(1632 S. K. m. 95)
Sanık emekli Kur. Yb. Y.Y.'ın Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL'e hitaben yazıp postaya verdiği mektubunda; T.S.K.de ürkütücü boyutta alevi kadrolaşmanın bulunduğunu, bu konunun kendisine intikal ettiğini bir vatandaş olarak devletin başı olması hasebiyle bilgi arz etmeyi amaçladığını, Sn.Org. Hüseyin KIVRIKOĞLU na Kıbrıs'ta düzenlenen Suikastın Allah'ın lütfü ile atlatıldığını, Sn. Çevik BİR'in Genelkurmay Başkanı olması için ya Sn. Hüseyin KIVRIKOGLU'nun ortadan kaldırılacağını ya da Sn. Genelkurmay Başkanının görev süresinin bir yıl uzatılacağını, millet olarak duamızın her iki teşebbüsünde başarısızlıkla sonuçlanması olduğunu, özellikle ikinci teşebbüsün kendilerinin katkısını gerektirdiğini, bu senaryonun engellenmesini istediğini ayrıca GATA, Okullar Dairesi Bşk.lığı. Tayin Daireleri gibi yerlerdeki alevi kadrolaşmanın incelenebileceğini hatta Cumhurbaşkanı yaveri olan Alb. Rehanın da alevi olduğunu, güzel Türkiyemizin Suriye olmamasını temenni ettiğini açıkladığı belirlenmektedir.
Söz konusu mektubun Cumhurbaşkanlığı genel evrak ve arşiv müdürlüğü kayıtlarına 11.3.1998 tarihinde girdiği, 12.3.1998 tarihinde de müracaat ve şikayetleri inceleme müdürlüğüne ulaştığı, Genel Sekreter Yardımcısı tarafından 16.3.1998 tarihinde Genelkurmay Genel Sekreteri Tümg. Erol ÖZKASNAK'ın aranarak mektubun mahiyeti açıklanarak faksla gönderildiği bilahare Genelkurmay Başkanlığınca şifahen söz konusu mektup aslının istenmesi üzerine de mektup aslının zarfı ile birlikte gönderildiği ve bu arada mektup içeriği hakkında Cumhurbaşkanına da şifahi bilgi sunulmuş olduğu dosya içeriği belgelerin incelenmesinden anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan aşamalardan açıkça belirlendiği üzere; Askeri Yargıtay Başsavcılığı ile Daire arasındaki anlaşmazlığın "aleniyet" unsurunun dava konusu olayda mevcut bulunup bulunmadığına ilişkin bulunduğu anlaşılmakla birlikle; Dairece mevcut mektup içeriğindeki ibarelerin tahkir ve tezyif niteliği taşıyıp taşımadığı hususunda herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın ve bu konuda olumlu veya olumsuz bir görüş ortaya konulmaksızın, özellikle mektubun yazıldığı kişi ile olayın soruşturmaya konu oluş şekli irdelenmek suretiyle "aleniyet" unsurunun oluşmadığı sonucuna varıldığı halde:
Başsavcılık itiraz tebliğnamesinde; yazılan mektup içeriğindeki ibarelerin incelenmesi öncelikle değerlendirilmeye alınmak ve mektup içeriğindeki beyanların tahlili sonucu As. CK.nun 95/4 maddesinde yer alan tehlikenin sanığın fiili ile zedelendiği ve gerçekleştiği dolayısıyla bu durumda aleniyetin bulunmadığından bahsedilemeyeceği kabul edilmek suretiyle bahis konusu itirazın yapıldığı anlaşılmaktadır.
Belirlenen bu durum karşısında; Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinde yapılan müzakere sırasında sanığın yazmış olduğu mektup içeriğinde tahkir ve tezyif niteliği unsurlarının oluşup oluşmadığı konusunda inceleme yapılmadığı için bu incelemenin öncelikle Dairece yapılması icap ettiği ve bu nedenle dosyanın daireye iadesinin gerekli olduğuna ileri süren üyelerin karşı oyları ve oyçokluğu ile "aleniyetin" suçun maddi unsuru olduğu Dairenin bu konudaki kararının itiraza atfen yönleri ile Daireler Kurulunca incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmasını takiben, inceleme konusu olaya dönüldüğünde;
Sanığın kaleme aldığı mektubu Cumhurbaşkanının bizzat şahsına gönderdiği, ancak Cumhurbaşkanına verilmeden önce, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevlileri tarafından açılarak ve Genelkurmay Genel Sekreteri Tümg. Erol ÖZKASKAK aranıp mektubun içeriği açıklanıp faksla bilgi verilmesini ve daha sonra aslının gönderilmesini takiben içeriği hakkında mektubun özel olarak yazıldığı Cumhurbaşkanına yalnızca şifahi bilgi verilmekle yetinildiği anlaşılmaktadır. Dosyada yer alan mektup ve zarfının incelenmesinden sanığın bu mektubu Cumhurbaşkanlığı makamına değil bizzat Cumhurbaşkanının şahsına gönderdiği açıkça belirlenmektedir. Makama gönderilen mektupların yetkililer tarafından açılarak işlem göreceği konusunda ise şüphe bulunmadığı; Ancak Cumhurbaşkanının adı ve soyadı açıkça yazılmak suretiyle gönderilen mektubun tamamen kendisinin ıttılaına hitap ettiği ve onun mahremiyet (gizlilik) alanı içerisinde kalmasını gerektirdiğinin kuşkusuz olduğu; Keza Cumhurbaşkanının adına gelen özel mektupları bizzat kendisinin açacağını, görevliler tarafından atılmamasını talep etmesinin açıklayacağı iradesine bağlı olduğu da açıktır. Böyle bir durumda ise gelen mektubu iptal etmesi, veya muhafaza etmesi, üçüncü bir ihtimal olarak yasal işlem yaptırması da Cumhurbaşkanının iradesi sonucu gerçekleşmesi gereken sonuçlar olması gerekmektedir. Oysa olayda ise sanık tarafından Cumhurbaşkanının şahsına yazılan mektup Genel sekreterlik görevlileri tarafından açılmış, önceden Cumhurbaşkanına bilgi verilmeden aslı Genelkurmaya gönderilmek suretiyle bir anlamda gizlilik ilkesi ihlal edilmiş bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkeme ve Askeri Yargıtay Başsavcılığınca emsal gösterilen Askeri Yargıtay 3.D.30.1.1996 gün ve 1996-63 -62, Drl. Krl.27.6.1996 gün ve 1996/105-104 sayılı kararlarındaki sanık tarafından kaleme alınıp gönderilen mektubun Cumhurbaşkanı, Başbakan, Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları gibi çok sayıda Üst düzey yöneticiye gönderilmiş olduğu anlaşıldığından aleniyet unsurunun mevcut olduğuna ilişkin bu kararlardaki olayın inceleme konusu olayla bir benzerliği bulunmamaktadır. Keza Y.İçt. B.K.13.5.1942 gün ve 41/13 sayılı kararında da, resmi makamlara ita olunan istida ve arzuhaller birkaç Daireye havale edilmesi sebebiyle münderecatına birkaç kişi muttali olduğundan aleniyet unsurunun gerçeklediği kabul edilmiş olmakla beraber istida ve arzuhaller birden çok makama havale edilmiş bulunduğundan aynı şekilde inceleme konusu olayla bir benzerlik tanımamakta dolayısıyla emsal gösterilmelerinde de isabet bulunmamaktadır. Aksine Yargıtay 9.C.D.nin 11.2.1983 gün ve 123/236 sayılı kararında, dava konusu suçun Cumhurbaşkanının sahsına yazılmış özel mektupla işlendiği kabul ve anlaşıldığına göre... aleniyet unsurunun ne suretle mevcut olduğunun gerekçesiyle açıklanmamasının yasaya aykırı olduğuna değinildiği ve doktriner görüşlerinde bu doğrultuda olduğu belirlenmektedir.
Bu itibarla sanığın yazıp Cumhurbaşkanının şahsına gönderdiği mektubunun bizzat Cumhurbaşkanı tarafından açılarak okunacağını amaçlayıp, varsaydığı oluşa göre ise mektubun Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevlileri tarafından açılarak Cumhurbaşkanına bilgi dahi verilmeksizin Genelkurmay Başkanlığına gönderilmesi ve bu suretle aleniyet sağlanması şeklindeki oluşumların sanığın iradesi dışında geliştiği açık olup bu oluşumdan ise sanığı sorumlu tutmaya imkan bulunmadığı ve bu durum gizlilik ilkesinin ihlali olarak nitelendirildiğinden sonuç olarak dava konusu olayda aleniyet unsuru mevcut bulunmadığı gibi;
Askeri Yargıtay Başsavcılığının, sanığın emekli Kur. Yb. olması sebebiyle Cumhurbaşkanının şahsına yazılan mektupların görevliler tarafından açılacağını bilmesi gerektiğine ilişkin görüşüne de iştirak edilmemiştir. Zira bu görüş bir varsayıma dayanmakta ve ceza hukukunda genel ilkelerine aykırı bulunmaktadır. Kişilerin cezai sorumluluğu belirlenirken eğitim seviyelerinin, sosyal durumlarının göz önüne alınmaksızın uygulama yapılması da genel hukuk kuralıdır. Sonuç olarak oluşa ve delillere göre sanığa müsnet suçun "aleniyet" unsurunun oluşmaması nedeniyle, yerel Askeri Mahkemenin mahkumiyet hükmünü esasta bozan Askeri Yargıtay 4.D. 13.12.1998 gün ve 1998/797-832 sayılı kararına karşı Başsavcılıkça yapılan itirazın reddine oyçokluğu ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy