(765 S. K. m. 455/1)
KONUSU: Dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu bir kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan sanık Terhisli P.Er Ö.O. hakkında 1 nci Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığının 23.6.1997 gün ve 1997/895-332 sayılı iddianamesi ile sanığın 11.6.1997 günü er Mustafa DANIŞMAZ' ın kolundan çekmek suretiyle birlikte merdiven korkuluğunun üstünden düşüp, Mustafa DANIŞMAZ' ın ölümüne sebebiyet verdiği iddia edilerek, TCK. nun 455/1 nci maddesi gereğince cezalandırılması talebi ile açılan kamu davası üzerine,
Yapılan yargılama sonunda 1 nci Ordu K.lığı Askeri Mahkemesince sanığın, şaka sınırları içindeki davranışlarının öngörülebilirlik sınırları içinde olmadığı, doğrudan doğruya atfedilebilir bir kusurunun bulunmadığı değerlendirilerek oluşmayan müsnet suçtan beraatına dair kararın,
Askeri Savcı tarafından, olayın sanık ve müteveffanın birbirini tamamlayan kusurlu hareketleri ile meydana geldiği, sert bir zeminde, merdiven boşluğuna yakın bir yerde bele sarılma hareketi sonucu böyle bir kazanın meydana gelebileceğinin tahmin edilebilir bir sonuç olduğu; sanığın sonucu öngöremediği şeklindeki kabulde isabet bulunmadığı, ölümün sanığın tedbirsizliği sonucu meydana geldiği belirtilerek temyiz edilmesi,
Tebliğnamede ise, sanığın kusurlu hareketi ile ölüm şeklindeki sonuç arasında illiyet bağı ve sanığın mutlak kusuru bulunduğu, kusur oranının tesbiti için bilirkişi görüşünün alınması gerektiği açıklanarak hükmün eksik soruşturma nedeniyle bozulmasına karar verilmesi yönünde görüş bildirilmesi üzerine,
Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 17.2.1998 gün ve 1998/87-83 sayılı ilamı ile; merdiven parmaklıklarına dayanılamayacağı ve oturulamayacağı hususlarının daha önce sanık ve müteveffaya tebliğ edilen koğuş talimatı gereklerinden olduğu, kuvvetli boğuşma, itekleme ve sarkma ile 80 cm. yüksekliğindeki korkuluktan düşülebileceğinin yaşanılan hayatın gerçeklerinden olduğu, sonucun öngörülebilir olmasından dolayı sanığın kusurlu bulunduğu, bu itibarla beden eğitimi öğretmeni ve doktor gibi kişilerden bilirkişi kusurlu oluşturularak olay yerinde uygulamalı keşif icrası ile, dosya dizi 19'daki fotoğraflar da nazara alınıp, olayın bütünlüğü içersinde sanığın ve müteveffanın eylemleri değerlendirildikten sonra, kusur oranı ve sebepleri yönünden açıklayıcı rapor ve görüşler de alınarak delillere uygun düşen kararın verilmesi gerektiği belirtilerek eksik soruşturma nedeniyle^ hükmün bozulmasına karar verilmiş,
Yerel Mahkemece 14.4.1998 gün ve 1998/383-167 sayılı olan ve önceki beraat kararında direnilerek aynı gerekçe ile verilen beraat kararının,
Askeri Savcı tarafından ilk temyizinde ileri sürdüğü nedenlerin tekrarı ile temyiz edilmesi üzerine,
Son tebliğnamede de, önceki tebliğnamede açıklanan sebeplerden dolayı direnme ile verilen beraat hükmünün bozulmasına karar verilmesi doğrultusunda görüş bildirilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunduktan, sözcü üyenin açıklamaları dinlenildikten ve konu tartışıldıktan sonra, hasıl olan vicdani kanaate göre,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Sanığın, 11.6.1997 tarihinde saat 22.00 sıralarında yatmak üzere çıktığı koğuşlar binasının 3 ncü katında er Mustafa DANIŞMAZ ile karşılaştığı, sanığın ifadesine göre, er Mustafa DANIŞMAZ' ın sanığı yanma çağırarak onu belinden kavrayıp, vücudunun etrafında döndürdüğü, sanığın er Mustafa DANIŞMAZ'a bırakmasını söylediği, bunun üzerine Mustafa'nın sanığı bıraktığı; bu defa sanığın da Mustafa DANIŞMAZ'ı kolundan tutup çevirerek şaka yapmak istediği sırada er Mustafa DANIŞMAZ' ı sakındığı ve dengesini kaybederek 3 ncü kat merdiven muhafazasından aşağı düşerken, sanığın düşmekte olan Mustafa'yı tuttuğu ve ikisinin birlikte ikinci kat merdivenleri üzerine düşmeleri er Mustafa DANIŞMAZ ım başının merdiven basamağının metal muhafazasına çarpması sonucu otopsi tutanağına göre "...genel beden travmasına bağlı kafatası kırığı ile müterafik beyin kanaması ve iç organ riptüründen gelişen iç kanama sonucu..." öldüğü hususunda bir kuşku bulunmamaktadır.
Yerel mahkeme ile Daire arasında olan ve çözüme kavuşturulması gereken anlaşmazlık, sanığın şakalaşma esnasında merdiven sahanlığın korkuluğundan düşebileceklerini tahmin edip etmediği ve buna bağlı olarak kusurlu bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir.
Yapılan incelemede, olayın oluşuna tanık olan bir başka şahıs veya şahısların bulunmadığı anlaşılmıştır. O halde aksi ortaya konamayan sanığın beyanlarına göre yapılan tesbitlere, temsili fotoğraflara, olay yerini gösteren fotoğraf ve krokiye göre oluşa uygunluk arz eden, makul ve mantıklı olan sanık beyanlarına itibar etmekte hukuki zorunluluk vardır.
Sanık sorgu ve savunmalarında aynen: Mustafa DANIŞMAZ beni görünce vücudumun sağ tarafından yakaladı, kucakladı, ayaklarımı yerden kesip, vücudunun etrafında bir kere döndürdü, bırak dedim, bıraktı. Beni bıraktıktan sonra kendisi merdiven boşluğuna bakan demir muhafazaların olduğu yere doğru sırtını bana dönerek yürümeye başladı. Ben de onun bana yaptığı şaka cinsinden kolundan tutarak çekmek istedim. Kolundan tutup geriye doğru çekince birden benden sakındı. Sağ bileğimden yakaladı. Aynı anda dengesini kaybetti. Muhafazadan aşağıya doğru düşerken beni de aşağıya doğru çekti. Çok ani bir hareket oldu. Demirleri ve tahta muhafazaları tutamadım. Birlikte aşağıya doğru düştük. Sonrasını hatırlamıyorum...Mustafa'nın beni kucaklaması ve havada bir tur çevirmesinden sonra, ben onu kolundan tuttuğum sırada dengesini kaybetti..." (D. 16, 34, 46, 67) diyerek olayın oluşunu anlatmıştır.
Dava dosyası içeriğine göre, sanığın beyanının dışında olayın oluş tarzını açıklayan beyan veya belge mevcut değildir. Direnme hükmünde olayın oluşu ile ilgili kabul de sanığın beyanlarına dayandırılmıştır. Bu kabule göre ve insan davranışlarındaki objektif ölçüler, askerlik hizmetinde toplu yaşamın getirdiği ruh halinin şevki ile olayda olduğu gibi yapılan şakalar esnasındaki davranışlarda böyle bir sonucun tahmin edilebilir olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Böyle olduğu için de sanığın taksirli iradesinden söz edilemez. Sanığın hareketi ile sonuç arasındaki sınırı çizecek olan "sonucu tahmin edebilme" unsurudur. Sakat, yerinden kopmak üzere olan bir merdiven korkuluğunun yanında ve yakınında bir itişip kakışma olsa sonucun tahmin edilebilirliğinden söz etmek mümkün olabilirdi. Oysa merdiven korkuluğu sağlam ve yerinde durmaktadır. Tesbitlere göre duvarda bot izi vardır, ikisi birlikte düşmüşlerdir. Birbirine nasıl tutundular? gibi soruların tartışılması ve araştırılmasının veya bu hususlarda bilirkişiye gidilmesinin bu açıklamalar karşısında gereği ve yararı bulunmamaktadır.
Öte yandan direnme hükmünde de belirtildiği gibi, aksi objektif bir delille ortaya konamayan ve kabul edilen şekildeki hareketi ile sonuç arasında doğrudan bir illiyet bağının varlığı da son derece kuşkuludur. Kuşku ile aleyhe sonuca varmak ise, hukukun genel kurallarına aykırıdır.
SONUÇ VE KARAR: Açıklanan nedenlerden dolayı, 353 sayılı kanunun 217/11 nci maddesi uyarınca Askeri Savcının temyiz nedenlerinin reddi ile, yerel mahkemece direnilerek verilen hükmün ONANMASINA, 18.6.1998 tarihinde Üyeler Hak.Alb.D.DÎNÇER ve Hak.Alb.F.DEMİRAĞ' ın muhalefetleri ve OYÇOKLUĞU ile karar verildi.
KARŞIOY YAZISI
Olayın, sanık ve ölenin erat koğuşlarının bulunduğu binanın 3 ncü katında merdiven başında birbirleri ile şakalaştıkları sırada meydana geldiği anlaşılmakta, dolayısıyla sanığın öldürme kastıyla hareket etmediğinde kuşku bulunmamaktadır.
Çoğunluk, şakalaşma sırasında böyle bir sonucun doğabileceğini sanığın öngöremeyeceğini, ayrıca sanığın hareketi ile ölüm olayı arasında illiyet bağı bulunduğu hususunun da kuşkulu kaldığını kabul etmiş ise de;
Neticenin öngörülebilir olması, taksirin başlıca şartını oluşturur. Gerçekten meydana gelen netice her türlü öngörebilme yeteneğinin dışında ve kimse tarafından öngörülemeyecek durumda bulunuyorsa, taksirin değil, kaza ve tesadüfün bulunduğunu kabul etmek gerekir.
Kanuna göre öngörebilmek mantıken ve genellikle meydana gelen, çoklukla gerçekleşen olayları, akıldan geçirebilmek önceden düşünebilmek demektir. Ancak bu suretledir ki, gereken özeni sarf etmek suretiyle, sözü geçen olaylar önlenebilir.
Neticenin öngörülebilir olup olmadığını tepsite yarayacak bir ölçü bulunamamış olmakla beraber doktrinde, failin mensup bulunduğu sosyal gruba dahil orta zekada bir kişi tarafından öngörülebilen neticelerin failce öngörülmesi gerektiği baskın görüş olarak kabul edilmektedir (T Dönmezer-Erman Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Genel Kısım Cilt 2 S.247)
Taksirli suç, insanı daha basiretli, başkasının haklarını daha fazla koruyucu bir şekilde hareket etmeye zorlayan bir takım kuralların ihlalinden doğmaktadır. Bu nedenle toplumda birlikte yaşayan insanlar, birbirilerine zarar vermekten kaçınmak, bunun için gerekli dikkat ve özeni göstermekle yükümlüdürler. Bunun içindir ki başkalarının haklarını gerektiği gibi gözetmeyen hareketlerinin muhtemel ve herkesçe öngörülebilir neticelerini düşünmeden hareket eden kişilerin fiilleri taksir kabul edilerek cezalandırılmıştır.
Dava konusu olayda; sanık ve ölen askerlik yükümlülüklerini yerine getiren kişiler durumunda olup bu maksatla aynı kışlada, hatta aynı koğuşta birlikte yaşamaktadırlar. Bu nedenle birbirlerine zarar verebilecek her türlü özensiz ve dikkatsiz davranışlardan kaçınmak zorundadırlar. Ayrıca her ikisi de erişkin olup, merdiven başında boğuşma şeklinde gerçekleşen şakalaşmaları sırasında birinin veya her ikisinin birden merdivenlerden düşebileceklerini ve bunun ölümle sonuçlanabileceğini öngörebilecek durumdadırlar. Buna rağmen binanın üçüncü katında merdiven başında boğuşmaları tedbirsiz ve dikkatsiz bir davranış olarak ortaya çıkmaktadır. Her ikisinin de bu şekilde basiretsiz davranışlarının, bıçak veya ateşli silah gibi tehlikeli bir aletle şakalaşan insanların davranışlarından farkı yoktur. Her ikisi de aynı basiretsiz davranışı sergilediklerine göre, ölümün meydana gelmesinde ikisinin de kusurlu olduklarını kabul etmek gerekir. Zira, taksirler arasında takas olamayacağından, ölenin taksirli hareketinin de neticeye sebebiyet vermiş olması sanık bakımından sadece kusur nispetini azaltan bir sebep olarak kabul edilebilir; yoksa illiyet bağını ortadan kaldırmaz.
Bütün bu nedenlerle; meydana gelen ölüm olayında her ikisinin de kusurlu bulunduğu, ancak kusur nispetinin belirlenmesi açısından normal hayat tecrübesine sahip beden eğitimi öğretmeni veya doktor gibi kişilerden oluşan bilirkişi kurulu oluşturulması gerektiği sonucuna vararak yerel mahkeme hükmünü bu yönden bozan Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle çoğunluk kararına katılmadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy