(765 S. K. m. 45)
Dosya kapsamı itibariyle maddi olayın sübutunda kuşku olmayıp, Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık, sanıkların suç kastı ile hareket edip etmedikleri, görevli yargı yeri ve suç vasfı yönünden eksik soruşturma bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Dava konusu üç adet el bombasının sanık A.Ö.'a 3.1.1997 tarihinde, tabancanın ise 16.6.1997 tarihinde, karakol komutanı T. U. tarafından senetle teslim edildiği, sanığın bunları izinli olarak birliğinden ayrıldığında beraberinde götürdüğü, dolayısıyla tabanca ve el bombalarının sanığa zimmetli ve birlik envanterine kayıtlı olduğu hususlarında kuşku olmadığından sanığın bu eyleminin, cezai sorumluluğu yönünden değerlendirilmesi de askeri yargı organlarına ait
bir görevdir. Bu nedenle tebliğnamede yer alan göreve ilişkin itiraz nedeni kabule değer görülmemiştir.
Eylem, bu çerçevede değerlendirildiğinde; 17.6.1997 tarihinde izne ayrılan sanık Abdurrahim ile birlikte izine giden tanık Remzi AKGÜL' ün yeminli anlatımında "...Abdurrahim tabanca ve el bombasını karakol komutanından yol güvenliği amacıyla istedi. Komutan da Sanığa istediği tabanca ve el bombasını benim yanımda zimmetle verdi..." dediği anlaşılmaktadır. El bombaları daha önce sanığa senetle teslim edilmiş olduğundan tanığın ifadesindeki bu beyanı, karakol komutanı tarafından sanığa tabancanın zimmetlenmesi sırasında el bombalarım da götürmesine izin verildiği şeklinde anlamak gerekmektedir. Bu duruma göre; sanık Abdurrahim' in birlik envanterine kayıtlı ve üzerine zimmetli bir tabanca ve üç adet el bombasını OHAL bölgesinde yapacağı seyahati sırasında güvenlik amacıyla ve birlik komutanının izni ile yanında bulundurduğu hususunda kuşku olmadığından sanığın eyleminin emre itaatsizlikte ısrar veya As.C.K.nun 131 nci maddesinde tanımlanan suçlardan birisini oluşturmadığı açıktır. Mevzuat hükümleri incelendiğinde; 3466 Sayılı Uzman Jandarma Kanununun 28 nci maddesinde Uzman Jandarmalar "Uzman Jandarma Çvş. rütbesine nasbedildikten sonra görev başı eğitimini müteakip, bedeli karşılığında zati tabanca edinebilir ve zati tabancalarını sivil ve resmi elbise ile görevli olmadıkları zamanlarda da taşıyabilirler" hükmü yer aldığından Uzman Jandarmaların 6136 Sayılı Kanunun 7 nci maddesinde öngörülen "özel kanunlarına göre silah taşıma yetkisine sahip bulunanlar" kapsamında ve silah taşımaya yetkili oldukları sonucu çıkmaktadır. Zati tabanca ile komutan tarafından zimmetle verilmiş olan miri tabanca arasında fark bulunmadığından sanığın eylemi 6136 Sayılı Kanuna aykırılık teşkil etmemektedir. El bombasının görev dışında taşınmasına veya bulundurulmasına cevaz veren mevzuat hükmü bulunmamakta ise de; bölgenin özelliği, bulundurulan bomba adedinin sanığın savunmalarında ısrarla belirttiği ve dosya kapsamı delillerle de doğrulanan amacı aşacak miktarda olmaması ve bunların amirinin izni ile ve kendisine zimmetlenmiş olarak bulundurulması karşısında, T.CK. nun 264 ncü maddesinde tanımlanan suçun da manevi unsur yönünden oluşmadığı ve Dairece sanığın suç kastı ile hareket etmediği kabul edilerek hükmün sübut yönünden bozulmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dosyada mevcut delillere göre; sanık T. U.'ın belirtilen amaçla ve ilgiliye zimmetlemek suretiyle bir adet tabanca ve üç adet el bombasını vermesine engel teşkil edecek sarih bir düzenleme bulunmadığından sanık Abdurrahim için kabul edilen gerekçeler nazara alındığında sanık T.'ın da suç kastı ile hareket ettiğini kabul etmek mümkün değildir. Bu nedenle Başsavcılığın, hükmün eksik soruşturma yönünden bozulmasına ilişkin görüşü kabule değer bulunmamıştır (Oybirliği). (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy