(765 S. K. m. 29, 45)
Sanığın, olay günü Komutan aracının flamasını tamir ettirmek için gittiği araç kademesinde kendisine zimmetli 7.65 mm. çapında Vzör marka tabanca ile bir adet MP-5 silahının bakım ve temizliğini de yaptırmak istediği, silah bakımcısı müteveffa J.Er H.K.'nin silahların bakım ve temizliğini yaptıktan sonra sanığın, Vzör tabancayı eline alıp 8 adet mermi bulunan şarjörü silaha taktıktan sonra silahın horoz kısmının ve kabzenin plastik aksamı ile emniyet mandalının kirli kaldığını fark ederek bu kısımları da temizlemesi için silahı şarjöründen ayırmadan müteveffaya verdiği, müteveffanın temizliği yapıp silahı tekrar sanığa verdiğinde sanığın dolu silahı sağ eline alarak mekanizmanın kolay çalışır hale gelip gelmediği ve horozun iç kısmının iyi temizlenip temizlenmediğini anlamak için sol eliyle kapak takımını geriye doğru çekerek tabancayı tam dolduruşa getirdiği, sağ elinin baş parmağı ile horozu tutup işaret parmağı silahın tetiğinde olduğu halde yavaşça horozu indirmek isterken horozun üzerindeki baş parmağın kayması üzerine silahın bir el ateş aldığı ve çıkan merminin sanığın karşısında ayakta duran müteveffanın sol gözüne isabet ederek ölümüne neden olduğu anlaşılmaktadır.
Dava konusu maddi olayın sübutunda, eylemin tedbirsizlik ve dikkatsizlikle ölüme sebebiyet olarak nitelendirilmesinde ve sanığın olayda 8/8 oranında kusurlu olduğunda kuşku olmayıp, Daire ile Askeri Mahkeme arasındaki anlaşmazlık uygulamaya ilişkindir.
Sanığın olay sırasında birbirine eklenen ve devam eden birden fazla kusurlu hareketi, Askeri Mahkemece "taksirin yoğunluğu" olarak kabul edilirken, Dairece, bu hareketlerden bir tanesinin yapılmamış olması halinde esasen ölüm olayının meydana gelmeyeceği belirtilerek "taksirin yoğunluğun" dan bahsedilemeyeceği ifade edilmektedir. Bu nedenle "Taksirin yoğunluğu" kavramı irdelenmelidir.
Taksirden doğan sorumluluğun dayanağını T.C.K.nun 45 nci maddesi oluşturmaktadır. Bu maddede "Cürümde kastın bulunmaması cezayı kaldırır. Failin, bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir fiilden dolayı kanunun o fiile ceza tertip ettiği ahval müstesnadır" denildiğinden kast olmasa dahi bir kimsenin cezalandırılabilmesi kabul edilmiştir. Maddede taksirin tanımı yapılmadığı gibi, doktrinde "şuurlu taksir", "bilinçli taksir" olarak ifade edilen bir ayırıma da mevzuatımızda yer verilmemiştir. Taksirin yoğunluğu kavramı ise, T.C.K.nun 29 ncu maddesine 3679 Sayılı Kanunla eklenen fıkra ile mevzuatımıza girmiştir.
Doktrinde ve uygulamada taksirin unsurları; "1) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, 2) Hareketin iradi olması, 3) Neticenin iradi olmaması, 4) Hareket ile netice arasında illiyet bağının bulunması, 5) Neticenin kabili tahmin olması" şeklinde sayılmaktadır.
Bu duruma göre; taksirle işlenen suçlarda yasada bir ayırım yapılmadığından taksirin yoğunluğu veya bilinçli taksir halleri, ancak, hakimin temel cezayı kanunun öngördüğü sınırlar içerisinde belirlemesinde bir kıstas olarak kabul edilebilecektir. Her olayın özelliği ve taksirin vahameti farklılık arz edebileceğinden bu hususta önceden bir belirleme yapmak olanağı da yoktur.
Somut olayda sanık er Ö.K.'ın taksirli davranışları, "tedbirsizlik ve dikkatsizlik niteliğindeki" hiç gereği yokken silahına tam dolduruş yapması, emniyete almaması ve tabancanın horozunu parmağıyla tutarak yerine oturtmak amacıyla da olsa tabanca müteveffaya tevcih edilmiş halde iken tetik düşürmesinden ibarettir. Herhangi bir kimse için de taksir teşkil eden bu hareketleri usta asker konumundaki sanığın kendisine olaydan önce tebliğ edilmiş emirlere rağmen yapması, dolayısıyla taksirde emre riayetsizliğin de varlığı, taksirin yoğunluğunun göstergesidir. Bu nedenle, Askeri Mahkemece, temel cezanın belirlenmesinde taksirin yoğunluğunun takdiri teşdit nedeni kabul edilmesinde bir yanılgı ve zaaf bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
647 Sayılı Kanunun 4 ncü maddesinin uygulanmasına ilişkin istemin, Askeri Mahkemece faile ve fiile bağlı nedenler gerekçe gösterilmek suretiyle reddedilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gibi, hükmolunan özgürlüğü bağlayıcı cezanın, süre itibariyle ertelenmesine yasal olanak bulunmadığından, bu konuya yönelik gerekçeler incelenmemiş ve sanık müdafiinin temyiz nedenlerinin reddi ile hükmün onanmasına oyçokluğu (8/7) ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy