(353 S. K. m. 174)
Altındağ 5.Noterliğince düzenlenen 11.2.1998 tarihli genel vekaletname ile sanık A.Ö.'nün müdafiliğini üstlenen Av. E. KARAKAŞ'ın bozmadan sonra, duruşma günü kendisine tebliğ edilmesine rağmen 23.3.1999 tarihinde yapılan oturuma katılmadığı gibi, mazeret de bildirmediği, sanık A.Önün hazır bulunduğu bu oturumda, askeri savcının bu sanık müdafii ile ilgili oturak bir başka dava dosyasında Avukatlık Kanununun 14 ncü maddesi uyarınca duruşmalara girmekten yasaklanmasına karar verildiğini, aynı koşulların bu dava için de geçerli olduğunu bildirip, bu konuda karar verilmesini istemesi, sanık A.Ö.'nün de Av. E. KARAKAŞ'a vermiş olduğu vekaletinin devam ettiğini, ancak o gün için adliyede bir başka duruşması olduğundan bu duruşmaya katılamadığını beyan etmesi üzerine askeri mahkemece Av. E. KARAKAŞ'ın, Genelkurmay Askeri Savcısı iken 30.8.1997 tarihinde emekliye ayrılarak avukatlığa başlayan Ç.A. ile aynı büroda ortak avukatlık yaptıkları ve bu durum Avukatlık Kanununun 14 ncü maddesi kapsamında değerlendirildiği gerekçesi ile Av. E. KARAKAŞ'ın duruşmaya girmesinin yasaklanmasına karar verildiği, kararı takiben sanık A.Öye başka bir avukat isteyip istemediği ve bu nedenle duruşmanın başka bir güne bırakılması konusunda talebi olup olmadığının sorulduğu, sanığın başka bir avukat tutmayacağını, savunmasını kendisinin yapacağını, duruşmanın da başka bir güne bırakılmasını istemediğini beyan etmesi üzerine, tarafların bozma ilamına karşı diyecekleri tespit edildikten sonra, direnme kararı verildiği, bu şekilde yokluğunda tesis edilen mahkumiyet hükmünün Av. E. KARAKAŞ'a tebliği yoluna gidilmediği anlaşılmıştır.
Hakkında tesis edilen mahkumiyet hükmünü 21.5.1999 tarihinde kaydı geçen dilekçe ile temyiz eden sanık A.Ö., aynı tarihte mahkemeye verdiği bir başka dilekçede, vekilinin Avukatlık yasasının 14 ncü maddesi gereğince duruşmadan yasaklanması kararını, yargılamayı uzatacağı ve bunun ileride telafisi imkansız zararlar doğuracağı düşüncesiyle temyiz etmediğini bildirmiştir. Bu sanık 7.7,1999 tarihinde As. Yargıtay Başkanlığına verdiği dilekçesiyle de Av. E. KARAKAŞ'ı vekillikten azletmiştir.
Hükümlerin tebliğine ilişkin 353 Sayılı Kanunun 48, 52/4, 174/son, 215/2 nci maddeleri ve gerekçeli kararın temyiz eden tarafa herhalde tebliği gerektiğine dair As. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.1.1969 tarih ve 1969/2-3 sayılı kararı ile müdafiinin kanun yollarına başvurma hakkını düzenleyen 353 Sayılı kanunun 196/3 ncü maddesi birlikte göz önüne alınıp birlikte değerlendirildiğinde, yokluğunda verilen hükmün sanık müdafiine tebliğ edilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.
Ancak, somut, olayda sanığın müdafiliğini üstlenen Av. E. KARAKAŞ'ın Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinde duruşmaya girmesi mahkemece yasaklanmış, sanık da başka avukat tutmak istemediğini, savunmasını kendisinin yapacağını bildirmiş ve temyiz incelemesine başlanmadan önce avukatını vekillikten azlettiğini belirten bir dilekçeyi As.Yargıtay Başkanlığına vermiştir. Bu itibarla adı geçen avukata gerekçeli kararın tebliği gerekip gerekmediği sorununa, müdafilik sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığına, yani görülmekte olan davanın tarafını teşkil edip etmediğine bakarak çözüm getirmek gerekir.
Türk Ceza Yargılamasında sanığın müdafii tutmak mecburiyeti yoktur. Bu husus CMUK. nun 136/1 nci, 353 Sayılı kanunun 85/1. md.lerinin ifade biçiminden de anlatılmaktadır. Dolayısıyla yargılama sırasında kendi iradesiyle müdafiinin yardımına başvuran sanığın, yargılamanın her aşamasında bu hakkını kullanmaktan vazgeçmesi mümkün olup buna mani bir usul hükmü bulunmamaktadır. Bunun yanında azil Borçlar Kanununun 396/1 nci maddesine göre vekalet sözleşmesini sona erdiren tek taraflı varması gerekli bir irade beyanı olup kural olarak bir geçerlik şekline bağlı değildir (Prof. Dr. Haluk TANDOĞAN, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri Cilt." Sh.619 vd).
Bu itibarla muhkeme huzurunda avukat tutmayacağını, savunmasını kendisinin yapacağını bildiren sanığın müdafiinin yardımından vazgeçtiğini kabul etmek gerekir. Kaldı ki, sanık temyiz incelemesine başlanmadan önce avukatını da azletmiştir. Bu nedenle müdafi sıfatını kaybeden ve davanın tarafı olmayan Av. E. KARAKAŞ'a tebligat yapılmaması usul yönünden bir eksiklik teşkil etmemektedir. İki Üye, tebligat eksikliği bulunduğundan dava dosyasının Başsavcılığa iadesi gerektiği düşüncesiyle bu görüşe katılmamışlardır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy