(647 S. K. m. 4)
J.Gn.K.hğı Askeri Mahkemesinin 10.12.1998 tarih ve 1998/1044= 732 sayılı kararı ile; bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda, "...Olayın oluş şekli itibariyle, sanık ile maktul arasında herhangi bir husumet ve kavga bulunmadığı, arkadaş oldukları, ancak kendisinin ve maktulün 11 aylık asker olmalarına rağmen tüm eğitimlerinde, derslerinde ve silah kullanma talimatlarında ve sanığın jandarma sınıfından olması itibariyle devriye ve sair hizmetler için sürekli göreve gittiği ve halk arasında silah taşıdığı, kendisine silah kullanma yetkilerinin ve silah kullanma şeklinin anlatılmış olmasına rağmen, sanığın tüm bu emir ve talimatlara aykırı olarak araç içerisinde koltukta bulunan silahı alarak tüm iradi işlemleri tamamlayıp, önce emniyetini açtığı, sonra kurma kolunu çektiği, daha sonra da seni vururum şeklinde beyanda bulunduktan sonra silahı maktulün omzuna dayayarak ateş ettiği, gerek kendi beyanlarında gerekse tanık beyanlarından anlaşılmış olup, sanığın bu eylemi tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçunu oluşturduğu kanaatine varılarak cezalandırılması cihetine gidilmiş, yukarıda anlatıldığı şekilde sanık her ne kadar sonucu istemese dahi, yani öldürme kastı mahkemece tam olarak ortaya konulamamış olduğundan ancak sanığın bu hareketleri ağır kusur olarak değerlendirilmiş ve bu nedenle cezanın alt sınırından uzaklaşılarak teşdit sebebi olarak uygulanmıştır.
Sanığın duruşmadaki iyi hali lehine indirim sebebi kabul edilerek cezasından indirim yapılmış, verilen cezanın miktarı sanığın suçu işleyiş şekli ve olayın oluş şekli itibariyle maktulün sanığa karşı herhangi bir tahrik edici veya yönlendirici hareketi bulunmadığı göz önüne alınarak sanık hakkında 647 Sayılı Kanunun hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına ve sanığın As. C.K.nun 146, TCK.nun 455/1 ve 59/2 nci maddeleri gereğince dört yıl iki ay hapis ve 9.500.00-TL ağır para cezası ile mahkumiyetine karar verilmiştir.
Aşamaları özetlenen davada, atılı suçun sübutunda kuşku olmayıp, Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık, özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi isteminin reddine ilişkin gerekçenin yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir.
Bu çerçevede yapılan incelemede; yukarıda yer verilen askeri mahkeme kararından anlaşılacağı gibi olayın oluş ve suçun işleniş şekli açıklandıktan ve benzer olayların önlenmesine yönelik olarak TSK. nin tüm ünitelerinde uygulandığı gibi, sanığa da birliği komutanlığınca verilmiş olan emir ve talimatlara rağmen sanığın bu fiili işlemiş olduğu belirtildikten sonra, "...verilen cezanın miktarı, sanığın suçu işleyiş şekli ve olayın oluş şekli itibariyle maktulün sanığa karşı herhangi bir tahrik edici veya yönlendirici hareketi bulunmadığı göz önüne alınarak sanık hakkında 647 Sayılı Kanunun hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına..." karar verildiği görülmektedir. Bu gerekçedeki, verilen cezanın süresine ilişkin bölümün erteleme ile ilgili olduğu açıktır. Bu nedenle, konu açısından gerekçenin kalan bölümü irdelenmelidir.
647 Sayılı Kanunun 4 ncü maddesinde; kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaların "suçlunun kişiliğine, sair hallerine ve suçun istenmesindeki özelliklere göre" para cezasına veya maddede öngörülen tedbirlerden birine çevrilebileceği hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince taksirli suçlardan hükmolunan özgürlüğü bağlayıcı ceza, uzun süreli de olsa bunun para cezasına çevrilmesi mümkündür.
Askeri Mahkemece, bu hallerden "suçlunun kişiliği ve sair halleri" ile ilgili bir gerekçe gösterilmediğinden "suçun işlenmesindeki özellik" kriteri açısından anılan gerekçenin irdelenmesi gerekmektedir.
Mahkemece belirtildiği gibi, (11) aylık usta bir asker olan sanığın olaydaki davranışları, sadece tedbirsiz ve dikkatsiz davranmaktan ibaret olmayıp, bu konuda alınmış önlemlere ve verilen emirlere de aykırı davranmak şeklinde tecelli etmiştir. Ayrıca, olayın cereyanı esnasında kusur oranına etki edecek derecede olmasa bile müteveffadan kaynaklanan hiçbir hareket bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Suçun işlenmesindeki bu özellikler dikkate alındığında, hapis cezasının para cezasına çevrilmemiş olmasında bir isabetsizlik olmadığı ve bu konudaki istemin reddedilmesinin dosyadaki delillerle çelişmediği anlaşılmaktadır.
Gerekçeli hüküm bir bütün ve suçun işlenmesindeki özellikler de gerekçeli hükümde açıklanmış olduğundan, bunların 647 Sayılı Kanunun uygulanmayış gerekçelerine ilişkin bölümde ayrıca yazılmamış olmasına ve yazılı biçimde ifade edilmesine rağmen mahkemenin bu konudaki takdiri, hükümden kuşku götürmeyecek biçimde anlaşılmaktadır. Bu durumun ilgili bölümde daha yeterli bir ifade ile açıklanması tercihe şayan olmakla beraber, hükmün bozulmasını gerektirecek nitelikte de bir yasaya aykırılık teşkil etmediği ve itirazın haklı nedenlere dayandığı sonucuna varılmış ve Daire kararının kaldırılması gerekmiştir. İtirazın kabulü üzerine, Daire tarafından incelenmesi gereken bir konu kalmadığından hükmün onanmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy