(765 S. K. m. 455/1)
İNCELEME KONUSU: Sanık Er İ.G. hakkında tedbirsizlik, dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçundan tesis olunan mahkumiyet hükmünü suç vasfı yönünden bozan Askerî Yargıtay 1 nci
Dairesinin kararına karşı askeri mahkemece direnilerek verilen hükmün incelenmesidir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup sözcü üye dinlenildikten ve Askerî Savcı, müdahil ve sanığın temyiz istemlerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Sivas Mühimmat Depo Komutanlığında görevli 75/2 tertip er olan sanığın, 19.4.1996 günü 01.00-03.00 saatleri arasında 75/4 tertip er olan Erdal GÜLER ile birlikte 9 numaralı kulede nöbetçi olduğu, nöbete gidilmeden önce 4 numaralı kulede alt ve üst devre nöbetçiler arasında bir tartışma çıktığını öğrendiği, kule nöbetlerinde tüfeğe dolu şarjör takılı, namluya mermi sürülmeden tüfek emniyette nöbet tutulduğu, Erdal GÜLER in birliğe yeni katılmış olması nedeniyle boş şarjörlü tüfekle nöbet tuttuğu, nöbet öncesi doldur-boşalt işleminin yapıldığı, nöbete başlandıktan sonra havanın soğuk olması nedeniyle sanık ve Erdal'ın kule kapalı bölümüne girdikleri, sanığın yere oturarak silahını elektrik panosunun olduğu köşeye namlusu tavanı gösterecek şekilde dayadığı, aynı saate devriye nöbetçileri olan 74/4 tertip erler Kemal YOKUŞ ile Hasan SAKIZCI' nın geldiklerini gören er Erdal GÜLER' in dışarı çıkarak devriye nöbetçilerine "dur çektiği" devriyelerin nöbet defterini imzalamak üzere kuleye çıktıkları, er Hasan SAKIZCI içeri girince sanığın ayağa kalktığı, hepsi içeri girdikten sonra "4 numaralı kulübede ne olmuş" diye sorduğu, sanığın sorusuna er Kemal YOKUŞ' un, bu kule nöbetçilerinden 75/2 tertip Ali EJDERHA' nın diğer nöbetçi 75/4 tertip Uğur SORAL' ın kule kapalı bölümüne girmesine izin vermediğini, üşüyen Uğur SORAL' ın da nöbet yerine terk ettiğini söyledikten sonra "Böyle yapmayın, tertipçilik yapmayın" dediği, bunun üzerine sanığın " adamına göre yaparız" şeklinde cevap vererek ve bu olayı kastederek "onun bir hatası vardır ki öbürü de öyle yapmıştır" dediği, Kemal YOKUŞ' un "biz size tertipçilik yapmadık, böyle yapmayın, tertipçilik yapıyorsunuz" diye sanığı ikaz etmesi üzerine sanığın "seni vururum" dediği, Kemal YOKUŞ' un "adam vurmak kolay mı? Erkek ister (veya yürek ister)" demesinden sonra araya başka bir konuşma girmeden sanığın sağ tarafındaki köşede dayalı duran kendisine zimmetli Kaleşnikof piyade tüfeğini alıp, emniyetini açtıktan sonra kurma kolunu çekip bırakarak namluya mermi sürdüğü, yere 45 derece açı yapacak şekilde silahı tuttuğu sırada, silahın bir el ateş ettiği, merminin Kemal YOKUŞ' un kafasına isabet etmesi nedeniyle adı geçenin öldüğü, maddi olayın bu şekilde sübuta erdiği ve bu hususta herhangi bir anlaşmazlık bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sübutunda kuşku bulunmayan bu maddi olay nedeniyle, 5 nci P.Er Egt.Tug.lığı Askerî Savcılığının 2.5.1996 tarih ve 1996/840-181 sayılı iddianamesiyle ve TCK.nun 450/11 nci maddesi uyarınca tecziye istemiyle açılan kamu davasının yargılaması sonucunda; 5 nci P.Er.Eğt.Tug.K.lığı Askerî Mahkemesi nce sanığın öldürme kastı ile hareket etmediği vicdani kanısına varıldığı belirtilerek taksirle ölüme sebebiyet vermek suçundan tesis edilen hükmün, Askerî Yargıtay l.Dairesinin 14.5.1997 tarih ve 1997/335-333 sayılı ilamı ile eylemin kasten adam öldürme niteliğinde olduğu kabul edilerek bozulması üzerine, 5 nci P.Er.Eğt.Tug.K.lığı Askerî Mahkemesinin 11.11.1997 tarih ve 1997/746-462 Esas-Karar sayılı hükmü ile sanığın As.G.K.nun 146/1, TCK.455/1 ve 59 ncu maddeleri gereğince dört yıl iki ay hapis ve 1.875.000.-TL ağır para cezasıyla mahkumiyetine direnilerek karar verilmiştir.
Askerî Yargıtay Başsavcılığı, eylemin kasten adam öldürme niteliğinde olduğu ve hükmün sanık aleyhine bozulması gerektiği görüşündedir.
Yukarıda özet olarak belirtildiği gibi, daire ile askeri mahkeme arasındaki anlaşmazlık suç vasfına ilişkindir.
Askerî Mahkemece, sanığın savunmalarında; maktulün tüfeği eliyle tutup alnına götürürek "hadi vursana" demesi şeklinde bir eylemi olduğu, maktulün eğilerek tüfeği tutması üzerine kendisinin "dur yapma" şeklinde bir söz sarfettiği, silahın Erdal GÜLER' e ait olduğunu sandığı, dolu silah ile boş silah arasındaki 500 gr.lık ağırlığı hissetmediği, kurma kolunu çekip bırakmasının ardından emniyet mandalını kapatma çabası içerisinde olduğu ve maktulün tüfeği kendine doğru çektiği şeklindeki beyanlarının gerçeği yansıtmadığı, olayın maktulün herhangi bir müdahalesi olmadan sadece sanığın egemenlik ve tasarruf sahasında cereyan eden hareketler silsilesi içerisinde meydana geldiği kabul edilmiştir, Ancak, sanığın kusurluluk biçimi;
a) Suç konusu aletin kullanımında failin irade ve davranış biçimi,
b) Failin suç işlenmeden önceki davranış biçimi
c) Fail ile maktul arasındaki olay anma kadar süregelen ilişkilerin boyutu,
d) Failin suç işlendikten sonraki davranış biçimi,
e) Sanığın yargılama süreci içerisindeki davranış ve eğilimleri, değerlendirilerek saptanmış olup, buna göre, sanığın, "...19.4.1996 gecesi nöbet hizmeti esnasında vuku bulan olayda maktul Kemal YOKUŞ' un "adam öldürmek yürek ister" sözünden etkilenerek maktule şaka ve mizansen oluşturmak maksadı ile hareket ederek yarım dolduruşta olduğunu bildiği, hamili bulunduğu tüfeğinin emniyetini açarak kurma kolunu çekip bıraktığı, namlu kısmının maktulü gösterdiği esnada sanığın elinin gayri iradi bir şekilde tetik mekanizmasına temas ederek, ateş almasını sağladığı..." bu suretle taksirle ölüme sebebiyet verdiği sonucuna varılmıştır.
Askerî Mahkemenin, olayın sadece sanığın egemenlik ve tasarruf sahasında cereyan eden hareketler silsilesi içinde meydana geldiğine dair kabulü dosya kapsamına uygun olmakla beraber, kusurlulukla ilgili değerlendirmesi sonucundaki kabulün yerinde olmadığı anlaşılmaktadır. Zira, dosya kapsamına göre;
a) Sanıkla maktul arasında olay anında sinirli ve hareketli bir tartışma yaşanmadığı gibi, şakalaşma da yoktur.
b) Sanığın silahla şaka yapan biri olduğunu sadece er Ercan ÇAMBEL beyan etmiş olup, bu beyan diğer tanıklarca doğrulanmamıştır. Ayrıca, bu beyan sanık tarafından da kabul edilmemiştir.
c) Tüfeğin emniyet tertibatı, namluya mermi sürmeyi temin etmek için açılmış olsa bile bilirkişi beyanına göre, silahın herhangi bir arızası bulunmayıp tetiğin düşmesi için 1750 gr. Civarında bir kuvvetin uygulanması gerekmektedir. Tetiğin çevresinde tetik muhafazası olduğundan sürtünme ile tetik düşmemektedir.
Bu saptamalar ile olayın, sanığın maktule "seni vururum" demesini takiben ve köşede duran ve şarjörü takılı silahı alıp ani hareketlerle emniyeti açıp tüfeği doldurmasından itibaren, sadece sanığın egemenlik ve tasarruf sahasında cereyan eden hareketler silsilesi içerisinde meydana geldiği kabul edildikten sonra tetiğin de sanığın iradi hareketiyle düşürüldüğünün kabulü gerekir. Bu durumda sanığın taksirli bir davranışından bahsedilemeyeceğine göre, suça yönelik iradenin, yani suç kastının belirlenmesine ihtiyaç vardır.
Doktrinde ve içtihatlarda kast "Tasavvur edilen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelik irade" olarak tanımlanmaktadır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu irade, dışa yansıyan davranışlardan hareket edilerek saptanabilir. Bu amaçla, olaydan önceki ve sonraki davranışlarının yanında failin olay anındaki hareketlerinin de ölçü alınması gerekir. Bu genel ölçütlerin yanında, ölüm ile sonuçlanan olaylarda; kullanılan vasıtanın niteliği, kullanılış biçimi, darbenin/darbelerin vurulduğu bölgenin hayati bakımından önemi, ölendeki darbe sayısı ve şiddeti de gözönünde bulundurulmalıdır.
Somut olay bu çerçevede incelendiğinde; Kaleşnikof piyade tüfeği gibi uzun namlulu ve hedefteki tahribatı fazla olan ve uzun süre eğitim, atış ve nöbet tutmak gibi hizmetler nedeniyle bütün özelliklerini bildiği bir silahı, çok kısa bir mesafeden maktulün baş hizasına tevcih eden ve tetiği çeken "usta asker" konumunda bulunan sanığın, neticeye de bilerek ve isteyerek ulaştığı sonucuna varılmıştır. Keza, gerek bu düşüncelerle ve gerekse Silahın tevcih edildiği bölgenin hayati önemi ve yaranın tek başına öldürücü nitelikte olması nedeniyle sanığın yaralama kastıyla hareket ettiğinin kabulü mümkün görülmemiştir. Olayın cereyan tarzı karşısında, sanık ile maktulün aralarında önceye ait husumetin bulunmaması, sanığın ikinci kez tetiğe basmaması, olaydan sonraki ve yargılama aşamasındaki davranışlarının kastı belirleyici bir yönü bulunmamaktadır. Sonuç olarak sanığın, olay anında yaptıkları tartışma üzerine ani gelişen kast ile maktulü öldürdüğü kabul edilmiş ve suç vasfı yönünden yasaya aykırı olan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ VE KARAR:
Yukarıda açıklanan nedenlerle,
Sanığın temyiz isteminin reddi ile, 5 nci P.Er Eğt.Tug.K.lığı Askerî Mahkemesinin 11.11.1997 tarih ve 1997/746-462 Esas-Karar sayılı direnme hükmünün, Askerî Savcı müdahilin temyizine atfen 353 Sayılı Kanunun 221 nci maddesi gereğince tebliğnameye uygun olarak suç vasfı yönünden BOZULMASINA,
11.6.1998 tarihinde Üyelerden Hâk.Alb.M.GÜZEL, Doç. Hâk. Alb.M.T.ODMAN ve Hâk.Alb.V.PEKBAŞ' ın karşı oyları ve oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI GÖRÜŞ YAZISI
Yerel Askerî Mahkeme sanık Er l.G nin Er Kemal YOKUŞ' u öldürme eylemini, 353 Sayılı Kanunun 163 ncü Maddesi uyarınca mahkemede irad ve ikâme olunan delilleri tartışıp değerlendirerek duruşmada edindiği kanıya göre tedbirsizlik, dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçunu oluşturduğu şeklinde nitelendirmiştir. Yerel Mahkeme, bu yargıya varırken söz konusu suçla ilgili kanuni unsurları tek tek irdelemiş ve daha sonra öğreti ve uygulamayı gözönüne alıp, yüze karşılılık ve doğrudan doğrucalık ilkesi çerçevesinde dosyada mevcut bilgi, belge ve vicdani kanısına göre yargısını vermiş, bu yargısını ise, dosyaya uygun bir biçimde gerekçelendirmiştir.
1402 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 307 Maddesinin Birinci Fıkrası ile 353 Sayılı Kanunun 207 nci Maddesinin Birinci Fıkrasına göre, temyiz incelemesi kural olarak hükmün kanuna aykırılığı sebebine dayanmaktadır.
Yukarıdaki hüküm uyarınca Yüksek Yargı Organı olan Askerî Yargıtay'ın temyiz incelemesi ve denetlemesi, olay mahkemesi olmadığından gerekçe üzerinden yapılmaktadır. Çünkü, gerekçe tüm dosyayı öz halinde ve hukuki bir bütünlük içinde ortaya koyan, olayla ilgili yargıya niçin ve ne şekilde varıldığı sorularını yanıtlayan bir yapıttır. Askerî Yargıtay Temyiz incelemesini iki safhada gerçekleştirmek zorundadır. Bunlardan birincisi, duruşmanın yargılama kurallarına uygun olup olmadığı yönünden olmakta ve yargılama kurallarına herhangi bir şekilde aykırılık saptanmaz ise, ikinci safhada gerekçenin dosyaya uygun olup olmadığı hususları araştırılmaktadır.
İtalyan Yazar Marcello Firm'in yargı kararlarım tarayarak yazdığı yapıtında; öldürme suçlarında suçun niteliğinin belirlenmesinde iki olgunun çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu olgulardan birincisi, fiilin modalitesi, yani biçimlenişi, ortaya çıkışı ve buna bağlı olarak silahın türü, merminin yönü, merminin vuruşu, yaralanmanın yeridir. İkincisi ise, doğrudan doğruya olayla ilgili olmayıp, sanık ve maktulle ilgili kişisel durumlardır ki, bunlar sanık-maktul ilişkisi, sanığı suça iten neden, suç öncesi ve suç sonrası sanığın davranışları ve karakteridir.
Tüm bu olgular gözönüne alındığında meydana gelen öldürme olaylarında benzerlik olasılığı üç üstü ondur ve bu da elli dokuz bin kırk sekiz sayısına eşittir. Bu nedenle eski olaylara ait içtihatların veya yargıların örnek verilerek veya bu yargılardan hareket edilerek benzer sonuçlara varılmak istenmesi, yanlış sonuçlara varılmasına neden olabilir. Ünlü Filozof Heraklis'in söylediği gibi, aynı akarsuda iki kez yıkanılamaz.
Askerî Yargıtay sürekli kararlarında da yer aldığı üzere, kast kişinin iç ve psikolojik dünyasını ilgilendiren bir olgu olduğundan, suç kastının varolup olmadığını ve de varsa öldürme, öldürmeye kakışma, yaralama veya tedbirsizlik, dikkatsizlikle ölüme sebebiyet verme suçlarında olduğu gibi, seçenekli kasıtlardan hangisinin mevcut olduğunu belirlemek bir olay sorunudur. Bu olayı belirleme yetkisi ise, doğrudan doğruya delillerle karşı karşıya olan Yerel Mahkemeye aittir. Ancak, buradaki mahkemenin delil değerlendirme yetkisi denetime tabi bağımlı bir yetkidir. Yani, gerekçesi gösterilmesi gereken bir yetkidir.
Bilinçli taksirin, Ceza Kanunlarımızda düzenlenmemiş olması nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında genellikle vicdani rahatsızlık sonucu kast ve taksir değerlendirmesinde mahkemelerin kasta yöneldikleri yadsınamayacak bir gerçektir. Bilindiği üzere, taksirde sonuç tahmin edilebilir, bilinçli taksirde ise bu sonuç tahmin edilir. Kasta gelince, sonuç bilinir ve istenir. İşte bugüne değin Ceza Kanunumuzdaki bilinçli taksir eksikliğinin ortaya çıkardığı sorunların çözümlenebilmesi amacıyla, TCK.nu Tasarısının 22 nci Maddesi ile mevzuatımıza bilinçli taksir müessesesi getirilmek istenilmektedir. Her ne kadar, bilinçli taksir zaman zaman belirli olmayan kasta yaklaşmakta
ise de; kastta sadece neticenin öngörülmesi yeterli değildir. İrade unsurunun da şu veya bu şekilde gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Bu bakımdan, gerek Askerî Yargıtay'ın gerekse Yargıtay'ın kastın belirlenmesinde benimsediği görüş irade teorisi yönündedir. Ancak, durum böyle olmasına karşılık, Askerî Yargıtay İnci Dairesinin "Olayımızda sanığın icra ettiği birbirinden bağımsız, birbirini takip eden hareketlerle, her birinin yapılmasından sonra doğan sonuçlarla, daha ileri bir safhada doğabilecek sonuç önceden öngörülebileceğinden, sanığın kusurundan değil, kastından söz etmek" gerekir, şeklinde gerekçelerle kastı tasavvur teorisi çerçevesinde ortaya çıkarmaya ve bir sonuca varmaya çalıştığı görülmektedir. Burada gerekçelendirilmek istenen kusurun tanımı ise, bilinçli taksirden başka bir şey değildir.
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız Finn'in görüşleri çerçevesinde sanığın tüfeği ile oynadığı sırada maktulün eli ile tüfeğini yukarı doğru ittiği ve bu sırada elinin tetiğe değdiği olgusu değerlendirme dışı bırakılarak bir olgu değildir.Gerçekten de, merminin maktulün başının saçlı deriye yakın alın üstünden girmiş olması, bu iddiasını güçlendirmektedir. Bu ise, fiilin modalitesi yani biçimlenişi yönünden önemli bir olgudur. Diğer taraftan, sanıkla maktul arasında geçmişe dayalı herhangi bir husumet ve uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sanık karakteri itibariyle suç işlemeye, özellikle adam öldürmeye mütemayil bir kişi değildir. Gerek tanık beyanlarına gerekse bilirkişi mütalaasına göre, sanık olay sonucu büyük bir ruhi çöküntüye girmiş, ağlamış, üzülmüş, daha sonra eline silah alamamış ve depresyon içinde kıvranmıştır. Ayrıca, uykusuzluk çekmekte, kabus görmektedir. Böyle bir ruhi tablo çizen sanığın, diğer iki arkadaşının yanında ve soğukkanlılıkla kasten adam öldürmesi, suçun modalitesi ile sanığın karakteri ve davranışları ile uyum göstermemektedir.
Tüm bu saptamalara karşılık, Daireler Kurulunun suçla ve sanıkla ilgili olguları, olayın oluşunda değerlendirme dışı bırakarak, öldürme eyleminin ani gelişen kast sonucu meydana geldiği sonucuna varması, dosya içeriğine ve ayrıntılı bir şekilde olayın oluşumunu sergileyen gerekçeye uygunluk göstermemektedir.
Açıklamaya çalıştığımız bu görüşler çerçevesinde, sanığın eyleminin tedbirsizlik ve dikkatsizlikle ölüme sebebiyet vermek suçunu oluşturduğu ve Yerel Mahkemenin bu yöndeki nitelemesi ile gösterdiği ayrıntılı, doyurucu ve hatta öğretici gerekçesinden herhangi bir şekilde kanuna aykırılık olmadığı sonuç ve kanısına vardığımızdan, çoğunluğun görüş ve kabulüne katılmamaktayız. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy