışından uzak olacaktır.
Açıklanan tüm sebeplerden ötürü, usul ve esas yönünden isabetli olduğu düşünülen ilk hükümde direnilmek suretiyle, sanığın müsnet suçtan ötürü beraetine karar verilmiştir......"
İKİNCİ TEMYİZ : Hüküm Askeri Savcı tarafından mahkemece gösterilen gerekçeler müsnet suçun manevi unsur bakımından oluşmadığını izaha taalluk etmekle birlikte, işbu gerekçelerin tamamının suç saikinden başka bir şey olmadığı, sanığın olay öncesinde nöbet sırasında sık sık uyuklamasına kızan mağdur tarafından ikazlara rağmen bu tutumunu sürdürmesi üzerine elinin aya kısmıyla göğüs bölgesine bir kez darp edilmesi sonucu silahını atışa Salih hale getirmesi eyleminin hüküm yerinde belirtildiği gibi suçun manevi unsurunun teşekkül etmediği değil, tahrik hükümlerinin uygulanabileceği yönündeki tezahürler olduğu kanaatindeyiz. Bu itibarla sanık hakkında tesis olunan beraet hükmünün sanık aleyhine ve lehine temyizen incelenerek usul ve esas yönünden bozulmasına karar verilmesi TALEP ve ARZ olunur......" denilerek temyiz olunmuştur.
SON TEBLİĞNAME : Askeri Yargıtay Başsavcılığının 14.4.1998 gün ve 1998/1022 sayılı tebliğnamesi ile;
"......Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 11.12.1997 gün ve 1997/163-163 sayılı kararında da belirtildiği üzere;
Duruşmanın usulüne uygun şekilde yapılıp yapılmadığına ilişkin olarak 353 sayılı yasada yer alan usul hükümleri, kanunun uygulanmasını mecburi kıldığı kurallardır. Bir başka ifadeyle usul kuralları yargılama vasıtası olup, kamu düzenini ilgilendirmektedir. Özellikle kanunun uygulanmasını mecburi kıldığı bir kuralın uygulanmaması veya yanlış uygulanması kanuna aykırılık teşkil eder ve 353 sayılı yasanın 207/2 nci maddesi uyarınca bozma sebebi sayılır.
Yargılama usulünün esaslı kurallarından olan iddianamenin okunduğunun mutlaka duruşma tutanağına yazdırılması, özellikle iddianamede nitelendirildiği gibi suçun ne olduğunun tutanağa geçirilmesi zorunludur. Bu zorunluluk yüze karşı yapılan duruşmalarda olduğu kadar, sanığın yokluğunda yapılan duruşmalar içinde söz konusudur. Zira iddianamenin okunması, diğer bir ifadeyle isnadı öğrenme hakkı yalnızca sanık yönünden değil, aynı zamanda suçtan zarar gören ve kamu içinde önem taşımaktadır.
Bu sebeplerle;
Usul yönünden yasaya aykırı ve isabetsiz bulunan direnme (beraet hükmünün 353 sayılı yasanın 221 nci maddesi uyarınca Askeri Savcının temyizine atfen ve re'sen BOZULMASINA,
Karar verilmesi yönünde görüş bildirilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunduktan ve sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra hasıl olan vicdani kanaate göre;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : 21.2.1997 günü 02-04 saatleri arasında P. Çvş. Baki AYDIN ile birlikte 5 nci kule devriye nöbetçisi olan ve olay tarihinde Onbaşı rütbesini haiz bulunan sanığın sık sık uyuklaması sebebiyle her defasında Çavuş Baki AYDIN tarafından uyumaması konusunda ikaz edilmesine rağmen uyuklamaya devam etmesi üzerine, Çavuş Baki'nin elinin ayası ile göğsüne vurduğu ve Çavuş Baki'nin çapraz tutuşu tuttuğu silahının namlusunun sanığın yüzüne çarpması sonucu burnunun kanamaya başlaması nedeniyle,
Sanığın, "yeter artık yaptıklarınız" diyerek silahının kurma kolunu çekip, silahını kurduktan sonra, namlunun sanığa göre 30 derecelik bir açı teşkil edecek şekilde silahını tutup beklediği, bir süre sonra silahına doldurduğu mermiyi iradi olarak çıkarttığı böylece fiili tehdit şeklinde üste hürmetsizlik suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davasının geçirdiği aşamalar yukarıda etraflı olarak açıklanmıştır.
Buna göre yerel mahkeme ile Daire arasındaki anlaşmazlığın sanığın yüzüne karşı icra edilen ve sonuçlandırılan duruşma ve yargılamada iddianame okunmadan sanığın sorgusunun yapılarak savunma hakkının böylece kısıtlanmak suretiyle hüküm kurulmuş olup olmadığına ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır
.
Duruşmanın başlaması ve duruşma açıldıktan sonra sırasıyla yapılacak işlemler 353 sayılı kanunun 146 ncı maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu madde hükümlerine göre "duruşmaya sanık, müdafii, tanık ve bilirkişilerin yoklaması ile başlanır. Bu işlemden sonra sanıklar ve bilirkişiler duruşma salonundan çıkarırlar sanığın kimliği tespit edilir....kimlik tespitinden sonra askeri savcı suç teşkil eden eylemin neden ibaret bulunduğunun ve kanuni unsurları ile uygulanması istenen kanun maddelerini belirtmek suretiyle iddianameyi özetleyerek okuyabilir..." Bundan sonra 83 ncü madde gereğince sanığın sorgusu yapılacaktır.
Duruşmanın başlamasından itibaren yapılması gereken bu işlemlerin bir tutanakla tespiti gerekmektedir. Duruşma tutanağının kapsayacağı hususlar 177 ve 178 nci maddelerde belirtilmiştir. Bu hükümlere göre duruşma tutanağında duruşmanın yapıldığı yer ve tarih,hakimlerin,savcıların,tutanak katibinin,varsa tercümanın ad ve soyadları, iddianamede nitelendirildiği gibi suçun ne olduğu, sanıkların, müdafilerin, davacıların ve davaya katılanların ad ve soyadları, duruşmanın açık mı kapalı mı olduğu yapılacağı gibi, duruşmada yargılama usulünün esaslı kurallarınca uyulduğu da açık bir şekilde gösterilmelidir. Tutanak duruşmada geçen iddia ve beyanları ve sanığın sorgu ve savunmasını, dinlenen tanık ve bilirkişilerin ad ve soyadlarını, yaşlarını ve yerlerini ve sanıkla olan ilişkilerini "yeminli ve yeminsiz dinlendiklerini....." duruşmada okunan evrak ve belgelerin neden olduğunu.....kısacası duruşmada geçen bütün vakaları ve arada verilen kararları ve en son hüküm fıkrasını kapsayacak şekilde yazılacak, duruşmada yapılanma usulünün esaslı kurallarına uyulduğu tutanakta mutlaka gösterilecektir.
Duruşmanın nasıl yapılacağı hakkındaki kanuni kurallara uyulup uyulmadığı ise, ancak duruşma tutanağı ile ispat olunabilecektir.
Duruşmanın usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını göstermesi bakımından önem taşıyan bu hükümler, kanunun uygulanmasını mecburi kıldığı kurallardır. Yani usul kuralları yargılama vasıtası olup, kanun düzenini ilgilendirmektedir. Özellikle kanunun uygulanmasını mecburi kıldığı bir kuralın uygulanmaması veya yanlış uygulanması kanuna aykırılık teşkil eder ve bozma sebebi sayılır (madde 207/2) ise de, Tek celsede biten bu davada askeri savcı esas hakkındaki görüşünü bildirirken aynen "14.4.1997 tarihli iddianamede izah edildiği üzere sanığın, mağdurun eyleminin husule getirdiği ağır tahrikin etkisi ile üste fiili tehdit suretiyle hürmetsizlik suçunu işlediği anlaşıldığından As. C.K. nun 82/2, 92/1 maddesi delaletiyle TCK. nun 51/2 nci maddeleri mucibince tecziyesine karar verilmesi talep ve mütalaa olunur" şeklinde iddianameyi tekrar ettiği. (D.32)
Sorgusu yapılırken de iddianın sanığa anlatıldığının ve İsnaddan haberdar edildiğinin sorulara verdiği cevapların iddianame içeriğini ve iddiaları karşılayacak mahiyette olmasından anlaşıldığı, (Dz.31,29)
Öte yandan bu davada iddianamenin 2.5.1997 tarihinde sanığa tebliğ edildiği, (Dz.31,29)
353 sayılı kanunun 146/2 nci maddesine aykırılığın böylece giderildiği ve 353 sayılı kanunun 207 nci maddesinin öngördüğü anlamda esasa etkili mahiyette bir kanuna aykırılığın söz konusu olmadığı, dolayısıyla da yukarıda etraflı şekilde belirtilen muhakeme usulü kurallarına kararın bozulmasını gerektirecek esaslı bir aykırılığın söz konusu olmadığı ve savunma hakkının kısıtlanmadığı yapılan oylamada oyçokluğu ile kararlaştırılmıştır,
Daireler Kurulu direnme hükmünü incelemekte olması ve dairece hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilip esasa girilmemiş olması karşısında,
Esastan yapılacak incelemenin Daireler Kurulunda mı, Dairesinde mi yapılması sorunu ortaya çıkmış bulunmaktadır. Dairece hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilip, bu bozma sebebi karşısında esasın incelenmesine girilmemiştir. Temyiz incelemesinde öncelikle Dairenin inceleme ve denetleme yetkisi asıldır. Daireler Kurulunun incelemesi ise bir sonraki aşamadır. Daire esasla ilgili olarak henüz diyeceklerini ortaya koymamıştır. Şu hale göre işin esasının incelenmesi yetkisinin ilgili daireye ait olduğunu kabul etmenin kanun yolu muhakemesi esaslarına daha uygun düşeceği tabiidir.
SONUÇ VE KARAR : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı;
1-İddianamenin duruşmada okunmamış olması usule aykırı olmakla beraber, esas hakkındaki görüş bildirirken bu aykırılığın giderildiği sonucuna varıldığından direnme hükmünün bu yönden doğru olduğuna Üyelerden Hâk.Alb.Erkan BAŞEREN, Hâk.Alb.Ramazan ULAK ve Hâk.Alb.Ahmet ALKIŞ' ın karşı oylan ve OYÇOKLUĞU ile,
2-Esasla ilgili incelemenin dairesinde yapılmasına ve dava dosyasının Daireye gönderilmesine Başkan Hâk.Tuğ. Önder AYHAN, Üyelerden Hâk.Alb.M.AKSÜT, Hâk Alb.N .YÜCEL, Hak.Mb.M. ESENÜLKÜ, Dr. Hâk.Alb.F.FERHANOĞLU ve Hâk.Alb.A. ALKIŞ' ın karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile 7.5.1998 tarihinde karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ :
1.353 Sayılı Kanunun 146 ncı maddesi, sanığın sorgusundan önce iddianamenin okunmasını amir olup bu kural yargılama hukukunun ana prensiplerindendir. Bu nedenle Askerî Yargıtay'ın yerleşik hale gelen içtihatlarında söz konusu madde hükmünün yerine getirilmemesi bozma nedeni sayılmaktadır. Bunun yanında konu sadece sanığın isnadı öğrenme ve savunma hakkını ilgilendirmemektedir. Sanığın ötesinde duruşmanın aleniliği ilkesi uyarınca kanununda hangi sanığın hangi suç teşkil eden eyleminden ötürü yargılandığını ne ile cezalandırılmasının istendiğini bilme hakkı vardır. Bu da ancak iddianamenin okunması ile sağlanacaktır. Askerî Savcının esas hakkındaki mütalaasında "14.4.1997 tarihli iddianamede izah edildiği üzere" tarzındaki cümlesi iddianamenin okunması mahiyetinde değildir. Zira iddianame okunmadan sanık dışındaki bir kimsenin söz konusu iddianamenin içeriğini bilmesi mümkün değildir.
Yargılama hukukunun esaslı kurallarından olan iddianame okunmadan sonuca gidilmesi beraberinde 353 Sayılı Kanunun 207 F maddesinde belirtilen kanuna mutlak aykırılığıda beraberinde getirmektedir.
Belirtilen nedenlerle direnme hükmünün usul yönünden bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan çoğunluk görüş ve kararına muhalif kaldık.
MUHALEFET ŞERHİ :
2. Mahkemenin önceki hükmü Dairenin bozması ile ortadan kalkmıştır. Ortada yeni bir hüküm vardır. Direnme üzerine verilen mahkûmiyet kararlarının inceleme merciinin ise Askerî Yargıtay Daireler Kurulu olacağını kanım koyucu usul, sübut, vasıf, takdir ve uygulama açılarından hiçbir ayırım gözetmeksizin 353 S.K.nun 227/1-2 maddesinde belirlemiştir. Usul yönündeki incelemeden sonra dava dosyasının kanunun amir hükmüne rağmen esasla ilgili inceleme yapılmak üzere Dairesine gönderilmesinin yasal bir dayanağı bulunmadığından bu konudaki çoğunluk görüş ve kararına muhalif kaldık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy