(765 S. K. m. 168) (353 S. K. m. 163)
KONU : Silahlı çetenin sair efradı olmak suçundan sanık er O.Y. hakkında Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünü bozan As. Yargıtay 3 ncü Dairesinin bu kararına karşı direnilerek verilen mahkumiyet hükmü incelendi.
Sanık hakkında Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi Askeri Savcılığınca PKK isimli silahlı çetenin sair efradından olmak ve Devletin emniyeti ve dahili menfaatleri için gizli kalması gereken malumatı siyasi-askeri maksatla ifşa etmek suçlarını işlediği iddia edilerek TCK.nun 168/2, 136/1-3, 3713 Sayılı Kanunun 5, TCK.nun 31,33 ve 40 ncı maddeleri gereğince cezalandırılması talebi ile Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinde açılan kamu davasında bu mahkemece, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi görevli bulunduğu belirtilerek verilen görevsizlik kararından sonra, bu askeri mahkemenin de verdiği görevsizlik kararı üzerine çıkan olumsuz görev uyuşmazlığı nedeniyle Uyuşmazlık Mahkemesince Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin görevli olduğuna karar verilmesinden sonra,
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesince yapılan yargılama sonunda;
Sanığın, 1994 tarihinde yasa dışı silahlı çete mahiyetindeki PKK isimli örgüte üye olup, bu çetenin sair efradı olarak, asker olduktan sonra da örgütle bağını devam ettirmek suretiyle bir kısım askeri bilgileri örgüt mensubu Ahmet SUNGURLU' ya verdiği sabit görülerek,
1- PKK isimli silahlı çetenin sair efradı olmak suçundan TCK.nun 168/2, 59. maddeleri gereğince neticeten 8 yıl 4 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Şartları bulunmadığından sanık müdafiinin TCK.nun 170 nci maddesinin tatbikine dair talebinin reddine,
TCK.nun 31. maddesi gereğince müebbeden kamu hizmetlerinden mahrumiyetine,
TCK.nun 33 ncü maddesi gereğince ceza süresi içinde kanuni kısıtlılık altında bulundurulmasına,
Tutukluluk halinin devamına,
Nezarette geçirdiği ve tutuklulukta geçireceği sürelerin mahkumiyetinden mahsubuna,
2. Devletin emniyeti ve dahili menfaatleri için gizli kalması gereken malumatı ifşa etmek suçu, cezalandırıldığı silahlı çetenin sair efradı olmak suçunun unsuru mahiyetinde olduğundan, bu suçtan dolayı sanık hakkında ceza tertibine mahal olmadığına dair verilen karar,
Sanık müdafiileri tarafından eksik soruşturma nedeniyle temyiz edilmiş, Başsavcılık, tebliğnamesinde hükmün Onanmasına karar verilmesi yönünde görüş bildirmiştir.
As.Yargıtay 3.Dairesi ise, sanığın PKK isimli silahlı çetenin sair efradı olduğuna dair ikrarının sağlıklı ve doğru olarak değerlendirilebilmesi için ifadelerinde adı geçen PKK mensubu kişilerin, bu örgüt mensubu olduğuna dair kayıt bulunup bulunmadığının, mevcutsa kod adları da belirtilmek suretiyle Emniyet Genel Müdürlüğünden sorulması; yine Suriye'de olduğunu ve kendisinin iki gün kalarak siyasi eğitim aldığını söylediği,hatta yerleşimi hakkında bilgi verdiği Mili isimli bir örgüt kampı olup olmadığının Emniyet Genel Müdürlüğünden sorulması; sanığın ifadelerinden Ahmet SUNGURLU isimli şahıs ile buluştuğunu iddia ettiği tarihlerde çarşı iznine çıkıp çıkmadığının Osmaniye'deki Tabur kayıtlarından araştırılması; Türkiye'den Suriye'ye geçip aynı yoldan Türkiye'ye döndüğünü söylediği Martavan Tabur Nizamiyesini geçince petrol istasyonu ile tahta köprü arasındaki ağaçlık bölgeden ve iz tarlası üzerine battaniye sererek geçtiği yolundaki iddiasının doğruluk derecesinin araştırılması ve bilahare hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerektiği kanaatine vararak hükmün eksik soruşturma sebebi ile bozulmasına karar vermiştir
DİRENME HÜKMÜ: Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi 10.3.1998 gün ve 1998/170-22 sayılı hükmü ile,
Bozmadan sonra yapılan yargılama sonucu; Askeri Yargıtay 3 ncü Dairesinin bozma gerekçelerini hükmün esasına etkili görmeyerek önceki hükümde direnilerek aynı kararı tesis etmiştir.
Bu cümleden olarak; sanığın tüm aşamalarda PKK.örgütüne girişi ile ilgili eylemlerini hiçbir baskı görmeden ikrar ettiği, hakim önündeki ikrarlarının hükme esas alındığı, sadece ikrarla yetinilemediği, vakanın ortaya çıkışı ile ilgili olan tanıkların dinlenildiği; sanığın ifadesinde geçen örgüt mensupları ile ilgili bilgilerin yerel güvenlik birimlerinden araştırılmış olduğu ve Dizi 10 da fotokopisi bulunan mesaj notunun kim tarafından yazdırıldığı hususunun sanığa açıklattırıldığı yani ikrar dışında öz vakanın mümkün olduğunca araştırıldığı; hakim önündeki ikrarın itibar edilebilecek vicdani deliller arasında ilk sırada yer aldığı, çünkü hareketlerinin neticesini kestirebilen bir kimsenin ikrarına inanmak icab edeceği, ikrarın elde edilişinde yasak sorgu yöntemlerinin kullanılmamış ve ikrarda bulunan kişinin ceza ehliyetine sahip olduğu tesbit edilmiş ise, bu kişinin ikrarına itibar etmemek için hiçbir neden olmadığı,
Bilirkişi psikiyatri uzmanının, müdafiin iddia ve savunmasının aksine sanığın hezeyan içinde bulunmadığını beyan ettiği,
Sanığın ifadesinde isimleri geçen kişilerin PKK örgütü ile ilişkileri bulunup bulunmadığı Gaziantep ve Kilis Emniyet Müdürlükleri ile İl Jandarma Komutanlıklarından sorulduğu, genellikle yasadışı örgüt mensupları kod isimleri ile faaliyet gösterdiklerinden yerel güvenlik birimlerinin istihbarat deponmanlarında bu kişilerin kayıtlarının bulunmadığının tesbit edildiği, bu nedenle bu hususun Emniyet Genel Müdürlüğünden ayrıca sorulmasının bir şeyin tekrarı niteliğinde olduğu, nihayet yasa dışı örgüt mensupları ile ilgili bilgileri Emniyet Genel Müdürlüğünün yerel güvenlik birimlerinden aldıkları,
Suriye ve Irakta PKK.ya ait pek çok kampın bulunduğu, sanığın ifadesine göre Milli kampının silahlı eğitim yapılan bir kamp olmadığı, daha ziyade kişilerin kaydının yapıldığı ve konaklama ihtiyacının giderildiği, toplanma merkezi niteliğinde bir yer olduğunun anlaşıldığı, böyle bir kampın Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer almamasının mümkün olduğu,
Bir askerin çarşı iznine çıkmasının doğal olduğu, sanığın tarihleri yanlış hatırlayabileceği, tarihlerde uyum bulunmaması halinde, sanığın ifadesinin geçersizini olacağı, ayrıca Dizi 10'da bulunan mesaj notunun sanığın, Ahmet SUNGURLU ile ilişkisi bulunduğunu kanıtlayan bir delil niteliğinde olduğu,
Sanık duruşmada (D. 137); geceleyin bir yerden geçiş yaptıklarını, bu yerin Martavan Nizamiyesinin ilerisinde bir yer olduğunu tahmin ettiğini beyan ettiği, tahmine dayalı beyanlarının doğruluğunun araştırılıp araştırılmamasının sonucu etkilemeyeceği; geçiş ve dönüşlerin karanlıkta olması nedeni ile, sanığın bu yeri yanlış değerlendirebileceği gerekçesi ile önceki kararda direnerek aynı karar verilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunduktan ve sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra hasıl olan vicdani kanaate göre,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanık tüm aşamalarda; ismini Osman ÇİÇEK olarak belirten kişinin telkinleri ile PKK örgütüne girdiğini, bir ticari taksi ile geceleyin karanlıkta bir yerlere gittiklerini,bu yerin Martavan Taburu Nizamiyesinin ilerisinde bir yer olduğunu tahmin ettiğini,oralarda bir yerden Osman ÇİÇEK' in kendisini Suriye'ye geçirdiğini, sabaha karşı bir Suriye köyüne ulaştıklarını, gündüzü köyde geçirdiklerini, geceleyin 5-6 saat yürüdükten sonra Mili kampı diye bir yere gittiklerini, burada kaydını yapıp, nüfus cüzdanını aldıklarını Mili kampında bir gün kaldıktan sonra geceleyin bir araca bindiklerini, 2-3 saat yol aldıktan sonra başka bir kampa geldiklerini, kamp komutanının Ermeni asıllı bir Suriyeli olduğunu, Osman ÇİÇEK' in kamp komutan yardımcısı olduğunu öğrendiğini, 20 gün kadar kampta siyasi eğitim gördüğünü, silahlı eğitim görmediğini, Osman ÇİÇEK' e "para vaad edilmişti, para verilmedi" dediğini; Osman'ın, "para yok, buraya gelen geri dönmez" dediğini, disiplinsizlik yaptığını; Osman'a "beni geri gönderin askerliğim geldi" dediğini; amirlerinin okeyini alan Osman ÇİÇEK' in kendisini Suriye sınırından geçirdiğini, Osman'ın bilahare geri gittiğini, 5-6 ay köyünde kendisini kimsenin aramadığını, Kilis Askerlik Şubesinde yoklamasını yaptırdıktan sonra 23,5.1995 günü TOKAT' a sevk edildiğini, 3 ay acemi eğitimi gördüğünü, burada örgütsel bir faaliyetinin olmadığını, bilahare Osmaniye'ye dağıtım olduğunu OHAL bölgesinde 4 ay kaldığını, askerliği az kaldığı için koğuşçu yapıldığını, 1996 yılı Ocak ayında Ahmet SUNGURLU isimli kişinin kendisini bölükten telefonla arayarak dayı kod adlı Osman ÇİÇEK tarafından gönderildiğini ve "görüşmemiz lazım" diye söyleyince, Bölük Komutanından dışarıda işim var diyerek izin alıp dışarı çıktığını, bir parkta Ahmet SUNGURLU ile buluştuklarını, Ahmet'in askeri birlikler hakkında kendisinden bilgi istediğini, önce itiraz ettiğini, Ahmet kendisini tehdit ettiğinden kabul ettiğini, bir hafta sonra dışarıda yeniden buluştuklarını, Ahmet'in devamlı olarak askeri birlikler hakkında bilgi istediğini, başından savmak için yaylada askerlerin gittikleri yeri söylediğini, Ahmet SUNGURLU ile 3 kez buluştuklarını, bilahare durumu Muammer BİRCAN Astsubaya
anlattığını, PKK adına silahlı bir eyleme katılmadığını, dizi 10'da bulunan mesaj notunu Ahmet SUNGURLU' nun kendisine telefonla yazdırdığını ve dolabına sakladığını, bilahare notu Zafer Yüzbaşı'ya verdiğini, örgüte 1994 yılında katıldığını, pişmanlık duyduğunu ve Ahmet SUNGURLU' nun askeri birliklerle ilgili bilgi isteme taleplerinden bunaldığı için durumu Muammer Astsubaya anlattığını, akli ve ruhi rahatsızlığının olmadığını hezeyan içinde bulunmadığını beyan etmiştir.
Sanık müdafii savunmalarında yeterli delil olmadığını, sanığın hezeyan içinde olduğunu, hakkında TCK.nun 170 nci maddesinin uygulanması ve bu nedenlerle beraat kararı verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
353 Sayılı Kanunun 96/3 ncü maddesine göre, "sanık suçunu itiraf etse bile, öz vak'anın soruşturulması gerekir."
Görülmektedir ki, dairece öz vak'anın yeterince araştırılmadığı, bu yönden eksik soruşturma bulunmasına rağmen sanığın mahkumiyeti cihetine gidildiği görüşü ile ilk hükmün bozulması cihetine gidilmiş; yerel mahkeme ise, direnme hükmünde gösterdiği gerekçe ile öz vak'anın yeterince araştırıldığı sonucuna vararak önceki hükmünde direnmiş bulunmaktadır.
353 Sayılı Kanunun 163 ncü maddesi, askeri mahkeme irat ve ikame olunan delilleri, duruşmada edineceği kanıya göre değerlendireceğini hüküm altına almıştır. Davamızdaki duruşma aşamaları sanığın ikrarının yan delilerle değerlendirilmesine medar olacak şekilde mahkemeyi sanık lehine ya da aleyhine bir kanaate götürmeğe elverişli değildir.
Sanığın, bir örgüt üyeliğinin ciddiyeti içinde ısrarlı bir şekilde kendini çok ağır bir cezai sorumluluğun altına sokan ve PKK gibi bir örgüte katıldığını ortaya koyan ikrarı değerlendirilirken vicdani kanaate varabilmek için akli haletinin incelenmesi gerektiğini kabul etmek vicdani delil sisteminin icabıdır. Sanığın adlarını verdiği kişilerin Türkiye'nin değişik yerlerinde yakalanmış olabilecekleri ihtimaline binaen bu kişilerin örgütsel konumlarının, ilişkilerinin ve faaliyetinin Emniyet Genel Müdürlüğünden de sorulmasında ikrarın değerlendirilmesi açısından fayda vardır.
Herhangi bir baskı olmaksızın sanığın ikrarda bulunması hususu 353 Sayılı Kanunun 96/3 ncü maddesinin öz vak'anın araştırılması gerektiği ve bunu sağlayacak 163 ncü maddenin, değerlendirilmeğe elverişli delillerin araştırılması prensiplerini bertaraf etmemelidir.
Sanığın mücerred ikrarından davanın herhangi bir safhasında vazgeçmesi halinde, şüphenin devam ettiği sonucu ile de karşı karşıya kalınabilecektir.
Sanığın ismini Ahmet SUNGURLU diye verdiği 10 dizideki telefon notunu yazdırdığını söylediği şahsın sözlerini ihtiva eden bu yazının ikrarı doğrular mahiyette yeterli yan delil olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Sanığın geceleyin karanlıkta Martavan Taburunun yakınındaki iz tarlasından battaniye sererek geçtikleri yolundaki beyanının da araştırılması, bu konudaki beyanlarının tahmine dayalı olması nedeniyle faydalı ve zorunlu görülmemiş olmakla beraber;
Sanığın, Ahmet SUNGURLU ile buluştuğunu beyan ettiği 20.1.1996 tarihinde, bu tarihten yaklaşık bir ay sonraki bir tarihte ve 14.6.1996 tarihlerinde şehir içi izne çıkarılıp çıkarılmadığının aynı açıdan Tabur Komutanlığından sorulması,
Sanığın Suriye sınırını geçtikten sonra bir süre kaldığını söylediği "Mili" diye anılan bir kampın mevcud olup olmadığının ikrarın sağlığı bakımından Emniyet Genel Müdürlüğünden araştırılması,
Gerekçeli hükmün 5 nci sahifesinde (D.238) sözü edildiği üzere, sanığın 1994 yılında Kilis Endüstri Meslek Lisesinden arkadaşı Hasan ALAGÖZ ile birlikte İslahiyede oturan dayısının oğlu Osman ÇELİK' in yanına gitmek istedikleri, O'nu bulamadıkları, dayısının oğlunu beklerken sonradan Osman ÇİÇEK olarak adını öğrendikleri dayı kod adlı kişinin ve Osman ÇELİK ile Hasan ALAGÖZ' ün de örgütsel konumlarının aynı maksatla Emniyet Genel Müdürlüğünden sorulması gerektiğine Oyçokluğu ile karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR:
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı,
1. Sanığın suç tarihlerinde TCK.nun 46 ve 47 nci maddelerinden yararlanacak şekilde şuur ve harekat serbestisini kaldıracak bir akli maluliyete duçar olup olmadığının ve hezeyan halinde bulunup bulunmadığının tesbiti yönünden tam teşekküllü bir hastanede gözlem altına alınmasına Bşk.Dr.Hv.Hak.Tuğg.Ö.AYHAN, Hak.Alb. M.SAVAŞAN, Hak.Alb.S.SOYKAN Dr.Hak.Alb.F.FERHANOĞLU Hak.Alb.İ.H.ALŞAN, Hak.Alb.N.ÖZKAN ve Hak.Alb.A.ALKIŞ' ın karşı oyları ve Oyçokluğu ile,
2. Hasan ALAGÖZ, Osman ÇELİK ve Osman ÇİÇEK diye sözü geçen kişilerin örgütsel konumlarının ve faaliyetlerinin Emniyet Genel Müdürlüğünden sorulmasına, Hak.Alb.S.SOYKAN ve Hak.Alb. N.ÖZKAN' ın karşı oyları ve Oyçokluğu ile,
3. Mili diye anılan bir kampın mevcut olup olmadığının Emniyet Genel Müdürlüğünden sorulmasına, Başkan Hak.Alb. Dr.Hv.Hak. Tuğg.Ö. AYHAN, Hak.Alb.M.ESENÜLKÜ, Dr. Hak.Alb. F. FERHANOĞLU, Hak.Alb.İ.H.ALŞAN, Hak.Alb.S.SOYKAN, Hak. Alb.N.ÖZKAN, Hak.Alb.A.ALKIŞ' ın karşı oyları ve Oyçokluğu ile,
4. Sanığın yukarıda açıklanan tarihlerde izinli olarak şehir içi iznine çıkıp çıkmadığının Osmaniye'deki Tabur Komutanlığından sorulmasına, Dr.Hv.Hak.Tuğg. Ö.AYHAN, Hak.Alb.M.ESENÜLKÜ, Hak.Alb.S. SOYKAN, Hak.Alb.N.ÖZKAN ve Hak.Alb.Ahmet ALKIŞ'm karşı oyları ve Oyçokluğu ile, eksik soruşturma nedeniyle hükmün BOZULMASINA, 353 Sayılı Kanunun 221.maddesi gereğince 7.5.1998 tarihinde karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
1- Sanığın TCK.nun 46 ve 47 nci maddelerinden istifade edip etmeyeceği hezeyan halinde bulunup bulunmadığı konularında usulüne uygun ve yeterli şekilde araştırma yapıldığından bu konunun tekrar araştırmasına yönelik çoğunluk görüşüne muhalif kaldık.
MUHALEFET ŞERHİ:
3- Sanığın ifadesinde geçen Mili diye bir kampın mevcut olup olmadığının araştırılmasının sübutu etkileyecek bir yönü olmadığından ve konu hakkındaki mahkeme gerekçesi yerinde olduğundan çoğunluk görüşüne muhalif kaldık.
MUHALEFET ŞERHİ:
4. Sanığın şehir içi izne hangi tarihte çıktığı konusunda mahkemenin gösterdiği direnme gerekçesi yerinde bulunduğundan çoğunluk görüşüne muhalif kaldık.
MUHALEFET ŞERHİ:
2- Sanığın ifadelerinde isimleri geçen kişilerin örgütsel konumları ve faaliyetleri konusu evvelce ilgili güvenlik birimlerinden yeterince araştırılmış olup, esasen yasadışı örgüt mensuplarının gerçek isimler yerine kod adları kullandıkları için, bu konunun ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünden araştırılmasına gerek olmadığı yönündeki Yerel Mahkeme hükmündeki gerekçeyi isabetli gördüğümüzden, bu hususun bir defa da Emniyet Müdürlüğünden sorulması gerektiği yönünde oluşan çoğunluk kararma muhalif kaldık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy