(1632 S. K. m. 152)
Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlığın; mağdurenin ırzına geçilmesi eyleminde rızasının bulunup bulunmadığının ve alıkoymak suçu ile ilgili olarak da, bu suçun unsurları itibariyle oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Anlaşmazlığın çözümlenmesi amacıyla mevcut delillerin incelenmesinden; Diyarbakır 8 .Ana Jet Üs.K.lığı emrinde görevli olan sanık Er Y.Ç.'ın 8.4.1995 tarihinde yol hariç 20 gün izinle Fatih mahallesi No.: 30 Başmakçı/AFYON adresine gönderildiği; Sanığın daha önce Denizli ilinde tavuk çiftliğinde beraber çalıştığı Afyon Dazkırı ilçesinde oturan ve haklarındaki mahkumiyet hükümlerini temyiz etmeyen E.-S. G.ın evlerine birkaç defa gidip geldiği, bu sırada E.-S.G .ın komşuları olan M.Ö.ün kızı mağdure S.Ö ile tanışıp konuştuğu, müşteki MÖ. ile kızı S.Ö.ün beyanlarının tespit edildiği 22.5.1995 tarihinden tahminen bir ay veya kırk gün kadar önce, sanığın yine E.-S. G.ın evine geldiği ve E.G.den S.Ö.ü çağırmasını istediği; E.G.ın balkona çıkarak komşusu olan S.Ö-ü, sanık Er Y.Ç.' ın evde bulunduğunu söylemeden çocuğuna bakması bahanesi ile çağırdığı, bu çağrı üzerine S.Ö.ûn evin dış kapısı önünde ayakkabılarını çıkararak içeri girdiği sırada E.G.in bir mendil ile ağzını kapatarak ve sanık erin yardımıyla mağdureyi bir odaya sokarak kapıyı dışardan kilitlediği sanık erin de mağdurenin karşı koymasına rağmen mukavemetini kırarak ırzına geçtiği, korkudan bayılan mağdure ayıldığında E.G.ın "senin kızlığına bir şey olmamış, babana söyleme" şeklinde ikazda bulunduğu, mağdurenin babaannesi olan 75 yaşlarındaki S.Ö.ün geciken torununu sormak için E.G.ın evine geldiği ve kapıda ayakkabılarını görerek nerede olduğunu sorması üzerine, E.G.ın evde yok diye cevap vermesine rağmen ısrar ederek içeri girdiğinde torununu perişan bir vaziyette er Y.Ç. ile aynı odada gördüğü ve ayıltarak kendi evlerine getirdiği, sorduğunda tecavüz edildiğini öğrendiği ancak mağdurenin ve babaannesinin bir olay çıkmasından korktukları için babasına durumu söyleyemedikleri: olayın üzerinden yaklaşık olarak bir ay kadar bir süre geçtikten sonra müşteki M.Ö. ün olayı komşularından duyması ve kızından da sorup doğruluğunu anlaması üzerine. 22.5.1995 tarihinde Dazkırı Emniyet Müdürlüğü ile C.Savcılığına müracaatta bulunduğu, aynı gün Dinar Devlet Hastanesince muayene edilen mağdurenin kızlık zarının esnek ve duhule müsait olduğu, saat 6.7 hizasında patolojik bulgular bulunduğu belirlenerek Denizli Devlet Hastanesine sevk edildiği; 23.5.1995 tarihinde Denizli Devlet Hastanesinde yapılan muayenesinde ise saat 6 hizasında eski yırtık bulunduğu, belirlendiği ancak yırtığın ne zaman olduğunun tespit edilemeyeceğinin açıklandığı yine Denizli Devlet Hastanesinin 25.12.1905 tarihli raporundan da anlaşılacağı gibi mağdurenin görme bozukluğunun oldukça ileri olup körlük seviyesinde bulunduğu ve nihayet Adli Tıp Kurumunun 24.1.1996 tarihli mütalaasına göre de, mağdurenin son film çekim tarihi olan 27.9.1995 ve olay tarihi olan 22.5.1995 tarihinden 40 gün kadar önce 16 yası içerisinde olduğunun ve dolayısıyla 16 yaşını bilmediğinin tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Mağdure S.Ö.ün tüm safhalardaki anlatımlarının değerlendirilmesinden beyanları arasında özünde farklılıklar bulunmamakla birlikte bazı ayrıntılarda çelişkilerin mevcudiyeti belirlenmişse de, bu çelişkilerin esasa etkili olmadığı, mevcut kabulü değiştirecek nitelik taşımadığı ve mağdurenin yaşı ve yaşadığı olayın niteliğine göre doğal karşılanması gerektiği; Keza olay mahallinde yapılmış bir keşif bulunmamasına rağmen E.-S. G. in evi ile mağdurenin evi çok yakın olduğu halde sanık E.G.n evinin balkonuna çıkmak suretiyle mağdureyi yanıltarak eve çağırmış olduğu nazara alındığında evin içinde, kapısı kapalı bir odada meydana gelen olay sırasında mağdurenin bağırmasının aynı şekilde civar evlerden duyulup duyulmaması arasında farklılık açık bulunduğu gibi mağdurenin ağzı kapatıldığından bağırmasının dahi mümkün olamayacağı ve ayrıca gerek yaşı ve gerekse görme durumunun özellikleri dikkate alındığında, sanığa karşı mücadele etmiş olmasına rağmen mukavemetinin kırılmasına neden olunduğu, Vücudunda zor kullanıldığına ilişkin bir eser ve izden bahsedilmemiş, olunmasının da mağdurenin rızası bulunduğu şeklinde yorumlanmasına imkân bulunmadığı, zira olaydan yaklaşık bir ay sonra mağdurenin babasının olayı komşulardan duyması üzerine müracaat ettiğinin açık olduğu, bu itibarla olay sırasında mağdurenin vücudunda zor kullanıldığını gösteren iz ve eserler mevcut olsa dahi aradan geçen bir ay içerisinde ortadan kalkmasının doğal olacağı sonucuna varılmış, kabul edilen bütün bu nedenlerle mağdurenin rızasının bulunmadığına ve zorla ırzına geçildiğine dair Başsavcılığın itirazının kabulüne karar verilmiştir.
Aynı şekilde. E.G. ın mağdureyi yanıltarak eve çağırmış, olması mağdurenin kendiliğinden gelmesinin söz konusu bulunmaması ve eve geldiği sırada sanık erle E.G. tarafından birlikte bir odaya sokulmuş olduğu gözetildiğinde bu evin sanığa ait olmamasının önem arz etmediği, burada önemli olan hususun sanığın mağdureyi nüfuz ve hakimiyeti altında tutması olduğundan alıkoymak suçunun da unsurları itibariyle oluştuğu görüşüne varılmış ve Başsavcılığın bu suçla ilgili yapmış olduğu itirazının da kabulüne oyçokluğu ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy