(1632 S. K. m. 66)
Sanığın, daha önce işlemiş olduğu firar sucundan verilen hükmün 23.2.1998 tarihinde kesinleştiği, bu suç nedeniyle tutuklu kaldığı sürenin mahsubuna da karar verildiği, 20.2.1998 tarihinde firar ettiği, 2.4.1998 tarihinde saat 17.00 de kendiliğinden kıtasına katıldığı, 3.4.1998 tarihinde 0030'da yapılan koğuş kontrolünde tekrar firar ettiğinin anlaşıldığı, 5.5.1998 tarihinde yakalandığı, bu şekilde gerçeklesen maddi olayda Daire ile Askeri Mahkeme arasındaki unlaşmazlığın, eylemlerin tek bir firar suçunu oluşturup oluşturmadığına ve iki suçun varlığı kabul edildiği takdirde ikinci firar suçunun mükerrer olup olmadığına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumu göre; firar suçlarında temadi, failin kendiliğinden kıtasına veya resmi bir mercie başvurması ya da yakalanması ile sona ereceğinden, 2.4.1998 tarihinde kıtasına katılan sanığın dehalet iradesi ile hareket edip etmediğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Sanık askeri mahkemece huzurda saplanan sorgusunda; psikolojik rahatsızlığı ve ailevi nedenlerle firar ettiğini, bir süre sonra pişman olarak 2.4.1998 tarihinde birliğine katıldığını, ancak ceza vereceklerinden korktuğu için 3.4.1998 günü tekrar firar ettiğini beyan etmektedir. Bu beyandan açıkça anlaşılacağı gibi, sanığın firar eylemine son vermek, birliğine katılmak iradesiyle hareket ettiği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Dava dosyasında bunun aksini gösteren herhangi bir bilgi ve bulgu yoktur. Bu nedenle askeri mahkemenin, sanığın eyleminin iki ayrı firar suçunu oluşturduğuna dair kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. (Bir üye bu görüşe katılmamıştır.)
Sanığın ikinci firarının mükerrer olup olmadığı yönünden yapılan incelemede; sabit olan bu firar suçunun, ilk firar suçundan verilen mahkumiyet hükmünün 23.2.1998 tarihinde kesinleşmesinden sonra 3.4.1998-5.5.1998 tarihleri arasında işlendiği ve kesinleşen hükümde adı geçenin tutuklulukta geçirdiği sürenin de mahsubunu karar verildiği anlaşılmıştır.
Tekerrür konusunda farklı hükümler içeren Askeri Ceza Kanunun 42 nci maddesi incelendiğinde tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için;
1) Gerek ilk suçun gerek ikinci suçun birer askeri cürüm olması ve bu cürümlerin aynı olması,
2) En az iki kez işlenen bu iki askeri cürme ilişkin maddede tekerrürden söz edilip, bu halde faile ne surede ceza verileceğinin gösterilmiş atması,
3) İlk cürümden dolayı hükmedilmiş ulun cezanın ya tamamen veya kısmen infaz edilmiş olması veya özel ui yolu ile düşmüş olması,
4) İkinci cürüm belirli bir süre (birinci cürme ait cezanın infazından veya özel af ile düşmesinden itibaren beş sene) içinde işlenmiş olması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Somut olay bu çerçevede incelendiğinde; tekerrür hükümlerinin uygulanması için gerekli şartların tamamının gerçeklediği ve sanığın eyleminin mükerrer firar niteliğinde olduğu görülmektedir. Uyuşmazlığa konu "kısmen bitte" duruma bizzat yasada yer almakta olup, içtihatların kabul ettiği bir husus değildir, her ne kadar Daire kararında tutuklulukta geçen sürenin kısmen infaz sayılmayacağı kabul edilmiş ise de; kanunda "kısmen infaz" ile neyin amaçlandığı açıklanmamakla beraber, Doktrinde (Prof. Dr. Sahir ERMAN Askeri Ceza Hukuku) ve As. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında (örneğin As.Yrg.Gn.krl.nun 4.4.1958 tarih ve E.57/4124-K/4284 ve As.Yrg.Drl.Krl. nun 23.12.1993 tarih ve 1993/103-101, 1.10.1998 tarih ve 1998/127-123 sayılı kararları) bir mahkeme kararı ile oluşan ve cezaya mahsubu gereken tutukluluk süresinin kısmi infaz sayılacağı ve tekerrüre esas olacağı kabul edilmektedir. Bu kararlarda da belirtildiği gibi; TCK. nun 40/1 ve 353 Sayılı Kanunun 251/1. maddelerinde yer alan "Hükmün kesinleşmesinden önceki tutukluluk süresi, hükümlülük süresinden indirilir" ve 647 Sayılı Kanunun 19/3 maddesindeki şartla salıvermede "hükümlünün tutuklu kaldığı günler de hesaba katılır" şeklindeki kurallar gereği, hükmün kesinleşmesinden sonra, önceki tutukluluk süresinin hükümlülük süresinden indirilerek, hükmün kısmen veya tamamen infaz edilmiş sayılacağı açıktır.
Askeri Mahkemece, her iki suça ilişkin olarak tesis edilen hükümlerde bir isabetsizlik bulunmadığından, hükümlerin onanmalarına oyçokluğu ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy