(1632 S. K. m. 85)
Dosyada mevcut delil durumuna göre; olay günü bölük eratına eğitim yaptıran mağdur Tğm. Rasim ERSOY'un, hastaneden yeni dönen sanığı belinden rahatsız oluşu sebebiyle eğitimden muaf tutup bir ağaç altına istirahat etmesi için gönderdiği ve bu arada sanığa Erin Ders Kitabından, Atatürk ilke ve inkılâpları konusunu okumasını, kendisine bu konuda soru soracağını bildirdiği, bir süre sonra sanığı yanına çağırıp Atatürk ilke ve inkılapları konusunda soru sorduğu, sanığın cevap verememesi üzerine, tekrar okuyup öğrenmesi için bir süre verdiği, bu sürenin sonunda soruları cevaplayamaması halinde kendisine sürünme cezası vereceğini söylediği, sanığın yine sorulan suallere cevap verememesi üzerine, cezasını bildiği için. Teğmenin "ne yapacağını biliyorsun" değil mi? sözü üzerine, ayrıca komut beklemeden sürünmeye başladığı, arkasından ikaza rağmen koşmayıp yürüyerek gelmesi üzerine belli bir mesafede koşturulduktan sonra kısık sesle verdiği tekmili tekrarlaması istendiğinde, bu defa sanığın, mağdur Tğm. Rasim ERSOY'a hitaben, bir kısım tanık anlatımına ve mağdur beyanına göre "s...erim askerliğini ya" bir kısım tanık beyanlarına göre ise "s...erim böyle askerliği" şeklinde söz sarf ettikten sonra, bir takım el kol hareketleri yaparak teğmenin yanından uzaklaştığı sübuta ermiştir. Esasen olayın bu şekilde sübut bulduğu konusunda bir ihtilaf da bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık; dava konusu olayda, sanığın işlediği sabit görülen üste hakaret suçunun hizmet esnasında mı? yoksa hizmet dışında mı? (Adiyen hakaret mi?) işlendiği ve ayrıca olayda sanık lehine haksız tahrik olup olmadığı noktasındadır.
Daire sanığın eyleminin As. Mahkemenin hükmü gibi, üste adiyen hakaret suçunu; oluşturduğunu ve olayda haksız tahrikin mevcut olmadığını, kabul ederken, Başsavcılık, üste hakaret suçunun hizmet esnasında ve tahrik altında işlendiği görüşündedir.
Yapılan inceleme ve müzakere sonunda sanığın, mağdur teğmenin kendisine keyfiliğe kaçan bir takım ceza eğitimi yaptırması üzerine, üstü olan Tğm. Rasim ERSOY'a karşı, eğitimde olan diğer askerin yanında sarf ettiği "s...erim askerliğini ya" veya "s...rim böyle askerliği" sözünün her iki halinin de hakareti içerir niteliğinin bulunduğu, "s...erim askerliğini ya" söz ile mağdur teğmenin askerlik anlayışı ve uygulaması nedeniyle teğmene hakaret edilirken, "s...erim böyle askerliği" sözü ile askerlik mesleğine küfür edilmek suretiyle yine askerlik mesleğini icra eden teğmene, sanığa askerlik mesleği gereklerini uygulaması nedeniyle hakaret edildiği ve dolayısıyla sanığın mağdur Tğm.Rasim ERSOY'a karşı sarf ettiği sözün üste hakaret suçunu oluşturduğu OYÇOKLUĞU ile kabul edilmiş, bazı üyeler sanığın bu eyleminin 477 sayılı DMK.nun 47 nci maddesinde düzenlenen üste saygısızlık suçunu oluşturduğu görüşü ile suçun Üste Hakaret olarak vasıflandırılmasına muhalif kalmışlardır.
Sanığın eyleminin Üste Hakaret suçunu oluşturduğu Oyçokluğu ile kabul edildikten sonra üste hakaret suçunun hizmet esnasında veya hizmete ilişkin bir muameleden dolayı mı? yoksa hizmet dışında adiyen mi? işlendiği konusu ile olayda sanık lehine haksız tahrik olup olmadığı konusuyla ilgili olarak sürdürülen inceleme ve müzakere sonunda;
Başsavcılıkça mağdur teğmenin erata eğitim yaptırmakta olması nedeniyle olayda hizmet esnasında unsurunun gerçekleştiği ileri sürülmüş ise de; mağdurun hizmet ilişkisinin eğitim yaptırdığı eratla olduğu, yoksa sanıkla bir hizmet ilişkisinin bulunmadığı, zira bilindiği gibi sanığın rahatsızlığı nedeniyle mağdur tarafından eğitimden yani askeri hizmetten muaf tutulduğu ve ağaç altına istirahate gönderildiği, istirahatli olan kişiye askeri hizmet verilmemesinin tabii olduğu bir an için istirahatli olan sanığa Atatürk İlke ve İnkılaplarına Erin Ders Kitabından okuyup öğrenmesi için görev verildiği ve bu münasebetle sanık ile mağdur arasında hizmet ilişkisi tesis edildiği kabul edilse dahi mağdurun, sanığın verilen süre içinde Atatürk İlke ve İnkılapları konusunu öğrenememesi ü/erine sanığın belinden rahatsızlığını bile bile, hastalığını dikkate almadan O'na ceza verecek ve sıhhatini bozacak şekilde sürünme ve koşu cezası vererek işi keyfiliğe döktüğü andan itibaren sanıkla olan hizmet ilişkisi ortadan kalkacağı için olayda "Hizmet esnasında" unsurunun ve keza hakaretin hizmete ilişkin muameleden dolayı olma unsurunun gerçekleşmediği, OYÇOKLUĞU ile kabul edilerek Başsavcılığın bu yöndeki itirazı yerinde görülmemiştir.
Ancak, sanığın yukarıda açıklandığı üzere, Olay günü hastaneden yeni geldiği ve rahatsızlığı devam ettiği için bizzat mağdur tarafından eğitimden muaf tutulup ağaç altında istirahat etmesi uygun görüldüğü halde, sanığa ceza eğitimi olarak belinde rahatsız olduğunu bile bile ona eza verecek ve sıhhatini bozacak şekilde sürünme cezası vermesi ve arkasından koşturması haksız ve keyfi bir davranış olduğu için mağdurun sanığa karşı olan bu hareketlerinin sanık lehine haksız tahrik oluşturduğu ve sanığın iddia konusu Üste Hakaret suçunu mağdurun bu haksız tahriki sonucu işlediği aşikar iken, mağdurun sanığı dövmesi sövmesi söz konusu olmadığından bahisle olayda haksız tahrikin bulunmadığına dair olan Daire kararı isabetsiz bulunduğundan Başsavcılığın bu yöndeki itirazı yerinde görülmüş ve bu itibarla Daire kararı KALDIRILARAK, hükmün sadece bu yönden BOZULMASINA, oybirliği ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy