(1632 S. K. m. 91)
İNCELEME KONUSU: Sanık P.Er Z.A. hakkında üste fiilen taarruz suçundan tesis edilen mahkûmiyet hükmünü sübut yönünden bozan Askerî Yargıtay 2 nci Dairesinin kararına karşı Başsavcılık tarafından yapılan itirazın incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 6 ncı Kolordu K.lığı Askerî Savcılığının 26.9.1997 tarih ve 1997/3265-795 sayılı iddianamesi ile;
"...Sanığın 10.8.1997günü akşam saatlerinde yemekhanede P.Onb.A.B. ile önünden geçme konusunda tartıştığı, tartışma sonucunda P.Onb.A.B.'a dört beş tane yumruk vurduğu pezevenk, şerefsiz ve A...a koyayım dediği, daha sonra tıraş olmak için tuvalete giden P.Onb.A.B.'un tekrar yanına giderek altı yedi yumruk daha attığı, araya girenlerce kavganın engellendiği, sanığın böylece üste fiilen taarruza teşebbüs ve üste hakaret suçlarını işlediği, ifadesi, tanık ifadeleri olay tutanağı, vak'a kanaat raporu ve dosyada bulunan diğer belgelerden anlaşılmakla;
Eylemlerine uyan As. C.K.nun 91/1 ve 85/1 nci maddeleri uyarınca cezalandırılmasına, sanığa verilecek aynı cinsten cezaların T.C.K.nun 71 nci maddesi uyarınca toplanmasına karar verilmesi talep ve iddia" olunmuştur.
HÜKÜM: 6 nci Kolordu K.lığı Askerî Mahkemesinin 17.10.1997 tarih ve 1997/1182-699 Esas karar sayılı hükmü ile; atılı suç sabit görülerek sanığın üste fiilen taarruz suçundan As.C.K.nun 91/1 (az vahim hal), TCK.nun 59. Maddeleri uyarınca beş ay hapis cezasıyla mahkumiyetine oyçokluğu ile karar verilmiştir.
Üste hakaret suçundan ise, mağdurun beyanından başka delil bulunmadığı gerekçesiyle beraet kararı verilmiş ve bu karar temyiz edilmemek suretiyle kesinleşmiştir.
TEMYİZ: Sanık, mağdurun gösterdiği tanıklar İ.B. ve Kenan TEKDAL ın olayı görmemelerine rağmen, mağdurla samimi oldukları için verdikleri ifadelerle mahkûmiyet kararı verildiğini, suçsuz olduğunu beyan ederek süresi içerisinde temyize gelmiştir.
TEBLİĞNAME: Askerî Yargıtay Başsavcılığının 20.4.1998 tarih ve 1998/1084 sayılı tebliğnamesiyle; mevcut delillerin değerlendirilmesi sonucu oluşan vicdani kanaate dayalı olarak sübutun kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı vurgulandıktan sonra; hükmün haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması yönünden BOZULMASINA dair görüş bildirilmiştir.
DAİRELER KARARI: As. Yargıtay 2 nci Dairesinin 29.4.1998 tarih ve 1998/264-263 sayılı karan ile; delillerin değerlendirilmesinden sonra "...Sanığın mağdura vurduğunu söyleyen K.T. ile İ.B.'ten başka tanık bulunmamaktadır;
Sanıkla itişme boyutuna varan bir tartışma içerisinde yer aldığı anlaşılan K.T. ın bulaşık hane önündeki olayı kendi içinde iki aşamalı olarak anlatımı (önce 1-2 tokat, kendisi araya girdikten sonra yemekhane önünde yakalanıp 5-6 yumruk ataması şeklindeki) mağdurun beyanına uymadığı gibi, olayın yakın tanığı olduğunu söylediği; M.Ö. tarafından da doğrulanmamıştır. Diğer taraftan her aşamada istikrarlı ifade veren tanıklar Ö ve Ö. ın yanında, mağdurun dinlettiği tanık H.Ü. nün açık ve net bir biçimde; sanığın saldırıda bulunmadığını söylemeleri karşısında yukarıda anlatıldığı şekilde bir nevi olayın tarafı durumundaki tanık K.'m anlatımının, mahkûmiyete yeterli kanıt sayılamayacağı,
Keza, lavabodaki aşamanın sonuna yetiştiği anlaşılan tanık İ.'in Ö. ve Ö.'ın orada olduklarını söylemesi, gerek adı geçenlerin, gerekse mağdurun isteğiyle dinlenen, tanık B.M.' ın tıraş olurken Onb.A.' nin jilet bulunan eliyle sanığa hamle yapması üzerine onun da savunma amacıyla elini kaldırdığını ifade etmeleri, tanık İ.'in olayı baştan beri görmediği için bunu, vurma olarak algılamasının doğal olması karşısında bu tanığın ifadesinin de kesin kanıt niteliğinden yoksun olduğu; maddi delil de (rapor vb.) bulunmadığından kuşkudan yararlandırılması gereken sanığın, beraeti yerine yazılı şekilde hükümlendirilmesinde isabet görülmemiştir..." gerekçesiyle hükmün sübut yönünden BOZULMASINA oybirliği ile karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİGNAMESÎ: Askerî Yargıtay Başsavcılığının 13.5.1998 tarih ve 1998/1084 sayılı tebliğnamesi ile;
"...Tanık K.T. sanık ve mağduru tanımayıp aynı Birlikte görevli de değildir. Dolayısıyla tarafsız bir tanık durumunda olup, ifadesine itibar edilmemesi için hiçbir geçerli neden bulunmamaktadır.
Mevcut deliller karşısında, sanığın Onb.A.B a vurmak suretiyle üste fiilen taarruz suçunu işlediği hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde sübuta ermiş olup, mahkûmiyet hükmünün sanık lehine haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması yönünden bozulması gerekmektedir." Görüş ve düşüncesiyle Daire kararına süresi içerisinde itiraz edilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, sözcü üyenin açıklamaları dinlendikten sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanığı, üste fiilen taarruz suçunu işlediği iddiası ile açılan davada Daire ile Başsavcılık arasındaki analaşmazlık maddi eylemi sübuta erip ermediğine ilişkindir.
Bu nedenle, dosyada mevcut deliller incelendiğinde; Daire ilamında da kabul edildiği gibi, olayın Adana orduevinde bulaşık hane önünde ve lavaboda olmak üzere iki aşamada cereyan ettiği, olaya baştan sona kadar Çvş.Ö.T. ve Ö.G.'ün tanık oldukları ve bu tanıkların, "Onb.A.B.'a vurmadığını, lavabodaki tartışma sırasında onbaşının jilet bulunan elini kendisine doğru savurunca yüzünü korumak için elini kaldırdığını, ellerinin bu durumda iken birbirine çarptığını" istikrarlı biçimde beyan eden sanığın savunmasını doğruladıkları, mağdurun ifadelerinde her iki yerde sanığın kendisine küfür edip vurduğunu iddia ettiği ve duruşmada olayı gören tanıklar olarak isimlerini verdiği (Dz.24) tanıklardan M.M.'ın olayı görmediğini, H.Ü.'nün sadece yemekhane önündeki tartışmayı gördüğünü, birbirlerine vurduklarını görmediğini, B.M.' ın lavabodaki olayı gördüğünü vurma olmadığını, K.T.'ın ise sanığın A.'nin yakasına yapışıp bir iki tane vurduğunu, kendisinin araya girdiğini, bu seferde sanığın üzerine gelerek yakasından tutup kendisine vurmaya başladığını, Onb. A.'nin kaçmaya çalıştığını, ancak sanığın yemekhanenin orada onbaşıyı yakalayarak 5/6 kere yumrukla yüzüne ve vücuduna tekme vurduğunu, Askerî Mahkemece yapılan keşif sırasında dinlenilen tanık M.Ö.'ün tarafların aralarında vurma ve küfürleşme olmadığını beyan ettikleri anlaşılmıştır.
Olayın diğer tanığı Onb.İ.B., hazırlık aşamasında sanığın mağdura küfür ettiğini, erat yemekhanesinde 5-6, lavaboda tıraş olurken de birkaç tokat attığını beyan ettiği halde (Dz.7,14), duruşmadaki yeminli ifadesinde ilk aşamada aralarındaki olayın tartışma boyutunu aşmadığını, yumruklaşma olmadığını, beş dakika sonra lavaboya gittiğinde sanığın eliyle onbaşıya tokat vurduğunu gördüğünü (Dz.23) beyan etmektedir.
Dosyada, mağdura ait bir doktor raporu veya müessir fiile maruz kaldığına dair bir tesbit bulunmamaktadır.
Bu delillere göre; mağdurun iddiası doğrultusunda sadece İ.B. ile K.T.'ın ifadelerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu tanıklardan, İ.B.'in ifadeleri arasındaki çelişki ile üste hakaret suçundan sanık hakkında askerî mahkemece verilen beraet kararı gerekçesinde, mağdurun beyanından başka delil olmadığı belirtilmek suretiyle İ.B.'in ifadesine bu suç yönünden itibar edilmediğinin kesin hüküm ile sabit olması, K.T.'m ise Orduevinde görevli olmaması nedeniyle Başsavcılık tebliğnamesinde tarafsız tanık olduğu belirtilmekle beraber, sanıkla en azından tartışma ve itişme boyutuna varan bir olayın içerisinde yer alması, bu tanıkların beyanları doğrultusunda bir müessir fiilin mevcudiyeti halinde mağdur üzerinde emarelerinin bulunması gerekirken dosyada bu hususa yönelik bir delilin bulunmadığı dikkate alındığında, bu delillerin, yukarıda değinilen sanık lehine olan delilleri bertaraf edecek, onlara tercih edilmesini gerektirecek, dolayısıyla sanığın mahkûmiyetine yeterli olacak nitelikte olmadıkları sonucuna varılmıştır.
Bu duruma göre; sanığın atılı suçu işlediği hususunda kuşkuya yer vermeyecek derecede mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığı halde, askerî mahkemece delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek atılı suçun sübuta erdiğinin kabul edilmesi yasaya aykırı olduğundan ve bu kararı sübut yönünden bozan Daire kararında isabet bulunduğundan, aksi düşünceye dayalı Başsavcılık itirazının reddi gerekmiştir.
SONUÇ VE KARAR:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Askerî Yargıtay Başsavcılığının 13.5.1998 tarih ve 1998/1084 sayılı tebliğnamesiyle yapmış olduğu itiraz kabule değer olmadığından 353 Sayılı Kanunun 224 ncü maddesi gereğince İTİRAZIN REDDİNE,
28.05.1998 tarihinde OYBİRLİĞİ ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy