(353 S. K. m. 217)
6 ncı Kor.K.lığı Askeri Mahkemesinin 20.5.1998 tarih ve 1998/457-254 sayılı kararı ile; sanığın izin tecavüzü suçundan As.C.K.nun 66/1-b, 73 ve T.C.K.nun 59 ncu maddeleri uyarınca beş ay hapis cezasıyla mahkumiyetine karar verildiği,
Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 22.12.1998 tarih ve 1998/871-867 sayılı kararı ile;
"...Sırf boşanma davasında sanığı hukuken temsile yetkili olan Av. Atıf ŞENEL'in, sanığın izin tecavüzü suçu ile ilgili ayrı bir vekaletnamesi ve sanığı temsil yetkisi bulunmadığından bu kararı sanık adına temyiz hakkı yoktur. O halde 353 Sayılı Yasanın değişik 217/1 nci maddesi uyarınca temyiz istemi reddedilmelidir..."gerekçesi ile temyiz isteminin reddine oybirliği ile karar verildiği,
Askeri Yargıtay Başsavcılığının 15.1.1999 tarih ve 1998/3971 sayılı tebliğnamesi ile;
Sanığın temyiz istemi bulunmadığından ve vekaletnamenin özelliği göz önüne alınarak sanık tarafından önceden verilmiş umumi vekaletname mevcut olup olmadığının araştırılması ve bundan sonra bir karar verilmesi gerekirken bunun yapılmayışının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğu belirtilerek Daire kararına süresi içerisinde itiraz edildiği, anlaşılmıştır.
Bu çerçevede yapılan incelemede; sanığın yargılama sürecinde müdafiinin bulunmadığı, yokluğunda verilen kararın 22.10.1998 tarihinde kendisine tebliğ edildiği, sanık vekili Av. Atıf ŞENEL'in hükmü 27.10.1998 tarihinde temyiz ettiği, başkaca temyiz, istemi bulunmadığı, (Dz.65)'deki vekaletnamenin boşanma davası ile ilgili ve özel vekaletname niteliğinde olduğu saptanmıştır. Bu duruma göre; yargılamanın hiçbir aşamasına katılmayan ve bu nedenle müdafi sıfatını kazanmayan Av. Atıf ŞENEL'in, anılan vekaletnamenin kapsamı dikkate alındığında bu davada sanığı temsile yetkili olmadığı anlaşıldığından Dairece, temyiz isteminin 353 Sayılı Yasanın 217/1 maddesi gereğince reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Temyiz mahkemelerinde işin esasına geçilmeden önce, temyizin süresi içerisinde yapılıp yapılmadığı ve temyiz edenin buna hakkı bulunup bulunmadığı yönlerinden yapılan ön incelemede, bu konularda dosyadaki bilgilere göre kuşku duyulmasını gerektirecek nedenlerin varlığı halinde gerekli araştırmanın yapılacağı açıktır. Ancak, bu davada böyle bir durum söz konusu değildir. Adı geçen avukata önceden verilmiş umumi bir vekaletnamenin mevcut olabileceği şeklindeki düşünce varsayımdan ibaret olup, bu şekildeki bir araştırmaya gitmeyi gerektirecek bir neden bulunmamaktadır. Bu nedenle Başsavcılığın itirazı kabule değer görülmemiş ve reddine oybirliği ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy