(1412 S. K. m. 370)
Dairece, "...353 Sayılı K.nun 160/1 nci maddesine göre "müdahil" kamu davasında davanın süjelerinden birisidir. Buna göre dava ile ilgili iddialarını ortaya koyabilir, delillere karşı diyeceklerini söyleyebilir, delillerin ikamesi bittikten sonra diyeceklerini (talebini-iddiasını) açıklayabilir, verilen hükmü lüzumlu görür ise temyiz edebilir. Davanın sujesi olan ve kendisine yasal olarak hak ve yetkiler tanınmış olan "müdahil"e bu hak ve yetkisini kullanabilmesine yasal imkan sağlamak için yargılamanın yeniden başladığına dair mahkemece resmen haber vermek zorunludur. 353 Sayılı K.na 11.8.1983 gün ve 2875 Sayılı K.nun 14 ncü maddesi ile eklenen 227 nci maddesinin son fıkrası hükmünde "sanık veya müdahilin bulunmamaları nedeni ile bozmaya karşı beyanları tesbit edilememişse... demek sureti ile kamu davasında müdahil sıfatını kazandıktan sonra taraf durumuna gelen müdahilin" davadan haberdar olmasını ve haberdar edilmek için aranmasını lüzumlu görmüştür..." gerekçesi ile hükmün usule aykırılık nedeniyle bozulmasına karar verildiği,
Askeri Yargıtay Başsavcılığının 14.4.1999 tarih ve 1998/3367 sayılı itiraz tebliğnamesinde; Doktrindeki, bozmanın bir işe yaraması, yani bozma üzerine başka ve haklı bir karar verilmesi gerektiği, bu nedenle hükümdeki yasaya aykırılığın son karara tesirinin araştırılması gerektiği, özellikle sadece sanık lehine açılan temyiz davalarında bunun daha da önem arzettiği şeklindeki düşüncelere yer verildikten sonra, hükmün, sadece sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, her iki müdahil tarafından temyize gelinmediği, bu nedenle müdahil Ramazan HELVACI' nın dinlenilmesi için hükmün bozulmasını gerektiren hukuki ve fiili bir yarar bulunmadığı gerekçesi ile Dairenin bozma sebebine iştirak edilmediğinin belirtildiği,
Anlaşılmıştır.
Görüldüğü gibi, Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık, bozma kararının müdahile tebliğ edilmemesinin bozma nedeni yapılması gerekip gerekmediğine ilişkin bulunmaktadır.
Kamu davasına katılma (müdahale) konusunda, 353 Sayılı Kanun, CMUK. hükümlerinin uygulanmasını öngörmüştür (Md.257). Bu nedenle, bu konuda adli yargı ile askeri yargı arasında bir fark bulunmamaktadır.
Usul kanunlarına göre; davaya katılan (müdahil), ceza muhakemesi sujelerinden biridir ve kamu davalarında savcı ile birlikte ferdi iddia makamını işgal eder. Katılanın duruşmada hazır bulunmak veya kendisini temsil ettirmek ödevi yoktur. Ancak, CMUK. nun 370 nci maddesi gereğince son kararın kendisine tebliği gerekmektedir.
Bu hükümler çerçevesinde meseleye bakıldığında; müteveffanın babası Mahir Süreyya HELVACI ile kardeşi Ramazan HELVACI' nın, istemleri doğrultusunda davaya müdahil olarak katılmalarına karar verildiği (Dz.162), müdahillerden M. Süreyya HELVACI' nın vekili Av. Zinnur KAYA ile birlikte duruşmalara katılıp iddia ve taleplerde bulunduğu (Dz.228) ve gerek ilk hükmün ve gerekse Askeri Yargıtay 2 nci Dairesinin bozma kararından sonra tesis edilen ikinci hükmün, bu müdahilin yüzüne karşı tefhim edildiği, ancak müdahil ve vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmadığı, diğer müdahil Ramazan HELVACI' nın ise, müdahale isteminin kabulüne karar verildiği 28.6.1993 tarihindeki oturum haricinde oturumlara katılmadığı (zira Dz. 162-175' deki tutanaklarda "davaya katılanlar" denildiği halde, 189, 202, 213, 224, 227, 232 dizilerdeki tutanaklarda sadece "davaya katılan geldi" şeklindeki ifadeden ve 10.3.1994 tarihli ilk hükümde müdahil Ramazan HELVACI' nın adına yer verilmemesinden bu husus açıkça anlaşılmaktadır) ve kendisini temsil de ettirmediği, buna rağmen askeri mahkemece, yokluğunda tesis edilen her iki kararın da müdahil Ramazan HELVACI' ya tebliğ edilmediği, ilk bozma kararından sonra tesis edilen ikinci hükmün adı geçene tebliği ile ilgili eksikliğin Askeri Yargıtay Daireler Kurulu tarafından giderildiği ve müdahil Ramazan HELVACI' nın da hükmü temyiz etmediği, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 17.12.1998 tarih ve 1998/187-174 sayılı anılan kararında "...Bu davada hükmü temyiz etme hakkı olan Ramazan HELVACI' ya, yokluğunda verilen hüküm tebliğ edilmeden temyiz incelemesi yapılmasının kanuna aykırı olduğu..." gerekçesi ile 2 nci Dairenin 11.11.1998 tarih ve 1998/187-174 sayılı bozma kararının kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3.2.1992 tarih ve 5/11 sayılı kararında da "...yargılama sürerken ilk karardan önce ölen müdahil mirasçılarına, kararın tebliği ile temyiz edip etmedikleri hususu araştırılmadan, sadece sanığın talebi üzerine yapılan temyiz incelemesi sonucu verilen bozma kararının, hukuki değerden yoksun bulunduğu cihetle, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına..." ve 21.2.1972 tarih ve 486/98 sayılı kararında da "Gıyapta verilen direnme hükmünün, C.Savcısının temyizi dolayısıyla kendiliğinden müdahil durumuna girmiş olan şahsi davacıya tebliği gerekir. Usule ait bu işlem yerine getirilmeden temyiz incelemesi yapılamayacağına" karar verilmiştir (CMUK. Yorumu V.SAVAŞ-S. MOLLAMAHMUTOĞLUS.2133-2190).
Yukarıda açıklandığı gibi; müdahil Ramazan HELVACI' ya yokluğunda verilen hüküm, ilk defa As. Yrg. Daireler Kurulu tarafından usulüne uygun olarak tebliğ ettirilmiş olduğundan, usule uygun olarak ilk temyiz incelemesi de ancak bundan sonra yapılabilecektir. Bu nedenle, bozma kararının müdahil Ramazan HELVACI' ya tebliğ edilmediği gerekçesi ile hükmün bozulması olanağı olmadığı ve hükmün diğer yönlerden incelenmesi gerektiği cihetle, itiraz tebliğnamesinde belirtilen nedenler incelenmeksizin itiraza atfen Daire kararının kaldırılmasına oybirliği ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy