(765 S. K. m. 448)
Domaniç İlçe J. K. lığı emrinde görevli olan Sanık Uzm.Çvş. M.H.'nın Foça ilçesine kursa gittiği, Sanık kursta iken müteveffa J.Eri Ufuk AL' ın Domaniç İlçe J.K.lığı emrine dağıtım olup göreve başladığı, Sanığın 10.8.1998 günü kurstan dönüp aynı gün birliğe katılması üzerine 11.8.1998 günü olayda kullanılan A-900XSO8367-97 A seri numaralı silahın kendisine teslim edildiği, Sanıkla müteveffanın 10.8.1998 tarihinden itibaren birlikte çalıştıkları, Sanığın savunmasına göre 15.8.1998 günü bölüğün arka tarafında kömür çekme işini kontrol için gittiğinde oturmakta olan Müteveffayı görüp neden oturduğunu sorduğu, Müteveffanın akşamdan yorgun olduğunu ve dizlerinin ağrıdığını söylemesi üzerine bu defa sakal tıraşı olmadığı için ikaz ettiği, yeminli dinlenen tanık Ahmet ADIGÜZEL' in beyanından anlaşılacağı üzere olaydan birkaç saat önce Sanığın karakolun arka tarafında nöbet tutmakta olan müteveffanın yanına gittiği, Sanığın elindeki hedef kağıdını müteveffaya vererek hedef tahtasına koymasını istediği, müteveffanın sanığın emrini yerine getirdiği, bilinmeyen bir sebeple Sanığın müteveffayı azarlayıp elindeki silahla hedef tahtasına bir el ateş ettiği, isabet ettiremeyince müteveffaya kızarak el kol hareketleri de yapıp bir tokat attığı, Müteveffanın Sanığa karşı herhangi bir tepki göstermediği, nöbetini bitiren müteveffanın çaycı Er Ahmet ADIGÜZEL' in yanına giderek, "Devre bu askerlik bitmez, birkaç gün sonra çocuğum olacak, birde Mehmet Uzman başıma bela oldu, durmadan benimle uğraşıyor, deminde bana durduk yerde küfür etti dayak attı, şimdi de bu adamla devriye görevine çıkacağız" şeklinde üzüntülerini dile getirdiği, kaçakçılığın önlenmesi ile PKK. Örgütünün kuruluş yıldönümü sebebiyle olası bir saldırının önlenmesi amacıyla Sanığın tim komutanı, Müteveffanın araç şoförü, yeteri kadar erin timde görevlendirildiği bu timin saat 20.00-24.00 arasında devriye olarak görev yapacağının emredildiği, görev öncesi bölük binası önünde bulunan kamelyada Astsb. H. Ali ARSLAN ile akşam yemeğini yiyen, Sanığın devriyenin hazırlanması emrini verdiği, hazır olduğu bildirilince saat 19.55 de kamelyadan çıkarak üzerinde bulunan sivil elbiseyi çıkarıp resmi kıyafetini giymek üzere odasının bulunduğu bölük binasına doğru yürümeye başladığı, bölük binasının girişinde merdivenlerin başında Sanığa göre sağ tarafta tanık Er Beyler MUTLU' nun, sol tarafında ise müteveffanın göreve gitmek üzere hazırlanmış olarak bekledikleri, merdivenlere yaklaşan Sanığın silahını çıkararak, silahın namlusunu havaya doğru tuttuktan sonra mekanizmasını bir defa çekip bırakarak namlusuna mermi sürdüğü, Tanık Er Beyler MUTLU' nun Sanığa hitaben "komutanım devriyeye sivil kıyafetle mi çıkacaksınız" şeklinde sorduğu, bu sırada Sanığın silahını maktule doğru doğrultmuş olduğu, tanık Er'in sözü üzerine müteveffanın gülümsediği bunun üzerine Sanığın Er Beyler MUTLU' ya "sana ne lan" müteveffaya da "ne gülüyorsun" deyip akabinde Maktule doğru doğrultmuş olduğu silahın ateş aldığı Sanığın silahından çıkan merminin müteveffayı karın nahiyesinden yaraladığı, müteveffanın yere düşüp "komutanım beni vurdunuz" şeklinde hitap ettiği, maktul askeri bir araca konularak hastaneye götürülürken yolda Sanığın Astsubay M. Ali ARSLAN' a "komutanım ben ne yaptım, askeri vurdum, ben adam vuracak adam mıyım" şeklinde sözler sarf ettiği, Müteveffanın önce Tavşanlı Devlet Hastanesine, daha sonra SSK. Hastanesine götürüldüğü ancak ateşli silahla yaralanmasına bağlı iç kanama sonucu vefat ettiği, anlaşılmaktadır.
Sanık savunmasında merdivenlere 3-4 metre mesafe kala doldur-boşalt yapmak amacıyla tabancasının mekanizmasını çekip bıraktığını, binalara silahın namlusunda mermi olduğu halde girilemeyeceğinden namluda mermi varsa çıkarmak istediğini, Er Beyler MUTLU' nun "sivil kıyafetle mi göreve çıkacaksınız?" şeklindeki sorusu üzerine ona "sana ne lan" diye cevap verdiğini, müteveffanın güldüğünü görmesi üzerine de "ne gülüyorsun" diye sorduğunu, bu sırada elindeki silahın ateş aldığını, çıkan merminin müteveffayı yaraladığını anlayınca yardım istediğini, kurtarmak için her türlü çabayı gösterdiğini, müteveffa ile 5 gün beraber çalıştığını, aralarında kavga ve husumet olmadığını, silahını bilerek ateşlemediğini, müteveffayı kömür taşıma olayı sırasında oturması ve sakal taraşı olmaması sebebiyle ikaz ettiğini ifade etmektedir.
Tanık Ahmet ADIGÜZEL' in anlatımına göre, olaydan birkaç saat önce Sanığın hedef tahtasına ateş etmesi sırasında müteveffaya bilinmeyen bir sebeple kızıp bir tokat atması olayı dışında aralarında başkaca bir husumet ve ihtilaf bulunmamaktadır.
Tanık Er Beyler MUTLU ise sanığın müteveffanın göğsüne yönelik tabancasının tetiğine bastığını ifade etmektedir.
Ölüm sonucunun, Sanığın eyleminden kaynaklandığında bir tereddüt bulunmamaktadır. Çözümlenmesi gereken sanığın ölüm sonucunu isteyip istemediği konusudur. Sanığın ölüm sonucunu doğuran bir dizi hareketi yaptığı, ölümü de istediği ortaya konulduğu takdirde olayda kasten adam öldürmekten söz etmek mümkün olabilecektir. Buna karşılık Sanığın bir dizi hareket yapıp elindeki silahın ateş almasına sebep olmakla beraber ölümü istemesi söz konusu değilse bu takdirde taksirle adam öldürmekten söz edilebilecektir.
Askeri Yargıtay'ın istikrar bulan kararlarında öldürme sonucunu doğuran bir dizi hareketi iradi olarak yapmakla birlikte sonuç istenmemiş ise olayda kast değil taksirin bulunduğu kabul edilmektedir. Kastın varlığı ise dışa yansıyan davranışlarla tespit edilebilir, kast, kanunumuza göre taammüt gibi yoğunlaşmış bir şekilde olabileceği gibi bir anlık bir
istekle anı kast şeklinde de kendini gösterebilir. İster yoğunlaştırılmış, ister ani kastla olsun bu davranışlarda fail hep sonucu istemektedir. Öldürmenin kasten olması için failin sonucu istemesi zorunlu olup sonucun istendiği yani kastın varlığını olay öncesi ve olay sırasındaki konuşma ve fiillerle tayin edilecektir.
Bu izahlardan sonra olayımıza, döndüğümüzde;
Sanıkla müteveffanın çok kısa bir süre beraber çalıştıkları, sanıkla-müteveffa arasında sakal tıraşı olmama ve kömür taşımaya bağlı bir tokat atma olayı dışında önemli bir anlaşmazlığın da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Sanığın müteveffaya husumet duyması için bilinen bir sebep de bulunmamaktadır.
Sanık silahı ile sık sık oynayan disiplinsiz davranışlar gösteren bir kişilik yapısına sahiptir. Sanık merdivenlerden çıkarken elinde tuttuğu silahı sürekli olarak çeşitli yönlere tevcih etmekte olup silahı direkt olarak müteveffaya karşı tevcih edip nişan alması söz konusu değildir. Binaya dolu şarjörle girmek yasak olduğundan doldur-boşalt yapmak amacıyla mekanizmayı çekip bırakmıştır. Aynı gün tahtaya diktirdiği hedefi dahi vuramayacak ölçüde tecrübesiz bir uzmandır. Sürekli oynayıp durduğu silahının maktule yöneldiği esnada tetik tertibatı ile ile oynadığı anlaşılmakta ancak bunu bilerek ve ölüm sonucunu isteyerek yaptığı kesinkes anlaşılmamaktadır. Olaydan sonra da müteveffayı kurtarmak için tüm çabayı göstermiş olması karşısında sonucu istediğini söyleyebilmek mümkün değildir. En azından bir şüphenin bulunduğu, bu şüphenin de sanık lehine yorumlanması oluşa uygun düşeceğinden sanığın müteveffanın ölümüne kasten değil, tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu sebebiyet verdiği sonucuna varılmış bu nedenlerle bu sonuca varan Dairenin kararı yerinde görülerek Başsavcılığın itirazının reddine oyçokluğu (9/6) ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy