(353 S. K. m. 227) (1632 S. K. m. 87, 91)
İNCELEME KONUSU: Sanık Tank. Astsb. Üçvş. F.T.(N) hakkında emre itaatsizlikte ısrar ve üste fiilen taarruz suçlarından tesis olunan beraat hükümlerini sübut yönünden bozan Askerî Yargıtay 1. Dairesinin kararma karşı Askerî Mahkemece direnilerek verilen beraat hükümlerinin incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 6 ncı Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığının 1.8.1996 tarih ve 1996/1925-612 sayılı iddianamesi ile;
"...İskenderun/Akçay Tank Tabur K.lığı emrinde görev yapan sanığın 5 Mayıs 1996 tarihinde Kh.Bl.K.V.Tank Ütğm. ... tarafından öğle içtimasında yakında icra edilecek iç güvenlik operasyonu ile ilgili emirleri vermek üzere yanına gelmesine dair verdiği ısrarlı emre uymamak suretiyle içtima alanını terk edip giderek emre itaatsizlikte ısrar etmek suçunu işlediği,
8 Haziran 1996 tarihinde ise Hatay/Hassa bölgesinde icra edilen operasyon esasında sanığın pusu görevi dönüşü sabah saat 05.20 civarında aynı gün Emn.Nöb.Sb. olan Tank.Tğm. ... ile subay gazinosunda tartıştıkları ve sanığın Tank.Tğm. ...' a saldırarak üste fiilen taarruz etmek suçunu işlediği,..." İddiasıyla ve As. C.K.nun 87/1, 91/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: 6 ncı Kolordu K.lığı Askerî Mahkemesinin 4.12:1996 tarih ve 1996/939-803 sayılı hükmü ile;
1. Sanığa verilen emrin keyfi olduğu, böylece bir emrin yerine getirilmesinin zorunlu olmadığı ve sanığın suç kastı ile hareket etmediği,
2. Üste fiilen taarruz suçunda mahkumiyet yetecek yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığı, kabul edilerek, sanığın her iki suçtan beraatına karar verilmiştir.
TEMYİZ-I: Anılan hükümler teşkilatında askerî mahkeme kurulan komutan tarafından sanık aleyhine temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME-I: Askerî Yargıtay Başsavcılığının, 12.3.1997 tarih ve 1997/840 sayılı tebliğnamesi ile;
1) Sanığın toplu erat karşısında emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediğinin dosyadaki delillerle sübuta erdiği, verilen emrin sanığın nöbet hizmetini engelleyecek ve kendisinin o an için hizmet yapmasını gerektirecek bir nitelik arz etmediği, bir hafta sonra icra edilecek iç güvenlik operasyonu hazırlıkları ile ilgili olduğu, kanuna aykırı veya suç teşkil eden bir yönü de bulunmadığı, bu nedenle hizmete ilişkin olduğu kuşkusuz olan bu emrin keyfi olduğuna ve dolayısıyla yerine getirilmesinin zorunlu olmadığına ilişkin yerel mahkeme kabulü'nün isabetli görülmediği,
2) Sanığın, üste fiilen taarruz suçunun dosya kapsamı ile sübuta erdiği, bu nedenle beraat hükmünün isabetsiz ve yasaya aykırı olduğu görüşü ile her iki hükmün sübut yönünden bozulması istenilmiştir.
DAİRE KARARI: Askerî Yargıtay 1 nci Dairesinin 26.3.1997 tarih ve 1997/207-206 sayılı ilamı ile;
"...1-Emre itaatsizlikte ısrar suçu yönünden;
Sanığın olay gününden bir gün önce (04.05.1996) 24 saat esası ile yürütülen Tabur Emniyet Nöbetçi Subayı olduğu (Dz.33-34) ve nöbeti müteakip kendisine nöbet istirahatı verilmekte bulunduğu (Dz.85) anlaşılmakla beraber, sanığın Birlik komutanlığının emri nedeniyle kışladan ayrılmadığı görülmektedir. Bölük Komutan vekili tarafından iç güvenlik operasyonunda kullanılacak olan timde görevlendirilmesi nedeniyle kendisine timlerin hazırlanması ve operasyonla ilgili bazı emirlerin verilebilmesi amacıyla sanığın içtimaya katılması için emir verilmiş olup verilen bu emir sanığın nöbet istirahatını engelleyecek ve kendisinin o an için hizmet yapmasını gerektirecek bir nitelik arz etmeyip, bir hafta sonra icra edilecek iç güvenlik operasyonu hazırlıkları ile ilgili olduğu gibi kanuna aykırı veya suç teşkil eden bir yönü de söz konusu olmadığı cihetle hizmete ilişkin bulunduğu kuşkusuz olan bu emrin keyfi olduğuna ve dolayısıyla yerine getirilmesinin zorunlu olmadığına ilişkin yerel mahkeme kabulü isabetli görülmemiştir. Esasen Askerî Yargıtay Daireler Kurulu'nun 2.12.1966 gün ve Esas 98 Karar 96 sayılı içtihadında vurgulandığı üzere ast, amirinin, suç teşkil etmeyen, askerî hizmete müteallik her emrini kanun ve nizama uygun olmasa dahi yerine getirmeye mecbur olup bu açıdan da suçun oluşmayacağını öne sürmek mümkün değildir. Zira Anayasanın 137/son, İç Hizmet kanununun, 14 İç Hizmet Yönetmeliğinin 33 ve As.C.K.nun 41 nci maddeleri amir tarafından verilen ve suç teşkil etmeyen hizmete müteallik emrin ast tarafından mutlak surette yerine getirilmesini öngörmektedir.
Bu itibarla sanığa yüklenen emre itaatsizlikte ısrar suçu unsurları itibariyle oluşup sübut bulduğu halde yerinde ve uygun olmayan gerekçelerle beraat kararı verilmesi isabetsiz ve yasaya aykırı bulunduğundan sanık hakkında bu suçtan verilen beraat kararının komutanın temyizine atfen bozulması yoluna gidilmiştir.
2- Üste fiilen taarruz suçu yönünden;
"...Yerel Mahkemece, Teğmenin sanığı gazino olarak kullanılan yere çağırıp nöbetçi dahil olmak üzere herkesin uzaklaştırılması dikkate alındığında teğmenin sanığı odaya kapatıp dövmek amacıyla hareket ettiği, burnunun kendi vurmuş olduğu darbe ile kanayabileceği, sanığın savunmalarının tutarlı ve inandırıcı olduğu ve sanığın Teğmene vurduğunu gören kimse bulunmadığı ve dolayısıyla mahkumiyetine yetecek inandırıcı delilin mevcut olmadığı gerekçesiyle sanığın atılı suçtan Beraatına karar verilmiş ise de;
Sanığın savunmalarında Teğmen tarafından kendisine kafa vurduğunu ileri sürmesine karşılık olaydan sonra yapılan muayenesinde herhangi bir darp ve cebir izine rastlanılmadığının, buna karşılık mağdur teğmenin burnunun üzerinde sıyrık tarzında lezyonun doktor raporları ile tespit edilmiş bulunması (Dz.1,2,) olaydan sonra sanığın gazinodaki kan izlerini Tnk. Onb.Ali ERDOGAN' a sildirmek istemesine karşılık Bölük Komutanı tarafından görülüp engel olunması, Tabur Komutanı Tnk. Bnb. Recep DURUSOY tarafından tanzim edilen vak'a kanaat raporunda Teğmen ...' un lezyona rastlanıldığının belirtilmesi dışında ayrıca alında morarma görüldüğünün belirtilmiş olması ile mağdurun ifadesinde yer alan sanığın şakağına kafa ile vurduğuna ilişkin beyanının doğrulanmış bulunması ve ayrıca mağdurun askerlik gururunu ayaklar altına alarak sanığın kendisine vurduğunu ortaya atmasını gerektirecek herhangi bir nedenin de mevcut olmaması karşısında, müsnet üste fiilen taarruz suçunun sübuta erdiğinin kabulü gerekirken aksi kanaatle Beraete hükmedilmesinde yasal isabet bulunmayıp, komutanın temyizine atfen üste fiilen taarruz suçuyla ilgili beraet kararının bozulması yoluna gidilmiştir..." gerekçesi ile emre itaatsizlikte ısrar suçunun oybirliğiyle, üste fiilen taarruz suçunun oyçokluğu ile bozulmalarına karar verilmiştir.
DİRENME HÜKMÜ: 6 ncı Kolordu K.lığı Askerî Mahkemesi 16.7.1997 tarih ve 1997/667-413 sayılı kararı ile;
1- Emre İtaatsizlikte ısrar suçu yönünden; sanığın 07.06.1996 tarihinde tabur emniyet nöbetçisi olarak 24 saat esasına göre nöbetçi olduğu buna göre İç Hizmet Yönetmeliğinin 387/son maddesi ve nöbet talimatı gereği ertesi günü istirahatlı olması gerektiği halde bu istirahatinin verilmedi ve bir hafta sonra çıkılacak olan iç güvenlik görevi nedeni ile göreve çağrıldığı İç Hizmet Yönetmeliğinde 24 saat üzerinden nöbet tutanlara çok önemli durumlar dışında nöbet istirahatinin ihlal edilmemesi gerektiği, bölük komutanlığına vekâlet eden Ütğm'nin o sırada nöbeti bitmiş ve istirahatli olması gereken sanığı yemek yediği sırada içtimaya çağırmış olduğu, bozma ilamında belirtildiği gibi bir hafta sonra icra edilecek olan operasyon görevinin önemli olduğu ve sanığın da buna katılması gerektiği bir an için düşünülebilir ise de; sanığın öncelikle bölük komutanı olan Ütğm'nin bu içtimaya katılması yönündeki hizmet emrine hiç uyup uymadığının ortaya konmasının gerekli olduğu belirtilip, tanık ifadeleri değerlendirildikten sonra tanıkların mahkemedeki yeminli ifadelerinde (dz.59, 76, 86, 93, 94) genel olarak sanığın içtima alanını terk etmediğini, sadece biraz yavaş hareket ettiğini ve Bölüğün arkasına geçtiğini, bu durumun ise Bölük komutanı tarafından içtima alanını terk olarak değerlendirildiğini beyan ettikleri, bu nedenle sanığın Bölük komutanının içtimaya gelmesi yönündeki emrini hiç yerine getirmediğinden söz edilemeyeceği, sanığın Bl.komutanın emrini kısmen de olsa yerine getirdiği kabul edilerek kanuni unsurları itibariyle oluşmayan suçtan sanığın beraetine karar verilmiştir.
2- Üste Fiilen Taarruz suçu yönünden; dinlenen yeminli tanık beyanlarından olay tarihinde sanığın pusu görevinden döndükten sonra mağdur Tnk. Tğm. ... tarafından gazino olarak kullanılan yere çağrıldığı, çağrılmadan önce Tğm. Tarafından orada bulunan herkesin uzaklaştırıldığı, sanığın odaya girmesi üzerine kapının Tğm. Tarafından kapatıldığı ve olayı kimsenin görmemesinin sağlandığı, bu şekilde oluşan olaylar dizisinin sanığın mağdur Tğm'ni dövmesi ihtimalini değil aksine mağdurun sanığa fiili bir harekette bulunacağı izlenimini uyandırdığı her ne kadar olay sonrası mağdur Tğm'nin burnunun kanar vaziyette birlikte dışarı çıkmaları söz konusu ise de; olayın hiçbir görgü tanığının bulunmaması, olayın sadece mağdur Tğm'nin ifadesine dayanması karşısında ortada bir şüphenin mevcut olduğu, ceza hukukunun temel ilkelerinden olan "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince sanığın mahkumiyetine yetecek yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle sanığın beraatına karar verilmiştir.
TEMYİZ-II: Beraat hükümleri komutan ve askerî savcı tarafından atılı suçların oluştuğu nedeniyle sanık aleyhine süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME-II: Askerî Yargıtay Başsavcılığının 15.4.1998 tarih ve 1998/1031 sayılı tebliğnamesi ile;
1. Hizmete ilişkin olduğu kuşkusuz olan dava konusu emrin keyfi olduğuna ve dolayısıyla yerine getirilmesinin zorunlu olmadığına ve sanığın emri kısmen de olsa yerine getirdiğine ilişkin mahkeme kabulünde isabet bulunmadığı belirtildikten sonra sanığın sübuta eren toplu asker karşısında emre itaatsizlikte ısrar suçundan ek savunması da tespit edilmek suretiyle mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, dosya içeriğine uygun düşmeyen isabetsiz gerekçe ile bozma ilamına direnilerek Beraat kararı verilmesinde yasal isabet bulunmayıp, Komutan ve As. Savcının temyiz sebepleri yerinde görülerek beraat hükmünün bozulmasına,
2. Üste fiilen taarruz suçundan verilen beraat kararının, Daire ilamında belirtilen gerekçelerle sübut yönünden bozulmasına dair görüş bildirilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Sanık hakkında tesis edilmiş hükümler ayrı ayrı incelenmiştir.
1- Emre itaatsizlikte ısrar suçu yönünden:
Askerî Mahkemece, "sanığa kanuna uygun emir verilmediği, verilen emrin keyfi olduğu ve böyle bir emrin yerine getirilmesinin de zorunlu olmadığı, sanığın suç işleme kastı ile hareket etmediği" gerekçesiyle tesis olunan ilk hükmün, Daire tarafından, verilen emrin hizmete ilişkin bir emir olduğu ve emre itaatsizlikte ısrar suçunun unsurları itibariyle oluşup sübut bulduğu nedeniyle bozulması üzerine "...Bozma ilamında belirtildiği gibi bir hafta sonra icra edilecek olan operasyon görevinin önemli olduğu ve sanığın da buna katılması gerektiği bir an için düşünülebilir ise;
dinlenen tanıkların mahkememizde alınan yeminli ifadelerine itibar edilerek sanığın Bölük Komutanının emrini kısmen de olsa yerine getirdiği kabul edilerek suçun kanuni unsurları itibariyle oluşmadığı..." gerekçesiyle önceki hükümde direnildiği anlaşılmıştır.
Yargıtay ve As. Yargıtayın yerleşik içtihatlarında belirtildiği gibi; bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak, yeni kanıtlara dayanmak, ilk kararda olmayan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak direnme kararı olmayıp bozmaya eylemli uyma niteliğindedir. (Örneğin, CGK. 11.6.1996-5-127/132, CGK.2.7.1996-2-155/165, As.Yarg.Drl.Krl 2. 10.1986-E.98 K.81, As.Yargıtay Drl.Krl. 25.6.1987-E.137 K.120, As. Yargıtay Drl.Krl. 30.1.1997-E. 13 K. 16 tarih ve sayılı içtihatları)
Bu duruma göre; Askerî Mahkemece, ilk kararda yer almayan, "emrin, hizmete ilişkin olduğunun bir an için kabul edilmesi halinde, sanığın bu emri kısmen de olsa yerine getirdiğinin kabul edilmesi şeklindeki yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurulması, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir karardır. Bu nedenle hükmün direnme niteliği bulunmadığından, temyiz incelemesi dairece yapılmak üzere dosyanın 1 nci Daire Bşk.lığına gönderilmesine karar verilmiştir.
2- Üste Fiilen Taarruz Suçu:
Sanığın, 8.6.1996 tarihinde saat 05.05 sıralarında timi ile beraber görevden döndüğünde kendilerini karşılayan emniyet nöbetçi subayı Tnk. Tğm. ... ile birlikte karargah binasına doğru yürürlerken sanığın, tim görevi için bindikleri man aracının emniyetsiz ve uygun olmadığına yönelik olarak söylediği sözler ve buna ilişkin konuşma üzerine Tğm. ... tarafından, aynı zamanda emniyet nöbetçi subaylığı odası olarak kullanılan gazinoya gelmesinin söylendiği, Tğm. ...' un, gazino kapısının önünde nöbet tutan tanık er Murat GENÇ' i koridorun öbür ucuna gönderdiği, gazinoda cereyan eden olayın görgü tanığının bulunmadığı, tarafların birbirlerini suçlayıp, dilekçe ile de şikayette bulundukları, olayda Tğm. ...' un burnunun kanadığı, doktor raporlarına göre, sanıkta darp ve cebir izi bulunmadığı, Tğm. ...' un burnu üzerinde sıyrık tarzında lezyon bulunduğu, vücudunda darp ve cebir izi olmadığı, sanığın olay sonrası tanık Onb. Ali ERDOĞAN' a yerdeki kanları temizlemesini söylediği, daha sonra Bölük Komutanının buna engel olduğu dosya kapsamından anlaşılmıştır.
353 Sayılı kanunun 163 ncü maddesinde askerî mahkemenin, irad ve ikame olunan delilleri, duruşmada edineceği kanıya göre değerlendireceği hükmü yer almaktadır.
Askerî Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında; delillerin takdiri mahkemelere ait olmakla beraber, bu takdirin haklı ve makbul sebeplere dayanmaması, delillerin değerlendirilmesinde açıkça yanılma olması hallerinde hükmün bozulabileceği kabul edilmektedir.
Askerî Mahkemece, gerek sanık gerek mağdur huzurda dinlenmiş olup, mevcut delillerin tartışılıp değerlendirilmesi sonucunda edinilen vicdani kanaate göre, sübut konusundaki şüphe giderilememiştir. Askerî Mahkemenin bu takdirinde yanılgı, çelişki veya zaaf bulunup bulunmadığı yönünden deliller incelendiğinde; sübutun kabulü konusunda en önemli delilin doktor raporları olduğu, ancak, mağdur konumunda olan Tğm. ...' un olayın akabinde birlik komutanlığı ve askerî savcı tarafından saptanan ifadesinde sanığın, burnuna yumruk vurduktan sonra kafasıyla da şakağına vurduğunu ve attığı tekmenin hayalarının yakınına geldiğini beyan ettiği, buna mukabil doktor raporunda sadece burnunda lezyon saptandığı, başkaca darp ve cebir izine rastlanılmadığı, sanıkta ise darp ve cebir izi bulunmadığı belirtildiğinden, bu raporların da mevcut kuşkuyu tam anlamıyla giderebilecek nitelikte olmadıkları, bu nedenle askerî mahkemenin delilleri takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmış ve hükmün onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklandığı üzere;
1-Sanık hakkında emre itaatsizlikte ısrar suçu yönünden verilen beraat hükmü, direnme niteliğinde olmayıp, eylemli uyma sonucu verilen yeni bir karar olduğundan, bu hükümle ilgili temyiz incelemesinin Dairece yapılmasına ve dosyanın ilk temyiz incelemesini yapan Askerî Yargıtay 1 nci dairesine GÖNDERİLMESİNE, oybirliği ile,
2-Komutan ve Askerî Savcının temyiz itirazlarının 353 sayılı kanunun 217/2 nci maddesi gereğince REDDİNE, sanık hakkında üste fiilen taarruz suçundan tesis olunan yasaya uygun beraat hükmünün ONANMASINA, Bşk.Dr.Hv.Hâk.Tuğg.Ö.AYHAN ve üyelerden Hâk. Alb. M.AKSÜT, Hâk.Alb.G.BOZKURT, Hâk.Alb.E.ESEROL, Hâk.Alb. S.YALÇIN ve Hak.Alb.A.N.ÖZLER' in karşı oyları ve oyçokluğu ile,
14.5.1998 tarihinde tebliğnameye aykırı olarak karar verildi.
KARŞIOY YAZISI
Dairenin bozma ilamında belirtildiği gibi, olayın cereyan tarzı, mağdur Tğm. ...' un beyanlarını doğrulayan doktor raporları (mağdurdan kaynaklanan ve burnunda lezyon oluşturacak derecede kafa atmanın, sanıkta da bir bulguya neden olması gerekir) birlikte değerlendirildiğinde, atılı suçun kuşkuya yer vermeyecek biçimde sübuta erdiği görüş ve kanaatinde olduğumuzdan aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy