(5816 S. K. m. 1)
İNCELEME KONUSU: Atatürkün hatırasına hakaret etmek suçundan sanık Dz.Kur.Bnb. Ö.F.Ö. hakkında tesis olunan mahkumiyet hükmünü bozan Askeri Yargıtay 5 nci Dairesinin kararına karşı Başsavcılık tarafından yapılan itirazın incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: Güney Deniz Saha K.lığı Askeri Savcılığının 1.4.1998 tarih ve 1998/623-191 sayılı iddianamesi ile;
"...TCGPEYK II. Komutanı olan sanık Dz.Kur.Kd.Bnb.Ö.F.Ö.'nin 24 Kasım 1997 tarihinde denetleme hazırlıklarını kontrol amacıyla Komutanlık birimlerini dolaştığı sırada saat 17.00'de İdari büroda Dz.Ütğm.Hasan TÜNAY ve Dz.Tğm.Nurettin SEVİ'nin bulunduğu sırada sanığın İd.Astsb. Yücel ARSLAN'ın alabanda üzerindeki köpüğe iğnelediği Atatürk'ün fotoğraflarını göstererek İd. Astsb. Yücel ARSLAN'a "Ne o Yücel Atatürk köşesi mi oluşturdun? " diye sorduğu İd.Astsb.Yücel ARSLAN'ın "Evet Komutanım" diye cevap vermesi üzerine sanığın bu kez "Yönergeye uygun mu? Astsubayım" dediği, İdAstsb.Yücel ARSLAN'ın "Yönergesi olup olmadığını bilmiyorum" demesi üzerine sanığın "daha büyük kellesini assaydın bari" dediği, İd Astsb.Yücel ARSLAN'ın "Erat'ı yetiştirmek için asmıştım" demesi üzerine sanığın "göz boyamaya gerek yok kimin Atatürkçü olduğunu biliyoruz. Çek listelerinde ne varsa onu koyalım. İllaki bir şey koyacaksan masanın üstüne bir Atatürk kellesi koyarsın, yoksa sana polis bürodakini vereyim" dediği, dosyada mevcut tanık beyanlarından anlaşılmıştır.
Sanığın Atatürk fotoğraflarından ve büstünden "Kelle" diye söz etmesinin Atatürk'ün manevi şahsiyetine hakaret niteliğinde olduğu böylece sanığın Atatürk'ün Hatırasına Alenen Hakaret suçunu işlediği anlaşılmakla sanık Dz.Kur.Kd.Bnb.Ö.F.Ö.'nin eylemine uyan 5816 Sayılı kanunun 1.maddesi uyarınca CEZALANDIRILMASI..." istemi ile kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: Güney Deniz saha K.lığı Askeri Mahkemesinin 2.6.1998 tarih ve 1998/531-294 sayılı kararı ile;
"...Dosyada mevcut iddia, savunma, tanık beyanları ve diğer yazılı delillerin birlikte değerlendirilmesinden şu sonuçlara varılmıştır.
I- Ceza Hukukumuzda, genel olarak, hakaret ve sövme; bir kimsenin namus veya şöhret veya vakar ve haysiyetine, sözle, yazıyla, işaretle vs. yolla taarruz edilmesi demektir. Hakaret'te mağdura onur kırıcı belli ve özel bir fiil isnat edilmesine rağmen, sövme'de böyle özel bir fiil isnat edilmeksizin, genel olarak şeref ve haysiyetine saldırı söz konusudur.(Gözübüyük, TCK. şerhi, Cilt IV, sf.530-533).
Bir söz veya hakaretin, bir kimsenin namus veya şöhret veya vakar ve haysiyetine taarruz teşkil edip etmediği nasıl belirlenecektir?
" Hakaretin ve sövmenin tahkiri tazammun edip etmediğini anlamak için örf ve adete, amme efkarına itibar etmekle beraber, tarafların içtimai mevkiine, fiilin işlenmesi sırasında mevcut ahval ve şeriate bakmak ve bütün bu esaslardan edinilecek kanaate nazaran hakaret veya sözün mağdurun şeref ve itibarını rencide edecek mahiyette olup olmadığını tespit eylemek lazım gelir." (ERMAN, Hakaret ve Sövme Cürümleri Sf.106).
II- Bu genel hatırlatmadan sonra, hakaret ve sövme ile ilgili özel bir suç tipini düzenleyen 5816 Sayılı Kanunun 1 nci maddesinin ilk fıkrası: Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmünü getirmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere, 5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanunun 1 nci maddesi TCK. ndaki hakaretlerle ilgili düzenlemelerden farklı olarak hakaret ve sövme ayırımı yapmamakta, ayrıca "ihtilat" unsurunu da aramamaktadır. Atatürkün hatırası, Onu temsil eden yazı, resim, heykel ve büstlerdir.
III- Dava konusu somut olayda, Sanık Dz.Kur.Kd.Bnb.Ö.F.Ö.'nin 24.11.1997 tarihinde TCG Peyk Gemisi idari bürosunda Atatürk'ü temsil eden yazı ve resimlere sinirlenerek "...daha büyük kellesini assaydın bari" ve "...iyi o zaman (masayı işaret ederek) buraya da kellesini koy" dediği; en az bir kez veya tanık Astsb.Yücel ARSLAN'ın anlatımlarına göre iki kez Atatürk'ün hatırasını temsil eden yazı ve resimleri işaret ederek ve Atatürk büstünü kastederek "kelle" dediği tanık ifadeleri ve sanığın örtülü ikrarı çerçevesinde sabit görülmüştür.
İdari büroda bulunan tanıklar Ütğm. Hasan TUNAY ve Tğm. Nurettin SEVİ Mahkememiz huzurundaki yeminli ifadelerinde, sanığın masa üzerini işaret ederek "daha büyük bir kellesini koyarsın", "iyi o zaman buraya da kellesini koy" dediğini beyan etmişlerdir. Esasen insan hafızasının günlük konuşmaları bir teyp bandı gibi kayıt etmediği ve sadece önemli gördüğü, kendisine farklı, çarpıcı ve şaşırtıcı gelen söz ve olayları depoladığı bilimsel bir gerçektir. Tanıkların tümünün kafasında yer eden, onlara şaşırtıcı ve çarpıcı gelen söz "KELLE" sözcüğüdür. Tanıkların tümünün ifadelerine göre, sanık Atatürk'ü temsil eden resim ve büstler için kelle sözcüğünü kullanmıştır. Sanığın kelle sözcüğüyle birlikte kullandığı diğer kelimeler yönünden tanık ifadeleri arasında ufak-tefek farklılıklar mevcutsa da, bu durum insan zihninin genel çalışma biçimine uygundur. Sanıkta huzurdaki ifadesinde, Yücel Astsb.ile konuşmaları esnasında iddianamede belirtilen, içinde "kelle" kelimesi geçen ifadeleri kızgınlıkla belki kullanmış olabileceğini, ancak bu ifadeleri kendisine yakıştırmadığını beyan etmiştir.
Dava konusu olayın geçtiği yer, gemide görevli herkesin rahatlıkla girip çıktığı, geminin bütün yazışmalarının yapıldığı olay anında da içinde üç görevlinin bulunduğu "aleni" bir mekan olan idari büro'dur. Suçun maddi unsurunun gerçekleştiği hususunda herhangi bir tereddüt mevcut değildir.
IV- Manevi unsur yönünden bakıldığında; Tanık Astsb.Yücel ARSLAN'a göre, sanık Bnb.olay anında, Atatürk'le ilgili resim ve yazılardan bahsederken, Adli Müşavire, Askeri Savcıya ve Askeri Mahkemeye verdiği ifadelerinin tümünde belirttiği üzere, "küçümseyici, alaycı, gülümser" bir tavır içerisindedir.
Diğer tanık Ütğm. Hasan TUNAY Askeri Mahkememiz huzurunda verdiği ifadede, olay anında sanığın ne tür bir tavır içerisinde olduğunu hatırlamadığını, pano dolayısıyla II.Komutanın (sanığın) Yücel Astsubay'ı muaheze ettiğini düşünerek, aldığı terbiye çerçevesinde başını önüne eğip kendi işiyle ilgilendiğini, sanıkla Astsubay arasında geçen olayı görmemeye çalıştığını beyan etmiştir.
Sanığın idari büroya girmesi veya başını içeri uzatmasıyla beraber, hemen panoya ve Atatürk resimlerine takıldığı ve Yücel Astsubay'ı kendi tarzıyla hem muaheze edip, hem de küçümsediği bir vakıadır. Sanığın dikkatini çeken, onu kızdıran ve kontrolsüz konuşmalar yapmasına sebep olan şey pano mu, yoksa Atatürk'le ilgili resim ve yazılar mıdır?
Bütün tanık anlatımlarına göre, beyaz köpük pano dava konusu olaydan yaklaşık 20-30 gün önce, Astsb. Yücel ARSLAN tarafından alabandaya asılmış, idari büro II. Komutana direkt bağlı görev yaptığından, II.Komutan müteaddit kereler idari büroya girmiş, ancak hiçbir olay çıkmamıştır. Çünkü panoda o sıralar Atatürk resmi asılı değildir. Atatürk resmi panoya asıldıktan 1-2 gün sonra dava konusu olay meydana gelmiştir. Bu gelişimden neyin sanık Binbaşı'yı sinirlendirdiği, hedefinin ne olduğu, açıkça anlaşılmaktadır.
Sanık savunmasında panoda asılı olan Atatürk resimlerinin buruşuk vaziyette, gazeteden koparılmış olduğu ilk bakışta anlaşılan resimler olduğunu iddia etmektedir. Askeri Mahkememizce dinlenilen tüm tanıklar ise resimlerde ilk bakışta göze çarpan bir olumsuzluğun bulunmadığını yırtık buruşuk bir durumun olmadığını beyan etmişlerdir.
Söz konusu resim ve yazı üzerinde (Dz.72) Askeri Mahkememiz heyetince yapılan incelemede resim ve yazıların kaliteli kağıda basılı, kenarları düzgün kesilmiş resimler olduğu tespit edilmiştir. Tanık Astsb. Yücel ARSLAN panoda olay günü bulunan 3 resimden 2 sini Mahkememize ibraz etmiş, diğer resmin ise Subay Ajandalarının baş kısmında yer alan Mareşal Üniformalı kuşe kağıda baskılı Atatürk resmi olduğunu beyan etmiştir. Sanığın ilgili savunmalarının doğru olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Sanığın olay sırasında sarf ettiği "kelle" kelimesi normal anlamıyla baş-kafa anlamına gelmekte, ancak halk arasında genellikle argo anlamıyla kullanılmaktadır. Yani kelle kelimesi, günlük kullanımda normal anlamını yitirmiş, sadece argo anlamıyla kullanılan bir sözcük haline gelmiştir. Bir insan başından söz ederken genellikle kelle kelimesi tercih edilmeyip, "baş" veya "kafa" sözcükleri kullanılmakta, bir hayvan başından söz ediliyorsa ancak kelle kelimesi normal baş anlamında kullanılabilmektedir. (Ör: kuzu kellesi) Bir insan başı için kelle kelimesi tercih edilmişse, bu ancak o insanı aşağılamak için, hafif alaycı tarzda söylenmiş bir sözdür (Örnek: Pişmiş kelle gibi sırıtıyordu).
Türkçe Argo sözlüğünde "kelle" sözcüğünün anlamı, "kafası çalışmayan salak kimse" ve "çok sarhoş kimse" olarak açıklanmaktadır (Ali Püsküllüoğlu-Türkçe'nin Argo Sözlüğü, Özgür Yayınları İstanbul 1996 sf.93).
Sanığın olay anında kullanmış olduğu kelimenin dilimizdeki kullanım alanı ve argo anlamı bu şekildedir. Kurmay Kıdemli Binbaşı rütbesine gelmiş bir şahsın, sarf etmiş olduğu sözcüğün anlamlarını ve dilimizdeki kullanım tarzlarını bilmiyor olması düşünülemez. Normalde bir Türk'ün Ülkesinin kurtarıcısı ve Devleti'nin kurucusu Büyük Önder Atatürk'ü temsil eden küçük heykelciklerden söz ederken "büst", "heykelcik" veya en azından "baş", "kafa" sözcüklerini kullanması gerekirken, sanığın tahkir amacıyla "kelle" sözcüğünü kullandığı kanaatine varılmıştır.
Askeri Mahkememiz huzurunda dinlenilen tanık ifadelerinden, sanığın günlük mesaide kontrollü, her ağzına geleni konuşmayan, her lafını ölçerek tartarak söyleyen bir subay olduğu, bir anlık bir sinirle kontrolsüz biçimde konuşmadığı anlaşılmaktadır. Ki, buradan da çıkan sonuç sanığın olay anında kasıtlı olarak (tahkir kastıyla), Atatürk büstü için kelle sözcüğünü kullandığıdır..."gerekçesi ile sanığın 5816 Sayılı Kanunun 1/1 maddesi gereğince takdiren bir yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK.nun 59/2, 647 S.K.nun 4 ve 6 ncı maddelerinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına, oybirliği ile karar verilmiştir.
TEMYİZ: Hüküm, sanık müdafii tarafından sübuta ve uygulamaya yönelik nedenlerle temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 9.11.1998 tarih ve 1998/3452 sayılı tebliğnamesi ile;
Toplanan delillere göre TCG PEYK II Komutanı olan sanığın 24.11.1997 günü denetleme hazırlıklarını kontrol amacıyla komutanlık birimlerini dolaştığı saat 17.00 sıralarında idari büroya geldiği, büro içinde Dz.Ütğm.Hasan TUNAY, Dz.Tğm.Nurettin SEVİ ile birlikte Dz.Astsb.Yücel ARSLAN'ın bulunduğu; bu esnada sanık ile Yücel ARSLAN'ın konuştukları anlaşılmaktadır.
Olay yerinde bulunan ve olayın doğrudan görgü tanığı olan tanıklardan Nurettin SEVİ yeminli ifadesinde (Dz.50,22), "...Yücel astsubaya hitaben "Astsubayım ben sana daha önce bunları kaldırmam söylememiş miydim, denetleme çek listelerinde bu var mı göz boyamaya gerek yok, biz kimin Atatürkçü olduğunu biliyoruz, illaki bir şey koyacaksan (masanın üzerini göstererek) daha büyük kellesini koy arsın...müstehzi tavrını ben görmedim.. Kendisi hemen olayın akabinde ağzından çıkan yanlış kelimenin farkına vararak "kelle" kelimesini değiştirip "polis bürodaki büstünü koysaydın..." şeklinde,
Tanık Hasan TUNAY yeminli ifadesinde (Dz.50,51,19,20) "...Yücel astsubayım göz boyamayı bırak, bu Atatürk resimlerini kaldır..göz boyamaya gerek yok benzeri sözler söylediğini bütün köşelerin çek listelerinde bulunmadığını düzeltiyorum talimatlarda bulunmadığını bunun yerine nizami resminin bulunduğunu beyan etti...Yücel astsubay.."Ben bu resimlerin hata olduğunu bilmiyordum Atatürk'ü seviyorum ayrıca emrimdeki askerlere de Atatürk sevgisini aşılamak istiyorum bunun için astım" benzeri sözler söyledi, bunun üzerine Fuat Bnb. "iyi o zaman buraya da kellesini koy " dedi. Bu konuşma üzerine odada soğuk bir hava esti, bir sessizlik oldu. Fuat Bnb."kelle" kelimesini hatalı kullanmış olduğunu düşünerek biraz duraksayıp sözlerine devam etti "iyi o zaman polis büroda büstü var, onu da al masana koy" dedi... müstehzi bir şekilde konuştuğunu hatırlamıyorum..."şeklinde ifade vermişler iken,
Tanık Yücel ARSLAN yeminli ifadesinde (Dz.49, 50, 17, 18) "...Bana hitaben alaycı ve gülümser bir tarzda "ne o Yücel Astsubayım Atatürk köşesi mi oluşturdun" dedi..."Evet II. Komutanım" dedim. Bunun üzerine Fuat Bnb. "Hangi yönergeye göre yaptın Yücel Astsubayım daha büyük bir kellesi yok muydu, polis bürodakilerden alsaydın" dedi (masayı işaret ederek) "Polis bürocularda var onu da getir buraya masaya koy" dedi. Konuşma esnasında II. Komutanın iki kez müstehzi tavırla "Kelle" lafını kullandığını hatırlıyorum... Bana hitaben son olarak "Yönergeye uygun resmini asarsın bunları derhal buradan kaldır" dedi... olayın hemen akabinde II. Komutanım idari büroyu terk etti... şeklinde ifadede bulunmuştur.
Yerel Mahkemece tanık Yücel ARSLAN'ın beyanına itibar edilerek sanığın küçümseyici, alaycı gülümser bir tavır içerisinde kelle sözünü bir ya da iki kez söylediği kabulü ile sonucuna varıldığı anlaşılmaktadır.
Ceza yargılamasında maddi hakikat arandığından; hakime gerçeği gösterecek her şey delil olabilir. Ancak gerçeğe ulaşmak ve hatadan sakınmak yollarını mantık gösterdiğinden hakim, ispat konusunda mantık kuralları ile bağlıdır. Bir başka anlatımla hakimin muhtevasını öğrendiği bir delilin değerlendirilmesinde serbest olması, onun o delilden istediği sonucu çıkarması anlamına gelmez, çıkarılan sonucun mantıki olması ve tecrübe kurallarına uygun olması da şarttır. Bununla beraber sübut delilleri tanık beyanlarından ibaretse ve birden fazla tanık beyanı mevcut olup bu beyanlar birbirileriyle çelişiyor; çelişki giderilmediği için sübut konusunda farklı sonuçlara ulaşılıyorsa yani beyanlardan hangisinin gerçeği yansıttığı konusunda kesin bir şey söylenemiyorsa; bu takdirde şüphe bulunduğunu ve sanığın lehine olan durumun varlığını kabul etmek gerekir. Tanıklığın temeli doğruluk ve samimilik olmasına rağmen tanıkların bazılarının kasten; bazılarının da hataya düşerek gerçeğe aykırı beyanda bulunabilecekleri gözden ırak tutulmamalıdır. Diğer taraftan her insanın aynı olayı yaşam tarzı; olaya bakış açısı ve hayat tecrübesine göre farklı bir şekilde algılayıp anlatması da mümkündür, dolayısı ile aynı olaya tanık dürüst insanların beyanları arasında dahi çelişki olabilir. Böyle bir durumda mahkemenin yapacağı şey, çelişkiyi gidermeye çalışmak, bu mümkün olmadığı takdirde hangi anlatımın hangi nedenle üstün tutulduğunu açıklamak ve üstün tutulan ifadelere itibar ederek hüküm kurmaktır. Bu nedenle kendi içinde ve birbirleri arasında tutarlı; nakise teşkil eden fiziki özelliklere dayanmayan; birbirini tamamlar ve doğrular nitelikte; dürüstlükleri hakkında kuşkular bulunmayan; samimi ve güvenilir bulunması gereken Tanıklar Hasan TUNAY ve Nurettin SEVİnin beyanları karşısında Tanık Yücel ARSLAN'ın beyanlarının gerçeği yansıttığı hususunda ihtiyatlı davranmak ve olayda kuşku bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bu halde;
Sanığın Yücel astsubaya hitaben "Göz boyamayı bırak denetleme çek listelerinde ve talimatlarda bu var mı, biz kimin Atatürkçü olduğunu biliyoruz, bu Atatürk resimlerini kaldır. Atatürk'ün nizami resmi var, illaki bir şey koyacaksan (masa üzerini göstererek) daha büyük kellesini koy" dedikten sonra ağzından çıkan yanlış kelimenin farkına vararak "polis büroda büstü var onu al masana koy" dediği bu esnada müstehzi ve alaycı bir tavır içinde olmadığı sonucuna ulaşılmalıdır. Oluşa göre sanığın argo anlamında bir söz sarf etmesi mümkün görülmediğinden söylenen sözün tasvip edilebilir bir yanı bulunmamakta ve seviyesiz bir anlatım tarzı taşıdığı anlaşılmakta ise de, küçük görmek tahkir etmek amacıyla sarf edilmediği, hakaret ve sövme kastı ile söylenmediği anlaşıldığından, sanığa yüklenilen suçun yasal unsurları itibarıyla sübuta ermemesine karşın yasaya aykırı olarak tesis edilen mahkumiyet hükmünün sübut yönünden bozulmasına karar verilmelidir.." şeklinde görüş bildirilmiştir.
DAİRE KARARI: Askeri Yargıtay 5 nci Dairesinin 18.11.1998 tarih ve 1998/745-741 sayılı ilamı ile;
" ...TCG PEYK II nci Komutanı olan sanık Dz.Kur.Bnb. Ö.F.Ö.'nin, ertesi günü yapılacak denetleme hazırlıklarını kontrol etmek üzere 24.11.1997 Günü sabahtan itibaren gemiyi dolaştığı, saat 17.00 sıralarında idari büroya geldiği, büroda idari Astsubay Kd.Çvş.Yücel ARSLAN ile birlikte Dz.Tğm. Nurettin SEVİ ve Dz.Kd.Ütğm. Hasan TUNAY'ın da bulunduğu, hep birlikte denetleme hazırlıkları yaptıkları, sanık Bnb.'nın kapıdan eğilerek içeriye baktığı, duvarda Alabandaya ilân panosu şeklinde asılı beyaz köpük panoya idari büro ile ilgili yazılar yanında iğnelenmiş değişik ebatlardaki Atatürk fotoğraflarını ve yazıları görerek "Yücel Astsubayım ben sana bunları kaldırmanı söylememiş miydim, göz boyamayı bırak, bu Atatürk resimlerini kaldır, biz kimin Atatürkçü olduğunu biliriz, denetleme çek listelerinde bu var mı, hangi yönergeye göre yaptın" gibi sözler söylediği, Astsubay Yücel ARSLAN'ın Atatürk'ü sevdiğini, bu resimlerin hatalı olduğunu bilmediğini, erlere Atatürk Sevgisini aşılamak istediğini, yönergeye uygun resmini çerçeveletip asacağını söylediği, bundan sonra sanık binbaşının "illâki bir şey koyacaksan (başıyla masanın üzerini göstererek) daha büyük kellesi'ni koysaydın" diye söz sarf ettiği, bunun üzerine odada bir soğukluk husule geldiği, bunu fark eden sanığın (iyi o zaman polis büroda büstü var onu koy) şeklinde düzeltemeye çalıştığı,
Tanık Astsubay Yücel ARSLAN'ın beyanına göre, sanık Bnb.nın bu konuşma sırasında Atatürk'ün resim ve büstü ile ilgili olarak iki defa (kelle) sözünü sarf ettiği, kullandığı (kelle) sözünü (büst) olarak değiştirmediği (D.50), Tanık Tğm. Nurettin SEVİ ile Ütğm.Hasan TUNAY'a göre ise, sanığın Kelle sözünü bir defa kullandığı ve etrafta bir soğukluk husule gelince büst olarak değiştirmeye çalıştığı anlaşılmaktadır (20,22) (5,7). Bir Astsubay ile iki subay yanında, Atatürk'ün fotoğraf veya büstünden en az bir kere (Kelle) diye söz etmek, Atatürk'ün hatırasına hakaret teşkil eden, O'nu küçük düşüren bir beyandır.
Sanığın bu beyanları üzerine, tanık Astsb. Yücel ARSLAN 2 gün sonra gemi Komutanı Kur.Yb.Bahri ERGEN'e giderek, kendisi ile özel olarak konuşmak istediğini beyanla durumu anlattığı, Gemi Komutanının bu hususta bir rapor yazmasını istediği, aldığı rapor üzerine Tğm. Nurettin SEVİ ve Utğm. Hasan TUNAY'ı da çağırıp dinlediği, bunlar da olayı doğrulayınca, bu iki subaydan da rapor istediği (26,3,17), verilen raporların komutanlığa intikal ettirilmesi üzerine (26) sanık hakkında 6 Şubat 1998 Tarihinde soruşturma açıldığı anlaşılmaktadır.
Sanığın da tevilen kabul ettiği üzere, Atatürk'ün büst veya fotoğrafından (Kelle) diye söz ettiği hususunda kuşku yoktur. Sanığın kültürü ve sosyal durumu itibariyle, Türk Ulusu için yüce bir moral değeri olan Atatürk'le ilgili olarak böyle bir sözün kullanılmasının hoş görülemeyeceği, bunun küçültücü bir anlam taşıyacağı kanısına varılmış ve Yerel mahkemenin suçun sübutu ile ilgili kabulünde ve gösterdiği gerekçelerde genel olarak isabetsizlik görülmemiştir..."gerekçesi ile suçun sübuta erdiği belirtildikten sonra mahkumiyet hükmünün uygulama yönünden bozulmasına OYÇOKLUĞU ile karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMESİ: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 5.1.1999 tarih ve 1998/3452 sayılı tebliğnamesi ile;ilk tebliğnamede ki gerekçelerle ve,
"...Sanık masayı işaret ederek "illaki bir şey koyacaksan o zaman buraya da kellesini koyarsın" şeklinde sarf ettiği sözden sonra; söylediği sözün doğru olmadığını; dilinin sürçtüğünü fark ederek sözlerinin devamında "polis büroda büstü var onu da masaya koy şeklinde düzeltme yapmıştır. Bu değiştirme; sözün istenmeden kullanıldığının, birden ağzından çıktığının ifadesidir. Sanık tüm gün denetleme hazırlıklarını kontrol etmesinden dolayı yorgun ve streslidir. Toplanan delillere nazaran denetleme stresi içerisinde bulunan ve Astsubay Yücel ARSLAN'ın kendisine göre talimatlara uygun davranmadığına kanaat getirerek ona sinirlenen sanığın hakaret (özel) kastı olmaksızın gelişigüzel ve bir anlık boşluk ile (kelle) sözcüğünü kullandığı, bunun farkına varınca da sözünü (büst) olarak düzeltme yoluna gittiği eylemin suç teşkil etmediği ve atılı suçun sübuta ermediği sonucuna ulaşılmalıdır..." görüşü ile Daire kararının kaldırılmasına ve hükmün esastan bozulmasına karar verilmesi istemi ile Daire Kararına süresi içerisinde itiraz edilmiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Aşamaları yukarıda geniş olarak açıklanan davada Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık sübuta ilişkin olduğundan sübut delilleri incelendiğinde;
Tanık beyanlarına ve sanığın tevilli ikrarlarına göre, maddi olayın sübutunda kuşku olmadığı ve sanığın en az bir kere bazı tanık ifadelerine göre de iki kere Atatürk'ün büstünü kastederek "kelle" sözcüğünü kullandığı anlaşılmaktadır.
Konuşmalara muhatap olan tanık Astsb. Yücel ARSLAN'ın, sanığın gülümseyerek ve alaycı bir tavırla anılan sözleri sarf ettiğini, tanık Tğm. Nurettin SEVİ'nin, sanığın müstehzi tavrını görmediğini, tanık Ütğm. Hasan TUNAY'ın ise, Askeri Savcı tarafından saptanan ifadesinde sözü söylerken sanığın alaycı bir tavrı olduğunu, huzurda saptanan ifadesinde de müstehzi mi ciddi mi olduğunu hatırlamadığını beyan ettikleri, ayrıca (Dz.72) de bulunan iki adet Atatürk fotoğrafının, sanığın savunmalarında belirttiği gibi gazeteden koparılmış, çirkin bir görüntü arz eden resimler niteliğinde olmadıkları görülmüştür. Tanık beyanları arasında esasta bir farklılık bulunmadığı ve sanığın, Türk Ulusu için yüce bir moral değer olan Atatürk hakkında hiç gereği yokken "kelle" sözcüğünü kullandığı anlaşılmıştır.
Askeri Mahkemece, mevcut deliller etraflı şekilde tartışılıp değerlendirilmiş ve unsurları da irdelenmek suretiyle suçun sübuta erdiği kabul edilmiştir. Dz.K.K.nda Kurmay Binbaşı rütbesinde bir subay olan sanığın, sosyal ve kültürel durumu, sözün kullanıldığı ortam, olayın oluşumu bir bütünlük içerisinde ele alınıp değerlendirildiğinde; Askeri Mahkemenin "kelle" sözcüğünün toplumumuzda genel olarak aşağılama amacıyla kullanıldığı ve sanığın da olayda bu sözü tahkir kastıyla kullandığı gerekçesi ile atılı suçun sübuta erdiğine ilişkin kabulünde ve hükmü sübut yönünden yerinde bulan Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmış, aksi düşünceye dayalı itirazın reddine oyçokluğu ile (12/3) karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy