(765 S. K. m. 342)
Sanığın, dosya kapsamına göre sabit olan eylemi, görevi nedeniyle eline geçen Turgay KAP a ait yüksek okul diplomasındaki bilgilerden yararlanarak kendisi adına sahte ve noter onaylı "Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Lisans diploması" fotokopisi tanzim etmektir. Sanık daha sonra bu fotokopiyi silsileler yoluyla KKK. lığına gönderdiğinde, KKK. lığının (Dz.83) deki yazısına göre rutin olarak yapılan işlem gereği durumu Anadolu Üniversitesi Rektörlüğünden sorulmuş ve anılan belgenin sahte olduğu meydana çıkmıştır. Bu şekilde gerçekleşip sübuta eren maddi olayda, Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık suç vasfına ilişkin olduğundan evrakta sahtekarlık suçları irdelenmelidir.
Türk Ceza Kanunu, evrakta sahtekarlığı "Kamunun itimadına karşı işlenen bir suç" saymış, ancak kanunun 339 ve müteakip maddelerinde geçen "Evrak", "varaka", "vesika" sözcüklerinin bir tanımını yapmamıştır.
Doktrinde ve uygulamada varaka, "hukuki bir hüküm ifade eden ve bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazılar" şeklinde tanımlanmaktadır. Varaka, onları düzenleyen kişilerin sıfat ve görevlerine göre resmi veya hususi evrak niteliğinde olabilir. Şayet bir memur tarafından görevini yaptığı sırada ve görevi cümlesinden olmak üzere düzenlenmişse resmi evrak niteliğini iktisap eder.
Kanun koyucu, açık bir hüküm sevk edilmiş bulunan hallerde resmi varakaları, başlıca ispat kuvvetlerini gözönünde tutup, bunların bir bölümünü, sahteliği sabit oluncaya kadar ve diğer bir bölümünü de aksi sabit oluncaya kadar muteber diye iki grupta mütalaa etmiştir. Bu itibarla, kanunda ayrıca açıklama yapılmayan hallerde, resmi varakaları genel kural olarak, aksi sabit oluncaya kadar muteber saymak zorunluluğu vardır. Çünkü bir resmi varakanın sahteliğinin ispatı, aksini ispata nazaran daha güç olduğundan kanun koyucu bu hususta daha ağır ceza koymuş bulunmaktadır. Bu cümleden olarak HUMK. nun 295 nci maddesinde, mahkeme ilamları ile noterlikçe doğrudan doğruya düzenlenmiş senetlerin sahteliği sabit oluncaya, yetkili memurların usulüne göre düzenleyip onadıkları belgelerin de aksi gerçekleşinceye kadar kesin delil niteliği taşıdığı belirtilmiştir.
1512 sayılı Noterlik Kanununun 82 nci maddesinde; bu Kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemlerin resmi sayılacağı ifade edildikten sonra, Noterler tarafından, "Düzenleme" başlıklı ikinci bölüm hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemlerin sahteliği sabit oluncaya kadar; "onaylama" başlıklı üçüncü bölüm hükümlerine göre noter tarafından yapılan imza onaylaması işlemlerinin, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde olduğu ve hukuki işlemlerin içindekileri kapsamadığı, bu işlemlerde imza ve tarihin sahteliği sabit oluncaya kadar; bu hükümler dışında kalan noterlik işlemlerinin ise aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğu belirtilmiştir. Anılan Kanunun "örnek verme" başlıklı dördüncü bölümünde yer alan 96 ncı maddede ilgililerin getirdikleri her çeşit kağıdın tamamının veya bir kısmının örneğinin çıkarılmasını istediği takdirde noterin örnek vereceği, 98 nci maddede örneğin, fotokopi veya benzeri usullerle çıkarılabileceği öngörüldüğünden, bu bölümdeki işlemlerin Noterlik Kanununun 82/son maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli oldukları anlaşılmaktadır.
Ayrıca, kanun koyucu, resmi evrakın tasdikli suretinde yapılan sahtekarlığı aslında yapılan sahtekarlık kadar vahim saymamıştır. Çünkü aslın ibrazı daima istenebileceği ve kanuni istisnalar dışında bundan kaçınılmayacağı cihetle, suretin asla uygun olup olmadığı kontrol edilebilir ve sahtelik kolaylıkla ortaya çıkarılabilir. İşte bu düşünce ile, kanun koyucu suretlerde yapılan sahtekarlığı, asıllarda yapılana oranla daha hafif bir ceza ile cezalandırmayı uygun bulmuştur. Bununla beraber, resmi evrakın musaddak suretleri kanunen zayi olan asılları makamına kaim olmak lazım geldiği takdirde (TCK. nun 339/2) anılan suretler hakkındaki sahtekarlık asılda sahtekarlık sayılır.
Burada "asıl" ve "suret" kavramı üzerinde de durmak gerekir. Resmi evrakın aslı, resmi memur tarafından düzenlenen varakadır. Bu asıl, tek olabileceği gibi birden fazla nüsha da olabilir. 0 zaman bu nüshalar suret değil, asıl gibidirler. Suret asıl ile aynı zamanda yazılsa dahi (makinelerle aynı anda çıkarılan kopyalı suret gibi), bu hali ile resmi evrakın hukuki manada sureti değildir. Ancak, "musaddak surette" bu vasıf vardır. Teknik, yani hukuki manada suret; "resmi varakanın aslından" bu aslına tamamen ve kelimesi kelimesine uygun olarak çıkarılan ve alt kısmı yetkili memur tarafından tasdik edilen varakadır.
Resmi evrakta sahtekarlık suçları, sahte evrakın düzenlenmesi veya hakiki evrakta tahrifat yapılması ile oluşur. Bunun kullanılması şart olmadığı gibi, suçun oluşması için bir zarar doğması da şart değildir. İhtimali bir zarar yeterlidir. İhtimali zarar da tanzim veya tahrif ile birlikte meydana gelir. Zira, bu suretle resmi evraka atfedilen güven yapılan sahtekarlık suretiyle sarsılmış olmaktadır. Nitekim TCK. nun 339 ncu maddesinde de bu unsur "...umumi ve hususi bir zarar tevellüt edebilirse..." şeklinde belirtilmiş ve 343 ncü maddede de 339 ncu maddeye atıfta bulunularak aynı şart dolaylı olarak aranmıştır.
Resmi evrakta sahtekarlık suçlarında, tartışma konusu olan bir husus da okul diploma ve şehadetnameleridir. Bunların, evrakın aslı mı yoksa aslın özeti mi olduğu hususunda, bu davada görüldüğü gibi duraksamalar olabilmektedir.
Okul diplomaları, altıncı babın dördüncü faslında gösterilen şahadetnameler arasında sayılmadıkları için üçüncü fasılda öngörülen resmi evraktan sayılmaları gerekmektedir. Nitekim,Yargıtay'ın 11.11. 1936 tarih ve 20/29 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında bu şekilde karara varılmış, mektep şahadetname ve tasdiknamelerinin TCK.nun altıncı babının üçüncü faslındaki resmi evraktan oldukları kabul edilmiştir.
Askeri Mahkemece, Yargıtay C.G.K. nun 20.4.1989 tarih ve 6/105-165 sayılı diplomaların evrakın aslı olmadığı, aslın özeti olduğu şekildeki kararı esas alınarak ve bu karardan daha sonraki bir kararın bulunamadığı şeklindeki bir gerekçe ile yazılı şekilde hükme varılmış ise de; Yargıtay CGK. nun 27.9.1993 tarih ve 1993/197-209 ile 30.6.1998 tarih ve E. 1998/6-183, K. 1998/225 sayılı kararlarında "mektep şahadetname ve tasdiknamelerinin" resmi belgede sahtecilik olarak kabul edildiği ve 1998 yılında verilen kararda süreklilik gösteren yargısal kararların bu doğrultuda olduğunun vurgulandığı, diplomaların "asim özeti" olup olmadığı meselesinin de tartışıldığı ve bu görüşün azınlıkta kaldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle ve Daire ilamında da belirtildiği gibi; diplomaların, öğrenim dönemi bitirildiği zaman tanzim edilen ve yapıcı idari tasarruf niteliğinde olan resmi evrakın aslı olarak kabulü gerekmektedir.
Bu genel nitelikteki açıklamalar çerçevesinde somut olaya bakıldığında; sanığın, er Turgay KAP' ın askerlik yükümlülüğünü yedek subay olarak yapmak amacıyla birliğine gönderdiği tasdikli diploma fotokopisinden, kendi adına sahte bir diploma fotokopisi oluşturduğu ve bunu her nasılsa notere tasdik ettirdiği anlaşılmaktadır.
Resmi evraktan sayılan diplomanın sahih bir sureti tahrif edilerek oluşturulan ve noter tasdiki ile ikna ve iğfal kabiliyetini kazanan bu belgenin tanzim ve tasdik ettirilmesi sonucu TCK. nun 339 ve 342 nci maddelerinde öngörülen zarar olasılığı da gerçekleşmiş olmaktadır. Her ne kadar KKK. lığınca bu tür belgelerin rutin olarak ilgili kurumdan araştırıldığı ifade edilmekte ise de, sahte fotokopinin noterde aslına uygunluğunun tasdik edilmiş olması ile Noterlerce verilen örnek belgelere olan inanç zedelenmiş olmaktadır. Dolayısıyla burada sarsılan ve bozulan kamu güveni olduğundan zararın fiilen doğmamış olması önemli değildir. Kaldı ki, bir başka kuruluşun bu evraka itibar ederek işlem tesis etmesi de mümkündür. Bu nedenle, zarar ihtimalinin daima mevcut olduğu kabul edilmelidir.
Açıklanan nedenlerle, sanığın sübuta eren eyleminin TCK. nun 342/3 ncü maddesinde tanımlanan "aslın aynısı olan örnek" üzerinde sahtecilik suçunu oluşturduğu Noterlik Kanununun 82.maddesinde "örnek verme" işleminin "aksi sabit oluncaya kadar geçerli" işlemlerden olduğu belirtildiğinden bu maddenin dördüncü fıkrasının uygulama olanağının bulunmadığı sonucuna varılmış ve suç vasfı yönünden yasaya aykırı hükmün bozulmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy