(353 S. K. m. 227)
Dosya içeriğine ve delillere göre; daha önce işlemiş olduğu firar suçundan infaz olunmuş mahkumiyeti bulunan sanığın, 16.5.1997 tarihinde çıkmış olduğu çarşı izninden birliğine dönmeyerek firar ettiği ve 29.11.1997 tarihinde yakalandığı böylece mükerrer firar suçunu işlediği sabit olup maddi olayın sübutunda ve eylemin nitelendirilmesinde tereddüt bulunmamaktadır. Ancak Askeri Mahkemece, sanık hakkında As. C.K.nun 66/2.C maddesi uyarınca tayin olunan iki yıl hapis cezasından TCK. nun 59 ncu maddesi uyarınca 1/6 nispetinde indirim yapıldıktan sonra sonuç ceza "Bir sene hapis cezası" olarak belirlenmiş, ancak kısa kararda yapılan bu yanlışlık, gerekçeli hükümde "Bir sene sekiz ay hapis cezası" şeklinde değiştirilerek düzeltilmiştir.
Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık kısa kararda sonuç cezada sanık lehine yapılan yanlışlığın maddi hata sayılıp sayılmayacağı ve buna bağlı olarak eksik tayin olunan cezanın sanık yönünden kazanılmış hak teşkil edip etmeyeceği ve hüküm fıkrasının sanık aleyhine düzeltilmesinin mümkün olup olmadığına ilişkindir.
Dairece; hükmün aslını kısa kararın teşkil ettiği, kısa kararla gerekçeli hüküm arasında fark bulunduğu takdirde kısa karara itibar edileceği, kısa kararda sonuç olarak sanık lehine eksik ceza tayin edildiği, aleyhe temyize gelinmemiş olması sebebiyle infazın bu miktar üzerinden yapılması gerektiği, söz konusu yanlışlığın mahiyeti itibari ile de 353 Sayılı Kanunun 220. maddesine göre düzeltilme olanağının bulunmadığı, ancak infaz gerekçeli karar üzerinden yapılacağından infaz olunacak cezanın, hükmün esasını oluşturan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararda yer almasında zorunluluk bulunduğu belirtilerek askeri mahkemece verilen hükmün bozulması kararlaştırılmıştır.
İtiraz tebliğnamesinde; bozma sebebi yapılan bu yanlışlığın maddi hatadan ibaret olduğu ve bozma sebebi sayılmaması gerektiği ileri sürülmüştür.
Şu halde kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasındaki farklılığın giderilme çaresinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 6.3.1997 tarih ve 1997/36-36 sayılı ilamında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; 353 Sayılı Kanunun 162. ve CMUK. nun 253 maddelerine göre hüküm, duruşma sonunda anlatılan (tefhim edilen) karar olup sorun (mesele), gerekçe ve sonuç (hüküm fıkrası) bölümlerini içermektedir.
Duruşma sonunda tefhim edilen ve katılanlar tarafından imzalanan karar esastır ve artık bunda değişiklik yapılamaz. Dolayısıyla, kısa kararın sonradan yazılan gerekçeli hükmün sonuç bölümüne aynen yazılması gerekir. Buna rağmen bir hata yapılmış ve gerekçeli hükmün sonuç bölümü kısa karardan farklı bir şekilde yazılmış ise, hükmün esasını teşkil eden kısa karara itibar edilecek; yani hüküm fıkrası tefhim edildiği şekliyle geçerli sayılacaktır.
Kısa kararda yasaya aykırılık mevcut olup, gerekçeli kararda bu yanlışlığın düzeltilmesi yoluna gidilmiş ise, kısa kararın sonradan değiştirilmesi mümkün olmadığından yapılan bu işlem yasaya aykırıdır ve bozma sebebi sayılır.
Somut olayda; kısa kararda yapılan yanlışlık ara işlemlerde değil, sonuç ceza miktarında yapılmıştır. Bu nedenle söz konusu yanlışlığın, düzeltilmesi mümkün maddi bir hata olduğunu kabul etmek mümkün görülmemiş ve aleyhe temyize gelinmemiş olması sebebiyle de kısa kararın sanık aleyhine değiştirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Nitekim, Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15.1.1969 gün ve 1969/1-2 sayılı kararında kazanılmış hakkın sadece ilk hükümdeki netice cezayı ve cezai neticeleri kapsadığı, bunun vasfa, usule, maddi hatalara teşmil edilmeyeceği kabul edilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve özel Dairelerin kararıyla, Askeri Yargıtay Daireler Kurulu ve Dairelerinin kararlarında da, kazanılmış hakkın sonuç cezanın miktar ve nev'ine münhasır olduğu, gerek temel cezanın tayininde, gerek usul, vasıf, tahrik, hizmet hali, teşebbüs ve teselsül gibi hususlarda kazanılmış hakkın söz konusu olamayacağı açıkça vurgulanmıştır.
Başsavcılığın itiraz tebliğnamesinde, hükümde hakimin takdirinde olmayan bir konuda maddi hata yapıldığı ve bu maddi hatanın Askeri Mahkemeden alınacak bir kararla veya Askeri Yargıtay'ca ıslahen onama ile düzeltilmesi mümkün olduğu belirtilmekte ise de;
353 Sayılı Kanunun 227/3 ncü maddesinde yer alan ve müktesep hakkın dayanağı olan kuralın temyiz incelemesini yapan merci açısından da bağlayıcı nitelikte olduğu, sadece sanık lehine temyize gelinmiş olan hallerde sanık aleyhine düzeltme yapılamayacağı açıktır.Nitekim, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 11.5.1989. tarih ve 1989/125-131 sayılı kararında "...sanık lehine hatalı olarak dahi hükmedilse, sanığın temyizi sonucunda verilecek kararın aleyhe sonuç doğuracak biçimde değiştirilmesinin kazanılmış hak kuralına aykırı olduğu,..." Bu kural gereği olarak, anılan yasanın 220/D maddesinin temyiz incelemesi sırasında cezanın süresi veya miktarında görülen ve sanık aleyhine sonuç doğuracak nitelikte bulunmayan maddi hatalar nedeniyle hükmün bozulması gereken durumlarda düzeltilerek onanmasına imkan verdiği; ancak bu şekilde düzeltilmesi sanık aleyhine sonuçlar doğuracak hatalar nedeniyle hükmün bozulabilmesi için sanık aleyhine temyize gelinmiş olmasının zorunlu olduğu..." açıkça ifade edilmiştir. Aynı ilkeler, As. Yrg. Drl. Krl. nun 1.5.1997 tarih ve 1997/66-65 sayılı kararında da vurgulanmıştır.
Bu nedenlerle, Başsavcılığın itiraz nedenleri kabule değer görülmeyerek reddine oyçokluğu (14/1) ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy