(353 S. K. m. 12)
1 nci Tak.Hv.K.K.lığı Askeri Savcılığının 2.12.1997 tarih ve 1997/2022-626 sayılı iddianamesi ile; "...Kütahya İl J.K.lığında görevli sanık Uzm. J.Çvş.Kürşat ALTAYın,1997 Ağustos ayı içinde, diğer sanık Svl. Şahıs H.O.'ın işyerine gidip kendisinden borç para islediği, aldığı paranın karşılığında, kendisine görev nedeniyle zimmetlenmiş olan 7.65 mm. çaplı Astra Marka tabancayı Sanık H.O.'a bıraktığı parayı ödediğinde silahı geri alacağını söylediği, uzunca süre borcunu ödemediği, ancak sanık H.O.'in bu süre zarfında silahı sanık Kürşat ALTAY'ın birliğine iade etmeyip uhdesinde bulundurduğu, böylece sanık Kürşat ALTAY'ın ordu malı olan ve üzerinde T.C.O.M. ibaresi bulunun tabancayı aldığı borç karşılığı H.O.'a bırakarak "askeri eşyayı rehin vermek" ve sanık H.O.'ın da bu silahı kabul etmek suretiyle "askeri eşyayı rehin kabul etmek" suçlarını işledikleri..." iddiası ve sanıkların As.CK.nun 131 nci maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemi ile açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda, 1 nci Tak.Hv.K.K. lığı Askeri Mahkemesince sanık Uzm. J.Çvş. Kürşat ALTAY hakkında atılı suçun sübuta erdiği kabul edilerek mahkumiyetine karar verildiği, kararın temyiz edilmemek suretiyle kesinleştiği, diğer sanık sivil kişi H.O. hakkında ise, Askeri Mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, bu kararın Askeri Savcı tarafından temyiz edilmesi üzerine yapılan temyiz, incelemesi sonucunda As. Yargıtay 5 nci Dairesinin 28.4.1999 ve 1999/273-266 sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verildiği,
As. Yargıtay Başsavcılığının 12.5.1999 tarih ve 1999/1228 sayılı tebliğnamesi ile; "...Dairece As. CK. nın 192 nci maddesine göre sanığın Askeri Mahkemede yargılanamayacağı vurgulanmıştır. Gerçekten sanığın eylemi tek başına ele alındığında davanın görüm ve çözümünün Adli Yargı yerinde olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak suça konu olayda eylemlerin oluş şekli göz önüne alındığında, 353 Sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca her iki sanığın birlikte yargılanmalarının mümkün olup olmayacağının incelenmesi suretiyle sonuca ulaşılması gerekmektedir.
353 Sayılı kanunun 12 nci maddesinde yer alan "bir suçun müştereken işlenmesi" halinin iştirak hükümlerini de içine almakla beraber daha geniş bir mana ifade ettiğinde, bir eylemin birlikte-beraber işlenmesi durumunu da kapsadığında duraksama bulunmamaktadır. Suça konu olayda sivil ve asker olan sanıkların müşterek iradesini birleştiren rehin anlaşmasında, rehin almak ve vermek ayrı suç olarak düzenlenmiş olsa bile, karşılıklı etkileşim ve azmettirme yönünden eylemlerin müştereken işlenmiş olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Rehin alan da, veren de suçun manevi ortağı ve aynı zamanda etkin faillerinden biri durumundadır. Öte yandan sanıklar hakkında açılan kamu davalarının aynı yargı yerinde birlikte görülmesi, kanıtların değerlendirilmesinde ve ceza miktarının saptanmasında çelişkilerin meydana gelmemesini de sağlayacaktır.
Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 19.2.1993 gün ve 1993/8-5; 5.7.1996 gün ve 1996/25-25 sayılı kararlarında birbirinden bağımsız nitelikte olan rüşvet alma ve verme suçları yönünden de aynı düşünce benimsenmiştir.
Asker kişinin işlediği askeri suça, sivil kişinin iştirak etmesi halinde ya da suçun müştereken işlenmesi durumunda sivil kişilerin Askeri Mahkemelerde; yargılanmalarını gerektiren 353 Sayılı Kanunun 11 ve 1632 Sayılı kanunun 6 ncı maddelerindeki suç ve şartlar bulunmasa bile, 353 Sayılı Yasanın 12 nci maddesi uyarınca, iştirak halinde islenen suçun Askeri Ceza Yasasında yazılı askeri suç olması nedeniyle sivil ve asker kişi sanıkların birlikte Askeri Mahkemede yargılanmaları gerekmektedir. Bu halde As. CK. nun 192 nci maddesi düzenlemesi de, müşterek işlenen suçlar yönünden Askeri Yargının görevsizliğini gerektirdiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Çünkü 353 Sayılı Kanunun 12 nci maddesinde, müşterek işlenen suçlarda, suçun mağdurunun sıfatı, suçun işlendiği mahal ve suç vasfı nazara alınmadan, doğrudan doğruya iştiraki ve beraberliği çözmeden, tüm delillerin aynı mercide değerlendirilip karar bağlanması için görevli yargı mercii tayini öngörülmüş, sadece suçun askeri suç olup olmadığının değerlendirilmesi zorunlu tutulmuştur...'' görüş ve düşüncesi ile Daire kararına itiraz edildiği,
Bu duruma göre; Daire ile Başsavcılık arasında sivil kişi H.O. hakkındaki davada görevli yargı yeri konusunda anlaşmazlık bulunduğu,
Anlaşılmıştır.
Sorunun çözümü için askeri olmayan kişilerin, askeri mahkemelerde yargılanmaları ile ilgili maddeler incelendiğinde;
a) 353 Sayılı Kanunun 11 nci maddesinde askeri eşyayı rehin kabul etmek (As. CK. nun 131) suçunun bulunmadığı,
b) As. CK. nun 192 nci maddesinde "Askeri Ceza Kanununun 75, 79 ncu maddeleri ile 78 nci Maddesinin C fıkrasının iki numarasında ve Askeri eşyayı satın almak, rehin olarak kabul etmek ve gizlemek fiillerine dair 131 nci Maddede yazılı suçlar, Askeri Mahkemelere tabi olmayan siviller tarafından yapılırsa umumi mahkemeler bu Kanun hükümlerini tatbik ederler." hükmünün yer aldığı,
c) 351 Sayılı Kanunun "müşterek suçlar" başlığını taşıyan 12 nci maddesinde "Askeri Mahkemeler ve Adliye Mahkemelerine tabii kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç As. CK. nun da yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları Askeri Mahkemelere, eğer suç As. CK. nun da yazılı olmayan bir suç ise Adliye Mahkemelerine aittir." denildiği,
Görülmektedir.
Bu hükümlerden anlaşılacağı gibi, sivil kişi olan sanığa isnat olunan suç askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren bir suç değildir. Aksine, As. CK. nun 192 nci maddesinde bu suçu işleyen sivillerin adliye mahkemelerinde yargılanacakları öngörülmektedir.
Sorun, yukarıya aynen alınan 12 nci maddenin yorumu yoluyla sanığın askeri mahkemede yargılanıp yargılanamayacağına ilişkindir.
Uyuşmazlık Mahkemesinin kararları incelendiğinde; As. CK. nun 131 nci maddesinin ihlali iddiası ile siviller hakkında açılan davalarda, askeri eşyayı bilerek satın almak suçunda adli yargı yerinin görevli kabul edildiği anlatılmaktadır. (27.11.1998 gün ve 1998/19-46 Sayılı ve 31.1.1997/4-3 Sayılı Kararları). Ancak, bazı kararlarda, 353 Sayılı Kanunun 12 nci maddesindeki "bir suçun müştereken işlenmesi" ibaresinin delillerin birlikte değerlendirilmesi mülahazasıyla (örneğin rüşvet suçunda) geniş yorumlandığı görülmekte ise de; bu kararları olayına münhasır kabul etmek ve askeri yargının görev alanını yorum yoluyla Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olacak şekilde genişletmemek gerekmektedir. Kaldı ki, askeri eşya niteliğinde olmayan bir eşyanın rehin kabul edilmesi suç teşkil etmediğinden, bu suçla suçlanan kişilerin rehin aldıkları eşyanın askeri eşya olduğunu birliklerinin de kanıtlanması gerekmektedir. Bu nedenle, itiraz tebliğnamesinde rüşvet suçu ile ilgili örnek olarak gösterilen Uyuşmazlık Mahkemesi kararının dava konusu olayla benzerliği de bulunmamaktadır.
Bu çerçevede olaya bakıldığında; dava konusu olayda, sanıklar tarafından müştereken işlenen bir suç söz konusu değildir. Sübutu halinde eylemleri ayrı ayrı suçları oluşturacaktır. Uyuşmazlık Mahkemesinin As. CK. nun 131 ve 192 nci maddelerine ilişkin içtihatları da gözetildiğinde, sivil kişi H.O. hakkındaki davaya askeri mahkemede bakılması olanağı bulunmadığı ve Dairenin onanma kararında isabet olduğu sonucuna varılarak, itirazın reddine oybirliği ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy