(1136 S. K. m. 14)
Sanıklar hakkında tesis edilen hükümler, Daire tarafından usul yönünden bozulmuş ve Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık da usule ilişkin bulunduğundan bu çerçevede yapılan incelemede;
Sanıklar müdafii Av.A.Ö.'ün 6.11.1995 tarihinde sanık B.E.'ın, 12.1.1996 tarihinde sanık H.Ç.'ın müdafiliğini üstlendiği, 7.11.1995 tarihindeki duruşmaya B.E. müdafii olarak 24.1.1996 tarihindeki duruşmaya da her iki sanığın müdafii olarak katıldığı, bu duruşmada Askeri Savcının, adı geçen avukatın 15 nci Kor.K.lığı Askeri Mahkemesinde görülen davalarda avukatlık yapamayacağını, avukatlık yapma yasağının sona ermediğini, bu nedenle müdafii olarak duruşmalara kabul edilmemesini istediği, Askeri Mahkemece, bu istemin reddine karar verildiği (Dz.75) ve Av.A.Ö.'ün sanıkların müdafiliğini sürdürdüğü, ilgilinin 15 nci Kor.K.lığı Askeri Mahkemesinde Hakim olarak görev yaparken Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine atanması nedeniyle 15.7.1994 tarihinde ilişiğini keserek ayrıldığı dosya kapsamından anlaşılmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanununun 14/1 nci maddesinde "Emeklilik ve istifa gibi sebeplerle görevlerinden ayrılan adli, idari ve askeri yargı hakim ve savcıları ile Anayasa Mahkemesi raportörlerinin münhasıran hizmet gördükleri mahkeme veya dairelerde buralardan ayrılma tarihinden itibaren iki yıl süre ile avukatlık yapmaları yasaktır." hükmü yer almaktadır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun aynı konu ile ilgili 18.9.1997 tarih ve 1997/78-105 sayılı kararında; "...Maddede yer verilen "münhasıran hizmet gördükleri mahkeme veya daire" ibaresini, istifa veya emeklilik nedeniyle görevlerinden ayrılan hakim ve savcıların son hizmet, ettikleri mahkeme veya daire olarak anlamamak gerekir. Böyle bir yorum madde metnine aykırı olduğu gibi, kanun koyucunun amacına da uygun düşmeyecektir.
Zira; yürürlükteki Avukatlık Kanunu avukatlığı, bir kamu hizmeti olarak nitelendirilmiş ve mesleğin amacının, uyuşmazlıkların hukuka, hak ve adalete uygun olarak çözümlenmesinde yargı organına ve yasaların öngördüğü kurul ve kuruluşlara yardımcı olmak olduğunu açık bir şekilde ifade etmiştir.(Av. K. m. 1, 2),
Avukatlık Kanunu avukatların her yerde ve her davada vekalet alabilmelerini kural olarak kabul etmekle birlikte, bu kuralın uygulanması sonucu hak ve adaletin gerçekleşmesine olumsuz etkisi olabilecek davranışlarında olabileceğini göz önünde tutarak, bu kuralın istisnası olarak ayrılman mahkemede dava alma yasağı yanında, meslekten çıkarılmaya kadar varan disiplin cezasını gerektiren bir takım yükümlülükler de getirmiştir.
Bütün bu zorunlulukların, dolayısıyla Kanunun 14 ncü maddesiyle getirilen yasağın amacı, adalet hizmetinin her türlü yanlış anlama ve kuşkulara yer verilmeden yürütülmesini ve genel güveni sağlamaktır.
Daha önce hakim ve savcı olarak görev yaptığı mahkemede veya dairede vekalet alan bir avukatın durumunun, adaletin yerine getirilmesinde kuşkular yaratacağı, gerek mahkemeye gerek avukatlık kurumuna olan güveni sarsacağı açık olduğuna göre, yasağın da iki seneyle sınırlı olmak kaydıyla, hizmet edilen mahkeme veya dairelerin tamamını kapsadığını kabul etmek gerekir. Aksini söylemek yani avukatlık yapma yasağını en son görev yapılan mahkeme ve daireyle sınırlı tutmak kanuna karşı hile yolunu açabileceği gibi maddenin amacını gözardı etmek olur.
Diğer taraftan avukatlık yapmak yasağındaki kamu yararı gözönüne alındığında, yapılan bu sınırlamanın Anayasanın 13 ncü maddesine aykırılık oluşturmayacağı ve savunma hakkını kısıtlamadığı sonucuna varılmaktadır..." denilerek, maddede geçen "münhasıran hizmet gördükleri mahkeme veya daireler" ibaresinden ne anlaşılması gerektiği açıklığa kavuşturulmuştur.
Dava konusu olayda Av.A.Ö ün,15 nci Kor.K.lığı As. Mahkemesindeki görevinden 15.7.1994 tarihinde ayrılması nedeniyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 14/1 nci maddesi gereğince, bu tarihten itibaren iki yıl süre ile anılan mahkemede avukatlık yapması mümkün olmadığından, 7.11.1995 ve 24.1.1996 tarihindeki duruşmalara müdafii olarak kabulü ve askeri savcının bu konudaki isteminin reddine karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan, aynı nedenlerle hükümleri bozan Daire kararında tam bir isabet görülmüştür.
Buyurucu bu kurala aykırılığın, yasak süresinin dolmasından sonra da müdafiliğe devam edilmiş olması ile hukuken geçerlilik kazanması olanağı yoktur. Bu nedenle Başsavcılığın itiraz nedenleri kabule değer görülmeyerek reddine oybirliği ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy