(353 S. K. m. 173)
Seydişehir İlçe Jandarma K.lığı Çavuş jandarma karakolunda 1993 tarihinden itibaren görevli bulunan sanığın bu davada askeri eşyayı satın almak suçundan sanık olan ve hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşen sivil şahıs Ş.E. İle tanıştığı,
Görevi nedeniyle senet karşılığı zimmetine tevdi edilen birliğe ait 7.65 mm. çapında 1115242 numaralı Astra marka tabanca üzerinde bulunduğu halde, 1996 yılı Ocak ayı ortalarında bir gün sanık Uzm. Çvs. A.A. ile Ş. E ve yanlarında Ş.E.in nişanlısı olduğu söylenen Rojda adlı bayan birlikle Seydişehir'deki Tutku Pastanesine gittikleri, bir ara sanık Uzm.Çvş.A A "m tuvalete giderken belindeki örme bel kemeri ve buna takılı bulunun kılıf ve içindeki tabancayı masanın üzerine bıraktığı, bu esnada Şakir'in tabancayı kılıfından alarak cebine koyduğu; tuvaletten çıkan sanığa o sırada içeri giren pastane sahibinin "sen boş
Kılıfı mı taşıyorsun" demesi üzerine silahın olmadığını fark ettiği, sorduğunda Şakir ve nişanlısı Rojda'nın görmediklerini söyledikleri, kendisinin de birlikte kaldığını düşünerek birliğe gidip baktığında orda olmadığını görünce, pastaneye döndüğü, beraberce pastaneden çıktıkları,
Bu olaydan 1-1.5 ay sonra Şakir'in, bir gece Adil'i arayarak tabancanın kendisinde olup 70 milyon verirse tabancayı verebileceğini söylediği, sanığın ise, bu parayı veremeyeceğini söylemesi üzerine '"o zaman ben de silahı başkasına satarım" dediği, sanığın bu arada silahın kaybolduğunu amirlerine bildirmediği, silahın bulunması için bir gayrette bulunmadığı, daha sonra Ş. E.'in silahı diğer bir şahsa sattığı, bir kaç kez el değiştiren silahını 3.3.1996 tarihinde AŞ. isimli şahısta yakalandığı,
Sanık A.A. ile Ş.E.'in birlikçe piyasaya sahte para sürmek suçundan haklarında soruşturma açıldığı anlaşılmıştır.
Yukarıda aşamaları sırasıyla anlatılan davada yerel mahkemece sanığın askeri eşyayı satmak suçundun dolayı As. C.K.nun 131/1-2. TCK. nun 59/2 nci md.leri gereğince neticeten on bir ay yirmi gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair hükmün, vaki temyiz üzerine;
Dairece, sanık hakkında ceza tayin edilirken vahim halin gerekçesinin gösterilmemiş olmasının usule aykırı olduğu belirtilerek hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiş;
Başsavcılık ise itiraz tebliğnamesinde: sanığın askeri eşyayı satmak suçunu işlediğini kabule götüren gerekçenin neden ibaret olduğu kararda açıklanmadan ayrıca yapılacak değerlendirme sonucunda suç vasfının tayininde silahın sanığın elinden ne şekilde çıktığı, rızası ile mi Ş E .'in eline geçtiği husustan önem arz ettiğinden dinlenen tanık beyanları tanışılıp değerlendirilmeden ve sübut delillerinin neler olduğu karar yerinde gösterilmeden verilen mahkûmiyet hükmünün gerekçeden yoksun olması nedeniyle usul noktasından bozulmasına; sanığın eyleminin askeri eşyayı rehnetmek veya zimmete geçirmek suçlarından birini oluşturup oluşturmayacağının düşünülmesi gerektiğine işaretle yetinilmesine karar verilmesi gerektiği belirtilerek Daire kararının kaldırılmasına ve hükmün gerekçesizlik sebebiyle bozulmasına karar verilmesi yönünde görüş bildirilmiştir.
Anayasanın 141 nci maddesinin, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağını amir olduğu; 353 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin, askeri mahkemelerce verilen her türlü kararların gerekçeli olarak yazılacağını belirttiği; yine 353 sayılı kanunun 173 ncü maddesine göre, hükmün gerekçesinde mahkemece suçun kanuni unsurları olarak sabit ve gerçekleşmiş sayılan vakıaların gösterilmesi gerektiği yolundaki kurallara rağmen, mahkûmiyetine ilişkin gerekçeli hükümde sanığın tevil yollu ikrarı ve sanık beyanlarından söz edilmesi suretiyle sanığın, silahını sattığının kabulü ile hüküm kurulmasının 351 sayılı kanunun 207/G maddesine göre kanuna mutlak muhalefet teşkil ettiği sonucuna varılmıştır.
Zira mahkemece sanığın eyleminin kanunda unsurları gösterilen suça uygunluğunu inandırıcı ve ikna edici şekilde açıklaması, sübuta yönelen delillerin nelerden ibaret olduğu açıklanıp, tahlil ve tartışılmasının yapılması, esas alınan olayların hangi delillerle kabul edildiğinin karar yerinde gösterilmesi gerekmesine rağmen, sadece sanığın tevilli ikrarı ile tanık ifadelerinin zikredilmesinin yeterli gerekçe olarak kabul edilmesi mümkün görülmemiş ve öncelikle hükmün usul yönünden bozulmasına,
Öte yandan Sanık Ş.E. sorgusunda ifade değiştirerek silahın sanık A. A tarafından kendisine verildiğini belirtmiş (Dz. 141), tanık A. T. de bir tarihte Manolya pastanesinde sanık Adil'in Sanık Şakir'e bir şey verdiğini, bunun tabanca olduğunu zannettiğini (Dz.154) beyan etmiştir. Bu durumda silahın sanığın rızası ile mi muteber bir rızası bulunmadan mı sanık Ş.E.'in eline geçtiği hususunun değerlendirilmesi ve gerekçelendirilmesinde zaruret bulunmaktadır. Şayet rıza var ise eylemin yerel mahkeme kabulünde olduğu gibi 'Askeri eşyayı satmak" olarak değerlendirilebilmesi mümkün iken, rıza olmadığı kabul edildiğinde silahın borca mahsuben satılacağı söylendiğinde bunu engellemek için hiçbir şey yapmayan, silah kendi malı imiş gibi davranan sanık A A.'nın eyleminin "Zimmet" suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmemiş olması hususlarına (bozma sebebine göre) işaretle yetinilmesine oybirliği ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy