(353 S. K. m. 180)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, 353 Sayılı Kanunun 180/3 ncü Maddesinde 9.10.1996 gün ve 4191 Sayılı Kanunun 18 nci Maddesi ile yapılan ve "...hüküm fıkrasında Askeri Mahkeme Kuruluna dahil olanların ad ve soyadlarının tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerektiği..." yolundaki düzenlemeye aykırı olarak hüküm fıkrasında kurula dahil olanların ad ve soyadlarının açıkça yazılmaması halinde bu hususun hükmün usulden bozulmasını gerektirir mahiyette bozma sebebi sayılıp sayılamayacağına ilişkindir.
Yapılan incelemede;
353 Sayılı Kanunun "Hüküm Fıkrası" başlığı altında düzenlenen ve "Hüküm fıkrası oturumun tarihini ve bu oturumda bulunan Askeri Mahkeme Kuruluna dahil olanların ve Askeri Savcı ile Tutanak Katibinin ad ve soyadlarını gösterir" hükmünü içeren 180 nci Maddenin 3 ncü fıkrası, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun "Hükmün esbabı mucibesi ve hüküm fıkrasının ihtiva edeceği noktalar" başlıklı ve "Hüküm fıkrası, celsenin tarihini ve bu celsede hazır bulunan hakimlerin ve Cumhuriyet müddeiumumisinin ve zabıt katiplerinin adını ihtiva eder" şeklindeki 268 nci maddesinin Dördüncü fıkrasının pareleli olup, 353 Sayılı Kanunun 180 nci maddesinin 3 ncü fıkrası düzenlenirken CMUK. nun 268 nci Maddesinin 4 ncü fıkrasının aynen alındığı anlaşılmaktadır. CMUK. nun 3206 Sayılı Kanunla değişiklikten önceki 268 nci Maddesinde hüküm fıkrasında hükme katılan hakimlerin, Cumhuriyet Müddeiumumisinin (Savcının) ve Zabıt katiplerinin adlarının yazılacağı açıkça belirtilmesine rağmen, Maddede 1985 yılında 3206 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle duruşma tutanağına ve onun ispat kuvvetine önem verildiği için. bu hususlar madde metninden çıkarılmıştır. CMUK. nun şu anda yürürlükte olan 268 nci Maddesinin 4 ncü fıkrasında (Hüküm fıkrasına hükme katılan hakimlerin, Cumhuriyet Savcısının ve Tutanak Katibinin isimlerinin yazılacağı) şeklinde bir düzenleme bulunmamakta, sadece "Hüküm fıkrasında; 253 ncü Maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığının tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir" hükmü bulunmakta, yargılamayı yapıp hükmü veren Hakimin veya Hakimler Kurulunun, C.Savcısının ve Zabıt Katibinin ismi duruşma tutanağının başlığında (Duruşma tutanağının baş kısmında) yazılarak kurulun kimlerden oluştuğu belirtilmektedir.
9.11.1996 gün ve 4191 Sayılı Kanunla 353 Sayılı Kanunun 180/3 ncü Maddesi hükmü, CMUK. nun 268/4 ncü Maddesi metnine paralel olarak değiştirilmiş ve "Hüküm fıkrasında; 162 nci maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin ve verilen cezanın nevi ile süresi ve miktarının, kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığının, oturumun tarihinin ve bu oturumda bulunan Askeri Mahkeme Kuruluna dahil olanların ve Askeri Savcı ile Tutanak Katibinin ad ve soyadlarının tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir" biçiminde yasalaşmış, "...oturumun tarihinin, oturumda bulunan Askeri Mahkeme Kuruluna dahil olanların ve Askeri Savcının, Tutanak Katibinin ad ve soyadlarının..." ibaresi 180 nci Maddenin üçüncü fıkrasında muhafaza edilmiştir. Böylece yeni metinde, hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde ibaresine ağırlık verilerek Kurula katılanların kimliği konusunda kuşkuya imkan bırakılmaması arzulanmıştır.
Kurulumuzda yapılan tartışmada doğru olanın kurula katılanların adlarının hüküm fıkrasına yazılması olduğu, duruşma tutanağının başında kurula katılanların adlarına yer verilmekle yetinilmesinin usule aykırı olduğu kabul edilmiş, ancak; duruşma tutanağının baş kısmında kurulu oluşturanların adlarının açıkça yazılı olması nedeniyle bir tereddüdün bulunmadığı hallerde, bu hususun bozma nedeni yapılıp yapılamayacağı tartışılmıştır.
Gerek mehaz alınan Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda, gerek CMUK ve gerekse 353 Sayılı Kanununda kanuna "Mutlak Muhalefet Halleri" ile "Nisbi Muhalefet Halleri" ayırımının yapıldığı, mutlak muhalefet halleri olarak gösterilen nedenler söz konusu olduğunda, bunların mutlaka bozma nedeni sayılması, bunlar dışında kalan nisbi muhalefet nedeni olarak adlandırılan kanuna aykırılıkların ancak, hükme etkili olduklarında bozma nedeni yapılması, hükme etkili olmayan hataların ise bozma nedeni yapılmaması, esası benimsenmiştir. Nitekim; 353 Sayılı Kanunun 207 nci ve CMUK. nun 308 nci maddesinde mutlak bozma nedenleri açıkça gösterilirken 353 Sayılı Kanunun 222 nci ve CMUK. nun 320 nci maddelerinde hükme etkili yanlışların gözönünde bulundurulacağı belirtilmektedir. Bu görüş gerek Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu (20.5.1957 E.1953/5, K. 1957/13), gerekse Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu (15.1.1969, E. 1969/1, K. 1969/2)' nun kararlarında açıkça vurgulanmış ve mutlak muhalefet nedenlerinin söz konusu olmadığı kanuna aykırılık hallerinde, ancak hükme etkili oldukları takdirde bunların bozma nedeni yapılabileceklerini içtihat etmişlerdir.
Bütün bu açıklamalar ve Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun konu ile ilgili 9.12.1999 gün ve 1999/237-217 sayılı kararı karşısında; İtiraza konu olan inceleme konusu olayda, hüküm fıkrasının 353 Sayılı Kanunun 4191 Sayılı Kanunla değişik 180/3 ncü maddesi hükmüne uygun şekilde kurulmadığı anlaşılmakta ise de, duruşma tutanağının başında mahkeme kuruluna katılanların kimliği veya kimlikleri açıkça yazılmış olduğundan, bu konuda bir tereddüt (Duraksama) bulunmadığı, Kanundaki düzenlemeye aykırı olduğu kabul edilen bu hususun "Hükmün özüne ve esasa etkili bir usule aykırılık" mahiyetinde olmadığı, buna göre de yasaya aykırı olan bu hususun bozma sebebi sayılmasının isabetli görülmediği sonuç ve kanaatine varıldığından, As. Yargıtay Başsavcılığının yerinde görülen itiraz sebeplerinin kabulü ile Askeri Yargıtay 5 nci Dairesinin usulden bozma kararının oyçokluğu ile (14/1) kaldırılmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy