(353 S. K. m. 163)
İNCELEME KONUSU : Sanık terhisli er M.F.Ç. hakkında üstünün parasını çalmak suçundan verilen beraet kararını suç vasfı yönünden bozan Askerî Yargıtay 4 ncü Dairesinin kararına karşı askerî mahkemece direnilerek verilen beraet hükmünün incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA : K.T.B.K.K.lığı Askerî Savcılığının 24.10.1996 tarih ve 1996/1335-390 sayılı iddianamesi ile;
"...Sanığın askerlik hizmetini yaptığı 49.P.A.2.P.Tb.6.Bl.de banyo sorumlusu olduğu, 22.9.1996 tarihinde saat 24.00 sularında kantinde görevli Onb.Atalay DURNA' nın cüzdanını banyoda unuttuğu, koğuşa gidip yattığı, sabah kalktığında cüzdanının olmadığını fark etmesi üzerine banyoda unuttuğunu hatırlayarak banyoya gittiği, cüzdanını banyo sorumlusu olan sanığa sorduğu, sanığın görmediğini beyan etmesi üzerine durumu Bölük Çvş.İsmail KESKİN' e bildirdiği, o gece koğuşta yapılan arama sonucu Onb.Atalay DURNA' ya ait cüzdanın sanığa ait yatağın içindeki pamuklar arasına sıkıştırılmış vaziyette bulunduğu, durumun Bölük Astsb.yı Astsb. Harun SARAY' a bildirildiği, sanığın üzerinde yapılan aramada da bir miktar paranın ele geçtiği, böylece sanık M.F.Ç.'nın üstünün parasını çalmak suçunu işlediği..." iddiası ve eylemine uyan As.C.K.nun 132 nci maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
İLK TEMYİZ SAFHASI : K.T.B.K.K.lığı Askerî Mahkemesinin 30.12.1996 tarih ve 1996/675-539 sayılı hükmü ile; dosyada mevcut delillerin, sanığın cezalandırılmasına ve suçun sübutuna yetebilecek deliller olmadığı kabul edilerek sanığın atılı suçtan delil yetersizliği nedeniyle beraatine karar verilmiştir.
Hükmün, askerî savcı tarafından süresi içerisinde temyiz edilmesi üzerine Askerî Yargıtay 4 ncü Dairesinin 29.4.1997 tarih ve 1997/256-254 sayılı ilamı ile;
"...Sanığın banyo sorumlusu olduğu, kantinci Onb.Atalay DURNA' nın 22.9.1996 günü saat 24.00 sıralarında bölük yazıcısından aldığı anahtarla banyoya geldiği, elini, ayağını yıkayıp giyinerek banyodan çıktığı, koğuşa gittiği, ancak para cüzdanını banyoda unuttuğu 10 dakika kadar sonra ısıtıcıları açmak maksadı ile sanığın banyoya girdiği, Onb.Atalay DURNA' nın unuttuğu içerisinde 72.500.000 TL.sı bulunan para cüzdanını bulduğu, bu paranın kime ait olduğunu bilmediği, sahibine verilmesi için görevli komutanlarından birine teslim etmesi gerekirken bu cüzdandan 5.000.000 TL.sini alıp kendi cüzdanına yerleştirdiği, bulduğu cüzdanı geri kalan para ile beraber kendi yatağının yan tarafını keserek açıp pamukların arasına, çok dikkatli bir şekilde aranmadığı takdirde bulunamayacak halde gizlediği, ertesi gün sabah uyandığında cüzdanını banyoda unuttuğunu hatırlayan Onb.Atalay DURNA' nın sabah saat 08.00 sıralarında sanığa cüzdanını sorduğu, görmediğini bildiren sanığın titrek sesle cevap verdiğini görerek sanıktan şüphelendiği, bu durumu Çvş.İsmail KESKİN' e bildirdiği, mağdur ve Çvş.İsmail KESKİN' in birlikte para kaybolması olayı ile ilgili araştırma yaptıklarında er Durdu DOGAN' ın mağdurdan hemen sonra sanığın banyoya girdiğini yattığı yerin yanındaki pencereden gördüğünü bildirdiği, bunun üzerine, aynı gün saat 18.30 sıralarında sanığın yatağında yapılan aramada mağdura ait cüzdan ve 67.500.000 TL.sının bulunduğu, bu olayın Bölük Astsubayı Harun SARAY' a bildirilmesi üzerine Astsb.Harun SARAY' ın sanığın üzerinde arama yaptığı sanığın üzerindeki cüzdanın bir bölümünde 600.000 TL.sı diğer bölümünde ise hepsi de birer milyonluk olmak üzere 5.000.000 TL.sı para bulunduğu, bir milyonluk paralar mağdura gösterildiğinde olay gecesi kantinde yaptığı satış sırasında bir erin verdiği üzeri çamurlu parayı tanıyarak bu paranın kantine ait para olduğunu bildirdiği, mağdurun sanığa iftira atması için dosya içeriğine göre bir neden bulunmadığı, sanık üzerinde bulunan 5 milyon liranın memleketinden bankamatik hesabına yatırılarak gönderilen paralar olduğunu ileri sürmekte ise de; mahkemece yapılan araştırmada sanığa 19.9.1996 tarihinde amcası tarafından 2.000.000 TL.sı 11.9.1996 tarihinde de dayısı tarafından 1.500.000 TL.sının gönderildiği, olay gününe kadar harcama yaptığı da nazarı dikkate alındığında sanığın üzerinde 5.000.000 TL.sı bulunmasının mümkün görülmediği, iddiasının da doğru olmadığının belirlendiği, dosyada ifadeleri bulunan tanık beyanları, Dz.3-4-5-6'da mevcut olay tutanakları, Dz.33-34fteki Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğünün yazısı ve mağdurun beyanlarından anlaşılmaktadır.
Bu beyan ve deliller karşısında sanığın Onb.Atalay DURNA tarafından kaybedilen bir kısmı kendisine ve bir kısmı kantine ait olan parayı bulup Medeni Kanun hükümlerine uymaksızın mal edinmeye kalktığı, eyleminin TCK. nun 511 nci maddesi içerisinde değerlendirilmesi gereken bir eylem olduğu görülmekle; yerel mahkemece eylemin arkadaşının parasını çalmak suçunu oluşturabileceği ancak sanığın suçu işlediğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı belirtilerek suç vasfının da yanlış değerlendirilmesi ile beraet kararı verilmesinde isabet görülmediğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir..." denilerek, beraet hükmünün tebliğnameye aykırı olarak bozulmasına karar verilmiştir.
DİRENME HÜKMÜ : K.T.B.K.K.lığı Askerî Mahkemesinin 16.9.1997 tarih ve 1997/425-285 sayılı kararı ile;
İddianamede eylem olarak ortaya konulan ve üstünün parasını çalmak suçu olarak vasıflandırılan sanığın hal ve hareketlerinin değerlendirilmesinde, öncelikle sanığın banyodaki parayı alıp almadığının irdelenmesi ve incelenmesi gerekir. Önceki kararımızda da açıklandığı üzere kaybolan cüzdandaki paraların seri numaralarının belli olmaması, paraların Savcılık Emanetinde yada dava dosyasında bulunmaması sebebiyle mağdurun beyanı dışında bir milyonluk banknotun çamurlu olduğunun tesbit edilmemesi, mağdurun banyodan çıktıktan sonra 10 dakika içerisinde sanık banyoya girmeden başkaca bir şahsın banyoya girip girmediğinin tanıklarca bilinmemesi nedeni ile delil yetersizliği değerlendirmesi ile verilen Beraet kararı usul ve Yasaya uygun olduğu, bu nedenle eski hükümde direnildiği belirtilerek, olayın 22.9.1996 tarihinde olduğu değerlendirilirse; sanığın huzurda belirttiği (Dz.35) Hüseyin KARAMERT ve Niyazi GÜNEŞ' in akrabası olmadığı, bunların gönderdiği paraların arkadaşlarına ait olduğu, Ali ÇİLLİ ile Ali Rıza ALÇAMAN' ın amcası ve dayısı olduklarını, beyan ettiği de gözönünde bulundurulursa sanığın 19.9.1996 tarihinde Hasan Ali ÇALLI' dan 2.000.000. TL, Ali Rıza ALÇAMAN' dan 11.9.1996 tarihinde 2.500.000.TL., 16.9.1996 tarihinde 1.000.000. TL. aldığı, bir arkadaşından da borcunu aldığı şeklindeki tutarlar dikkate alındığında sadece o günler itibariyle sanığın üzerinde 5.000.000. TL. civarında paranın bulunmasının doğal olduğu, sanığın üzerinde bulunan paranın çalıntı olduğu şeklinde bir kanaate ulaşılamayacağı sanığın parayı banyodan aldığına ilişkin görgü tanığının bulunmaması, mağdurdan sonra sadece sanığın yaklaşık 10 dakika sonra banyoya girdiği, ancak sanıktan sonra banyoya başkasının girip girmediğini, uyuması nedeniyle görmediği şeklindeki tanık Durdu DOĞAN' ın beyanına rağmen sanıktan sonra da başkalarının banyoya girmiş olabileceği yine aynı tanığın sanıkla uyumlu olan "içeride fazla kalmadı hemen çıktı" şeklindeki beyanı ile "sanığın banyonun kapısının kenarında bulunan elektrikli ısıtıcıya ait düğmeleri açtım çıktım" beyanları arasında bir çelişkinin de esasen bulunmadığı ve sanığın banyonun içini tek tek kontrol etmediğinin en azından kontrol edecek kadar yeterli süre banyoda kalmadığının anlaşıldığı, kantin görevlisi olan mağdurun arkadaşından aldığı anahtarla banyonun kapı kilidini açarak içeri girdiği değerlendirilirse, banyo sorumlusu olan sanıktan başka diğer eratta da banyo anahtarının bulunabileceği ve bu durumda kilitli olan banyoya başka şahısların da girmesinin mümkün olduğu, her ne kadar mağdura ait cüzdan sanığın yatağının içinde bulunmuş olsa bile banyoda cüzdanı alan başka bir şahsın yapılacak bir aramada cüzdanın kendine ait bir yerde bulunmasının yada başka bir yerde bulunduğu takdirde yapılacak dikkatli bir soruşturma sonucu bu eylemi gerçekleştirdiğini ortaya çıkacağı korkusu ile zaten banyo görevlisi olan sanığın yatağının içine cüzdanı koymak suretiyle ileride bulunursa suçu kendi üzerinden atarak ve fazla soruşturulmadan olayın yeterince araştırılmaksızın kapanabileceği düşüncesi ile hareket etmesinin mümkün olacağı, bütün bu değerlendirmelerin ışığı altında;
Olayın oluşu itibariyle tanıkların görgüye dayalı bilgilerinin bulunmaması, dosyada mevcut bulunan sanığın banyo sorumlusu olması, mağdurdan sonra banyoya girmesi, yatağında yapılan arama sonucunda mağdura ait cüzdanın bulunmuş olması eksik olan paranın da sanığın cüzdanında para ile eşdeğer bulunması şeklinde ortaya konulan delilin yukarıdaki ihtimallerin de bir arada değerlendirilmesi sonucunda, sanığın cezalandırılmasına ve suçun sübutuna yetebilecek deliller olmadığı ve olayın şüpheli hale geldiği, "şüpheden sanık yararlanır" şeklinde ortaya konulan hukukun genel prensibince sanığın delil yetersizliğinden beraetine karar verilmiştir.
TEMYİZ : Direnme hükmü, askerî savcı tarafından süresi içerisinde sanık aleyhine temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME : Askerî Yargıtay Başsavcılığının 29.4.1998 tarih ve 1998/1230 sayılı tebliğnamesiyle;
"...Dosyada mevcut deliller karşısında sanığın Onb.Atalay DURNA tarafından kaybedilen bir kısmı kendisine ve bir kısmı kantine ait olan parayı bulup Medeni Kanun hükümlerine uymaksızın mal edinmeye kalktığı, eyleminin TCK.nun 511 nci maddesi içerisinde değerlendirilmesi gereken bir eylem olduğu görülmekle, yerel mahkemece eylemin arkadaşının parasını çalmak suçunu oluşturabileceği, ancak sanığın suçu işlediğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı belirtilerek suç vasfının da yanlış değerlendirilmesi ile beraet kararı verilmesinde isabet görülmediğinden hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır..." görüş ve düşüncesi ile hükmün bozulması istenilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
Onb.Atalay DURNA' nın, Bölük yazıcısından aldığı anahtarla saat 24.00 sıralarında banyoya girdiği ve banyoda unuttuğu cüzdanını sabahleyin aramaya başladığı, cüzdanın saat 18.30'da içinden beş milyon lira alınmış olarak sanığın yatağının içinde pamukların arasında bulunduğu sabit bir keyfiyettir. Ancak, dosyadaki delillere göre cüzdanın elde edilip içinden beş milyon liranın alınması ve yatağın içine saklanması eylemlerinin sanık tarafından ika edildiğini her türlü kuşkudan uzak bir şekilde kabul etmek mümkün değildir. Zira, sanığın hiçbir aşamada tevilli de olsa bir ikrarı bulunmadığı gibi, cüzdanın sanığın yatağının içinde bulunmasından başka, cüzdanın onun tarafından alındığına ve kendi cüzdanında bulunan birer milyonluk beş milyon liranın da Onb.DURNA' nın cüzdanından alınmış paralar olduğuna dair objektif bir delil bulunmamaktadır. Kaldı ki olay öncesi günlerde sanığa yakınları tarafından bu miktardan daha fazla para gönderilmiş ve bunların sanık tarafından bankadan alındığı da tesbit edilmiştir.
Koğuşun ise orada yatan eratın rahatlıkla girip çıkabildiği bir yer olduğu ve cüzdanın da saat 18.30da yapılan aramada bulunduğu dikkate alındığında, buna ilişkin delilin de yeterli bir sübut delili olmayacağı açıktır.
Bu duruma göre; askerî mahkemenin, 353 Sayılı Kanunun 163 ncü maddesi uyarınca dosyada mevcut delilleri etraflı şekilde tartışıp değerlendirmesinden sonra edindiği vicdani kanaat doğrultusunda sanığa isnad olunan eylemin sübuta ermediğine yönelik takdirinde yanılgı, zaaf veya çelişki bulunmadığı anlaşıldığından, askerî savcının temyiz nedenleri kabule değer görülmemiş ve hükmün onanması gerekmiştir.
SONUÇ VE KARAR:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Askerî Savcının temyiz itirazlarının 353 Sayılı Kanunun 217/2 nci maddesi gereğince REDDİNE,
Yasaya uygun hükmün tebliğnameye aykırı olarak ONANMASINA,
14.5.1998 tarihinde OYBİRLİĞİ ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy