(765 S. K. m. 45) (1632 S. K. m. 70) (353 S. K. m. 16)
İNCELEME KONUSU: Sanık Jandarma erleri M.C. O. ve R.Y. haklarında sözleşerek firar suçundan tesis edilen mahkumiyet hükümlerini sübut yönünden bozan ve bozmayı temyize gelmeyen sanıklara da sirayet ettiren As. Yargıtay 4. Dairesinin kararına karşı Başsavcılık tarafından yapılan itirazın incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 8 nci Kolordu Kliği Askerî Savcılığının 8.4,1994 tarih ve 1994/509-151 Esas-Karar sayılı iddianamesi ile;
"...Sanıkların Bingöl-Yayla dere İlçe j.Komutanlığına bağlı Almyazı J.Karakol Komutanlığında görevli bulundukları, 2.4.1994 günü aralarında anlaşarak sanıklardan J.er R.T., J.Er M.C.O. ve J.Er B.Ö.'ın silahlı olarak, diğer sanık J.Er R.Y., m silahsız olarak sabah saat 04.30'da birlikte firar ettikleri, aynı gün sabah saat 8.30 sularında Batı ayaz köyü civarında İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından çıkarılan tim görevlileri tarafından yakalandıkları, sanıkların yakalanmasından önce yolda rastladıkları kurta sanıklardan J.er B.Ö.'ın üç el, sanık J. Eri M.C.O.'in 2 el ateş ettikleri bu suretle sanıkların müsnet suçu işledikleri, sanıklardan J.Er B.Ö.'ın 47.310.-TL lık, sanıklardan J.Eri M.C.O.'ın 31.540 TL lık hazine zararına sebebiyet verdikleri..." iddiası ile As.C.K.nun 70/4 maddesi uyarınca cezalandırılmalarına sanık J.Eri B.Ö.'dan 47.310 TL lık, sanık J.Eri M.C.O.'dan 31.540 TL lık hazine zararının 353 Sayılı Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca tazminen tahsiline karar verilmesi istemi ile kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: 8 nci Kolordu k.lığı Askerî Mahkemesinin 16.10.1996 tarih ve 1996/55-534 Esas-Karar sayılı kararı ile; atılı suçun sübuta erdiği kabul edilerek sanıkların As. C.K.nun 70/4, 73 ve TCK. nun 59.maddeleri gereğince beşer ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
Sanıklardan R.T. ve B.Ö. haklarındaki hükümler temyiz edilmemekle kesinleşmiştir.
TEMYİZ: Sanıklar firar kasıtlarının olmadığı nedeniyle süresi içerisinde temyize gelmişlerdir.
Tebliğname: Askerî Yargıtay Başsavcılığının 3.4.1998 tarih ve 1998/986 sayılı tebliğnamesi ile;
1) Sanık R.Y. hakkında verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı belirtilerek bu sanık hakkındaki hükmün onanmasına,
2) Sanık M.C. D.'ın kimliği ile ilgili kuşkunun giderilmesi yönünden bu sanık hakkındaki hükmün usul yönünden bozulmasına,
Dair görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI: Askerî Yargıtay 4 ncü Dairesinin 21.4.1998 tarih ve 1998/240-237 sayılı ilamı ile;
"...Sanıklar er M.C.D., er R.Y. ile hükmü temyiz etmeyen er B.Ö. ve er R.T.'in 2.4.1994 günü saat 04.30 sıralarında görevli bulundukları Alın yazı Karakolundan uzun süredir Karakolda bulunmalarına rağmen izine gönderilmemeleri, kendilerine haksız nöbet yazılması, Karakol Komutanı ve bir kısım görevlilerce dövülmeleri, yakınları ile haberleşme imkanlarının kısıtlı olması, kışlık erzakı tükenmesi sonucu doğru dürüst yemek verilmemesi gibi nedenlerle karakolun bu durumunu bildirerek Karakol Komutanını Yayla dere İlçe J.Komutanına şikayet etmek amacıyla anlaşarak ayrıldıkları, aynı gün saat 08,30 sıralarında Yayla dere yolunda gördükleri kendilerini aramakla görevlendirilen timin yanına giderek teslim oldukları maddi bir bakış olarak sübut bulmuş ise de;
Askerî Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 19.04.1995 gün ve 1996/2-2 esas ve karar sayılı içtihadında belirtildiği üzere As. C.K.nun 70 nci maddesinde yer alan sözleşerek firar suçunun oluşabilmesi için suçun maddi unsurunun gerçekleşmesi yeterli olmayıp manevi unsur yönünden askerlik hizmetinden kaçıp kurtulmak gayesi ile bu kasıt altında işlenmesi gerekmektedir.
Sanıkların rütbelilerce dövüldüğü, uzun süre karakolda hizmet etmelerine rağmen izne gönderilmedikleri, karakolda hizmetin yürütülmesinde bazı zorluklar olduğu, bunun görevlilerce düzeltilmesi gerektiği gibi hususlar tanık beyanları ve dosya içeriğinden anlaşılmakta olup sanıkların askerlik hizmetlerinin büyük bir kısmını tamamladıkları, birliği terk ettikten sonra yakalanmamak için elbiselerini değiştirmedikleri, ayrılıp memleketlerine gitmedikleri, Yayla dere İlçesine doğru giderken yolda gördükleri askeri time giderek teslim oldukları gibi hususlar gözönüne alındığında sanıkların askerlik hizmetinden kaçıp kurtulmak amacı ile değil, Karakol Komutanını onun amiri olan Yayla dere İlçe J.Komutanına şikayet için yaptıkları girişim kabul edilebilir normal bir yol olmamakla birlikte eylemlerinde sözleşerek firar suçunun kast unsurunun bulunmadığı, böylece yüklenen suçun manevi unsur yönünden oluşmadığı görülmekle; sanıklar hakkında tesis edilen mahkumiyet hükmünün sübut yönünden bozulmasına, sanıklar. er M.C. D, ve er R.Y. haklarında kanuna aykırılıktan dolayı lehlerine vaki bozmanın 353 Sayılı Kanunun 226 ncı maddesi uyarınca temyiz isteminde bulunan sanıklarla eylemi birlikte işleyen ve beraberce yargılanan hükmü temyiz etmeyen er B.Ö. ve er R.T.'e sirayet ettirilerek adı geçenlerin de yararlanmalarına..." Oybirliği ile karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMESİ: Askerî Yargıtay Başsavcılığının 25.5.1998 tarih ve 1998/986 sayılı tebliğnamesi ile;
"...Sanıkların beyanlarına göre, Karakol Komutanı ve bir kısım rütbelilerce dövülmeleri ve hakarete maruz kalmaları, uzun süredir karakolda bulunmalarına rağmen izine gönderilmemeleri, kendilerine haksız nöbet yazılması, haberleşme imkanlarının son derece kısıtlı olması, kışlık erzakın yavaş yavaş tükenmesi ile doğru dürüst yiyecek bulamamaları vs. gibi nedenleri anlatmak, ayrıca karakol Komutanı ile, kendilerine kötü muamelede bulunan M. Uzman Çavuşu şikayet etmek amacıyla Bölük Merkezine gelmek istedikleri için bu eylemi gerçekleştirdiklerini firar kasıtlarının bulunmadığını belirtmekte iseler de, sanıkların ileri sürdükleri bu sebepler bu suç için ancak birer saik teşkil edebilirler. Yoksa suçun unsurlarından biri olan manevi unsuru (kastı) teşkil etmezler. Zira kast, suç teşkil eden eylemi gerçekleştirmeye yönelik iradedir.
Dava konusu olayda suç hangi amaçla ve gerekçe ile olursa olsun, ikiden fazla kişinin önceden kararlaştırarak toplu halde kaçmaları ile vücut bulur. Zira sanıkların iradeleri de suç teşkil eden bu eylemi gerçekleştirmeye yönelmiştir. Ancak sanıkların iradelerini bu yöne (firara gitmeye) sevk eden etkenler birbirlerinden çok farklı olabilir ve bunlar yukarıda belirtildiği gibi birer saik teşkil edebilirler. Sanıkların beyanlarında da bu saikler çeşitli şekillerde ortaya konmuştur.
Sanıkların ileri sürdüğü bazı sebeplerin doğru olmasına rağmen firar etmeyi gerektirecek nitelikte olmadığı, ayrıca sanıkların bizzat üst makamlara başvurmalarını, şikayetlerini dile getirmelerini engelleyen herhangi bir nedenin bulunmadığı, sözleşerek firar suçunun unsurları yönünden oluştuğu..." belirtilerek Daire kararının kaldırılmasına ve diğer hususlarda inceleme yapılması için dava dosyasının Dairesine iadesine karar verilmesi istemi ile Daire kararına süresi içerisinde itiraz edilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten sonra edinilen vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Sanık J.erleri M.C. O. ve R.Y.'ın mahkumiyet hükümlerini temyiz etmeyen, ancak Dairenin sübut yönünden bozmayı sirayet ettirdiği erler R.T. ve B.Ö. ile birlikte görevli oldukları Bingöl-Yayla dere İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı Almyazı Karakolunu, 2.4.1994 tarihinde saat 04.30'da sözleşerek terk ettikleri ve aynı gün saat 08.30 sıralarında kendilerini aramak ve yakalamak için İlçe J.K.lığı'nca görevlendirilen tim görevlilerini Batı ayaz köyü civarında görünce yanlarına giderek birlikte İlçe J.K.lığına geldikleri hususunda kuşku olmayıp, Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık atılı suçun manevi unsur yönünden oluşup oluşmadığına ilişkindir.
Sözleşerek firar suçu ile ilgili Askerî Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 19.4.1996 tarih ve 1996/2-2 sayılı kararında;
"...Dolayısıyla kast değerlendirmesi gibi bir konuyu içtihadı birleştirme konusu yapıp, tüm ihtimalleri karşılayamayacak örnekler vererek bir sonuca ulaşmaktan ve bu örneklerin yetersiz kalması halinde mahkemeleri güç durumda bırakmaktansa ilkeyi ortaya koyup manevi unsur değerlendirmesini bu ilke doğrultusunda, ancak her olayın özelliklerini gözeterek mahkemelere bırakmak daha doğru olur. Bu nedenlerle Kurulumuz, kastın suç teşkil eden eyleme yönelen irade olarak, saikin de buna iten neden olarak algılanması gerektiği ilkesi gözardı edilmeksizin ancak her olayın özelliklerini, sanığın iç dünyasını ve onu yönlendirmedeki etkilerini ve bu yönelmenin kast ya da saik olduğunu mahkemelerin her seferinde, tek tek inceleyip sonuca varmalarının doğru olacağı sonucuna varmıştır. Bir başka anlatımla, mahkemeler, önlerine gelen olayın özelliklerini, ayrıntılarını gözardı etmeksizin suç oluşturan eyleme yönelen iradeyi (kastı) belirlemeli bu iradenin askerlik hizmetinden kaçmaya yöneldiğinin ortaya konması halinde, bu suçun oluştuğu kabul edilmelidir. Aksi halde; bu iradenin ortaya konamadığı hallerde bu suçun oluşmadığı sonucuna varmak gerekecektir. Burada özen gösterilmesi gereken husus, kaçma iradesinin, sadece nöbetten kaçma gibi somut bir görevden kaçmayı, kapsamasının şart olmadığı, genel olarak "askerlik hizmetinden" kaçmaya yönelik olmasının yeterli olduğudur, "denilmektedir.
Dosya bu çerçevede incelendiğinde; sanıkların karakol komutanı ve diğer rütbeli personelin müessir fiil ve hakaretlerine maruz kaldıkları anlaşılmaktadır. Nitekim, tanıklardan S.K. ve İ.O.'un beyanlarının aksine tanık M.Y., N.Ç., İ.T. ve E.H.'ın özellikle, karakolda bulunan beş rütbeliden karakol komutanı İ.T. ile M.K. ve S.T.'in erleri sürekli diven kişiler olduklarını, sanıkların sürekli olarak dayak yiyen kişiler olup bazen hak ettikleri için bazen de sebepsiz yere dayak yediklerini, sanıkların ise, mahkemece saptanan sorgularında meselelerini anlatmak için ilçe Jandarma K.lığına gittiklerini, birlik ifadelerinde korkudan dayak yediklerini söyleyemediklerini beyan ettikleri görülmektedir. Ayrıca karakolda imkansızlıklar içerisinde bulundukları da anlaşılmaktadır.
Dosyada, sanıkların savunmalarının aksine, askerlik hizmetinden kısa bir süre içinde olsa kaçma iradelerinin bulunduğunu gösteren herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bu duruma göre; Daire kararında da isabetli olarak belirtildiği gibi, sanıkların eylemlerinde "askerlik hizmetinden" kaçmaya yönelik iradenin, diğer bir deyişle suç kastının olmadığı, en azından bu hususun şüpheli kaldığı sonucuna varıldığından, aksi düşünceye dayalı Başsavcılık itirazının reddi gerekmiştir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Askerî Yargıtay Başsavcılığının 25.5.1998 tarih ve 1998/986 sayılı tebliğnamesiyle yapmış olduğu itiraz kabule değer olmadığından 353 sayılı kanunun 224. Maddesi gereğince REDDİNE,
11.06.1998 tarihinde Bşk.Dr.Hv.Hâk.Tuğg.Ö. AYHAN, Üyelerden Hâk.Alb.G.BOZKURT, Hâk.Alb.A.TOKAT, Hâk.Alb. E. BAŞEREN, Hâk. Alb.A.N.ÖZLER' in karşı oyları ve OYÇOKLUĞU ile karar verildi.
KARŞIOY YAZISI
Sanıkların, önceden anlaşarak M.C.O., R.T. ve B.Ö.'m 02.00-04.00 saatleri arasındaki nöbetlerinin bitiminden sonra ve saat 04.00-06.00 nöbetini tutmakta olan R.Y.'ı da yanlarına alarak ve izinsiz olarak karakoldan ayrıldıklarında kuşku yoktur.
Tanık erlerden bir bölümünün kendilerinin de müessir fiile maruz kaldıklarını beyan etmeleri nedeniyle, sanıkların maruz kaldıkları müessir fiil ve hakaret gibi haksız eylemlerin, şikayet için normal yollardan ayrılmalarını, görevleri icabı bulunmak zorunda oldukları karakolu terk etmelerini gerektirecek önem ve boyutta olmadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda belirtilen olayın cereyan tarzı ve karakoldaki rütbelilerin davranışlarının niteliği nazara alındığında, sanıkların askerlik hizmetinden kaçma iradesi ile hareket ettikleri ve atılı suçun tüm unsurları itibariyle sübuta erdiği görüş ve kantatında olduğumuzdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy