(765 S. K. m. 80)
Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık, TCK. nun 80 nci maddesinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkindir.
Bu nedenle müteselsilen suç kavramı ve anılan madde incelenmelidir.
TCK. nun 80 nci maddesinde "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır" hükmü yer almakta olup, buna göre müteselsil suçun genel olarak;
1) Objektif şartları:
a) Birden çok fiilin bulunması,
b) Fiillerin farklı zamanlarda olsa dahi aynı Kanun hükümlerini ihlal etmesi,
2) Sübjektif Şart (Bir suç işleme kararı), Olmak üzere ikili bir ayırıma tabi tutulmaktadır.
Dava konusu olayda, bu şartlardan objektif şartların gerçekleştiği hususunda kuşku olmayıp, anlaşmazlık sübjektif şartların gerçekleşip gerçekleşmediğine yönelik olduğundan bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.
TCK. nun 80 nci maddesinin önceki metninde yer alan "kastı cürmi" ibaresi, 1941 tarihli ve 4055 Sayılı Kanunla bir suç işleme kararı olarak değiştirilmiştir. Anılan Kanun tasarısında yer almayan 80 nci madde değişikliği, tasarıya Adliye Encümeni tarafından eklenmiştir. Bu eklemenin gerekçesi "...80 nci maddenin tadili; müteselsil suçlara ait umumi hükümde mevcut bir esasın meri kanunun yazılış tarzına göre yalnız cürümlere inhisar etmiş olmasından kabahat suçlarının da aynı hükme tabi olması maksadı ile yapılmıştır. Maddenin bugünkü şekilde kalması cürüm işleyen failler lehindeki hükmün kabahat suçu işleyenlere şümulü olmamak gibi daha hafif olan kabahat failleri aleyhine muamele icrasını yani birkaç defa kabahat sayılan bir kanun hükmünün ihlali halinde ayrı ayrı her biri hakkında da ceza tertip etmek zarureti bertaraf etmek üzere encümen bu maddenin tashih suretiyle değiştirilmesine lüzum görmüştür..." şeklinde olup, tasarının TBMM'de görüşülmesi sırasında da Adliye Encümeni Namına Salah YARGI tarafından, Eski Ceza Kanununda "cürüm" sözcüğünün genel bir anlam ifade ettiği ve "kabahat, cünha ve cinayet" olarak üçe ayrıldığı, ancak mer'i kanunda tasnifin "cürüm ve kabahat" şeklinde olduğu, bu nedenle 80 nci maddenin tashihine gerek görüldüğü belirtilerek aynı gerekçe tekrarlanmıştır.(TBMM. tutanak Dergisi S.Sayısı:186).
Bu konudaki bilimsel görüşler;
"a) Suç işleme kararından, Kanunun aynı hükmünü müteaddit defalar ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyet anlaşılır. Fail önceden böyle bir plan veya niyeti tespit etmiş, bunu bir defada gerçekleştirecek yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plana göre hareket ettiği içindir ki, müteaddit kısımlar, tek bir müteselsil suç meydana getirmiştir.
Çeşitli suçlar arasında az veya çok bir zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiğini, her zaman belirtmez. Gerçekten 80.maddede, muhtelif ihlallerin, "muhtelif zamanlarda" meydana gelse de, bir suç sayılacağı belirtilmiştir. Ancak, aynı suç işleme kararının var olup olmadığını takdir etmek durumunda bulunan hakim, aradan uzun bir süre geçmesini, yeni bir suç işleme kararının bulunduğuna ilişkin bir karine sayabilir. (ANTOLİSEİ, MAGGİORE-MANZİNİ-RANÎERİ-PANMAİN ve TOSUN' a atfen DÖNMEZER/ERMAN, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt 1,8 Basım, S.459)
b) Suç kararında birlik, teselsülü meydana getiren eylemlerin aynı kastın ürünü olmaları demek değildir. Her biri bağımsız olan bu eylemler, ayrı ayrı kasıtla işlenmişlerdir. Esasen böyle bir anlayışa 80.maddenin yürürlükteki biçimi engeldir. Madde, 4055 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önce "bir kastı cürmünün efali icraiyesi"nden söz açıyordu. Maddede bugün yer alan "suç kararında birlik" olup, bu eylemler işleme tasarımı, planı olarak tanımlanabilir (UĞUR ALACAKAPTAN, Suçun unsurları, s.57)
c) Müteselsil suçları, sübjektif unsur yönünden başlangıçtan itibaren tüm neticeye yönelmiş irade şartı ile sınırlandırmamak ve bazı hallerde hareketler arasındaki sübjektif bağlantının aranması ile yetinmek adalet ilkelerine de uygundur. Gerçekten "aynı suç işleme kararının" dar anlamda kabul edilmesi halinde önceden plan kurmuş faile haksız bir ayrıcalık tanınmış olacaktır. (KAYIHAN- İÇEL, adı geçen eser, s. 136)
d) Umumi bir "saik" birliğine kadar gitmemek şartıyla müteselsil suç teşkil eden hareketlerin aynı gayeye tevcih edilmeleri "suç işleme kararında birlik" in kıtası olarak kabul edilebilir. FARUK EREM, Türk Ceza Hukuku, Cilt I, 12.Bası, S.375" (TCK.nun Yorumu SAVAŞ-S.MOLLAMAHMUTOĞLU s. 1456) şeklinde özetlenebilir.
Bu konudaki önemli bir sorun da farklı hak sahiplerine karşı işlenen suçlardır. Bu hususta, öğretide değişik düşüncelere rastlanmaktadır. Bununla beraber, mağdurların farklı kişiler olmasına, suç işleme kararının değiştiğini gösteren kesin bir kriter niteliği tanımamak gerektiği yönündeki düşüncelerin önemli bir yer tuttuğu söylenebilir. (A.g.e.s.1429-1435)
Yargıtay Kararları incelendiğinde; aynı suç işleme kararının varlığı veya yokluğunun "...Suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yerler, işlenme zamanı, fiiller arasında geçen zaman sûresi, suçun mağdurları, ihlal edilen değer ve yarar ve korunan değer ve hak, olayın işleniş biçimi, gelişim ve oluşumu ile tüm özellikleri değerlendirilerek OLAYSAL olarak saptanması gerektiği" vurgulanmakla beraber (Yarg, C.G.K. nun 12.10.1992-244/268, 20.3.1995-6-4-48/68 ve 27.3.1995-8-58/86 tarih ve sayılı kararları), bu konudaki temel gerekçenin "...Aynı suç işleme kararından Yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyet anlaşılmalıdır. Fail suçu işlemeden önce bir plan yapmalı veya suça niyet etmeli fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmelidir. Öngörülen ve gerçekleştirmeye yönelik olan suç alam çerçevesinde hareket etmelidir. Failin hareketi önceki hareketinin devamı olmalı ve tüm hareketleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmalıdır." şeklinde olduğu görülmektedir.
Müteaddit şahıslara karşı işlenen suçlarda, Yargıtay'ın Haziran 1929 tarih ve 26/20 sayılı İçtihatları Birleştirme kararında
Eşhas aleyhine işlenen suçlar ve mülkiyet aleyhine işlenen suçları bu hadise birbirinden ayırarak mütalaa etmek lazım geldiğinde ve eşhas aleyhindeki suçlarda yani eşhasın hayatına, namusuna karşı ika olunan suçlarda duçarı tecavüz olanların taaddüdü müteselsil suç teşkil edemeyeceğinde müttefik kalınmıştır. Çünkü müteaddit eşhas aleyhinde cürüm işleyen bir kimsenin hareketinde bir kastı cürmünün vücudu iddia edilemez... Mülkiyet aleyhine işlenen suçlara gelince, duçarı taarruz ve tecavüz olunan şahsın aynı veya müteaddit olması, müteselsil suçu tayinde mikyas olamayacağında da ittifak edilmiştir..." denilmekte ve uygulamanın da bu doğrultuda olduğu ve anılan İçtihadı Birleştirme Kararının bugün de geçerliliğini koruduğunun kabul edildiği görülmektedir (C.G.K.27.3.1995, 8-58/86).
Konu ile ilgili Askeri Yargıtay İçtihatları da benzer doğrultudadır. (Örneğin, Drl.Krl.31.3.1988/58-36, 16.2.1989/6-50, 15.3.1990/49-42 tarih ve sayılı kararları).
Öğreti ve uygulamaların incelenmesinden anlaşılacağı gibi, gerçekten failin iç alemi ile ilgili bu kararın saptanmasında önceden kesin ölçütler koymak olanağı bulunmamakta ve "bir suç işleme kararın" OLAYSAL olarak saptanmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında dava konusu olaylar incelendiğinde; sanığın 26.5.1994 tarihinde mağdur Çvş. M. Reşit İSHAKOGLU' ndan rüşvet istediği ve aldığı, müteakiben adı geçenin hastaneye yatırıldığı, diğer mağdur Çvş.Recep BIYIK' tan ise 19.4.1994 tarihinde rüşveti istediği, ancak mağdurun o an bu isteğe olumlu cevap vermemesi üzerine hasta kayıt defterine "sağlam" tanısı yazarak herhangi bir işlem yapmadığı, daha sonra Çvş.Recep BIYIK' ın komutanlıkça temin edilen 400 Markı getirip anlaşma uyarınca parayı getirdiğini söylemesi üzerine parayı alıp adı geçenin ameliyat edilmek üzere K.B.B.Kliniğine yatırılma işlemlerini başlattığı, paranın tahsili eylemlerinin aynı güne denk gelmesinin bir tesadüften ibaret olduğu, Daire kararında belirtildiği gibi aynı gün işlenen iki suçun söz konusu olmadığı, bu durumda, iki olay arasında geçen zaman, mağdurların farklılığı, olayların işleniş şekli gözetildiğinde aynı suç işleme kararından söz edilemeyeceği, dolayısıyla sabit görülen eylemlerin Dairece, müteselsil suç olarak kabul edilerek hükmün bu yönden bozulmasında isabet olmadığı, Askeri Mahkemece uygun gerekçelerle eylemlerin iki ayrı suç olarak kabul edilmesinin yerinde olduğu sonucuna oybirliği ile varılmıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy