(1632 S. K. m. 87)
Dosyadaki delillerden; 10.7.1998 günü Ord. IV. ncü Kademe Nöbetçi Subayı olan Sanık terhisli Top. Atğm. M. A.'a, aynı gün Galip Deniz Kışlası Nöbetçi Amiri olan bu nedenle âmiri durumunda bulunan Ord. Yzb. Gürsel ÖZER tarafından akşam yemeğinde yemek duası yaptırması için emir verildiği, ancak; Sanığın emri yerine getirmediği, Nöb. Amiri tarafından sebebi sorulduğunda (yemek duasının içinde geçen "tanrı" sözünü kullanmak istemediğini bunun için yemek duasını yaptıramayacağını) söylediği, kesin bir şekilde anlaşılmakta, sanıkta atamalardaki ifadelerinde (Dz:22, 46, 50), yemek duası yaptırması yolundaki emri yerine getirmediğini açıkça kabul etmektedir.
Olay günü Nöbetçi Subayı olan ve Sanığın amiri durumundaki Kışla Nöbetçi Amiri tarafından akşam yemeğinde yemek duasını yaptırması yolunda Sanığa verilen emir, Nöbetçi Amiri taralından keyfi olarak verilmiş bir emir değildir. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Devamlı Emirler Muhtırasının (KKM 368-1) (147) sayılı sahifesinde (TSK'de Yemek Duası ve Uygulaması) başlığı altında ayrıntılı olarak düzenlenmiş, duanın nasıl başlayacağı, kim tarafından yaptırılacağı, duada neler söyleneceği, duadan sonra yemekhanede bulunan en kıdemlinin ne diyeceği ve buna yemek yiyenlerce ne şekilde karşılık verileceği belirtilmiştir. Bu düzenlemeden Sanığa verilen emrin keyfi nitelikli olmayan, askeri hizmete ilişkin olan, askeri nizamlara uygun bir askeri emir olduğu anlaşılmaktadır.
Sanığa verilen "yemek duasını yaptır" şeklindeki emirde, Anayasanın 24 ncü Maddesinde teminat altına alınmış olan Din ve Vicdan Hürriyetine aykırılık da bulunmamakladır. Sanık metni KKM 368-1 de gösterilen bu duayı yaptırmakla herhangi bir dine ilişkin ibadet yapmaya, dini inançlarını açıklamaya zorlanmamakta bununla inanıp inanmadığı veya neye, ne kadar inandığı hususu da araştırılmamaktadır. Bu nedenlerle sanığa verilen "yemek duasını yaptır" şeklindeki emir, hem T.C Anayasasına hem de inanç, ibadet ve kanaat hürriyetlerini teminat allına almış olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerine aykırı bulunmamaktadır.
Ayrıca; As. C.K.nın 45 inci Maddesi "Bir şahsın hareketini vicdanına veya dinine göre lazım saymış olması, yapmak veya yapmamakla vukua gelen bir suçun cezayı mucip olmasına mani teşkil etmez" şeklinde düzenlemeyi içermektedir. Bir kişinin yaptığı veya yapmadığı bir eylemi cezayı mucip ise, vicdanına veya dinine uygun olduğu için yaptığı veya yapmadığı gerekçesi ile cezai sorumluluktan kurtulması As. CK. nun 45 inci Maddesi hükmüne göre mümkün değildir. Kanun Koyucu bu hüküm ile yapılması zorunlu olan askeri hizmete ilişkin emirlerin muhatapları tarafından din ve vicdanını ileri sürerek yapmak veya yapmamak için göstereceği gerekçeleri (Mazeretleri) haklı bulmamış, bu şekildeki mazeretleri önceden ret etmiş, bu hususun kişiyi cezadan kurtaran bir sebep olmadığım açık ve kesin bir şekilde belirtmiştir. Din ve Vicdana göre lazım sayılan hareketlerin ceza ehliyeti ve tesiri başlığını taşıyan yukarıda metni açıklanan As. C.K.nun 45 inci Maddesi ile ilgili olarak, daha önce benzer başka olaylar nedeni ile yapılan temyiz incelemeleri sırasında, Askeri Yargıtay 2 inci Dairesinin 13.3.1996 gün ve 1996/157-156,5 nci Dairenin 27.11.1996 gün ve 1996/746-741 sayılı kararları ile özetle dini inancın vuku bulan bir fiili suç olmaktan çıka, keza dini ve vicdanı sebeplerle yapılan veya yapılmayan hareketlerin Cezai ehliyete, tesirinin olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bütün bu açıklamalar karşısında:
I- Sanığa Nöbetçi Amiri tarafından verilen "Yemek duasını yaptır" şeklindeki emrin Askeri Hizmete ilişkin bir emir olduğu,
II-Sanığın bu emri yerine getiremeyeceğini söylemesi ve yerine getirmemesinin As. C.K.nında düzenlenmiş olan "Emre itaatsizlikte ısrar" suçum oluşturduğu,
Sonuç ve kanaatine varıldığından, Askeri Mahkemenin, Sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünü esastan bozan 5 inci Daire Kararında isabet görülmediğinden, Başsavcılığa yerinde görülen itirazının kabulüne ve Daire kurarının oyçokluğu ile kaldırılmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy