(765 S. K. m. 159)
Sanığın, Kara Şehitlerini Anma Törenine neden katılmadığı sorulduğunda şehitlere küfür ettiği hususunda kuşku bulunmamaktadır.
Sanığın sarf ettiği sözlerin tebliğnamede ve Daire kararında belirtildiği gibi, TCK. nun 159 ncu maddesinde tanımlanan Devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçunu oluşturmadığı açıktır.
Başsavcılığın gerek ilk tebliğnamesinde gerek itiraz tebliğnamesinde, bu sözlerin Türklüğü tahkir ve tezyif etmek suçunu oluşturduğu belirtilmekte ise de; TCK. nun 159 ncu maddesindeki "Türklük" ten maksat, Türk Milletini meydana getiren insani, ahlaki, dini, tarihi değerler ile milli dil, milli duygular ve milli geleneklerden meydana gelen milli manevi değerler bütünü olduğundan, bu manevi değerler bütününe saldırı halinde "Türklüğü" tahkir suçu oluşabilir.
Şehit sözcüğünün anlam ve olayın cereyan tarzı dikkate alındığında sanığın, sarf ettiği sözlerle "Türklük milli duygusunu" tahkir ve tezyif ettiğini kabul etmek kanunun lafzı ile ruhuna ve TCK. nun 159 ncu maddesinin vazediliş amacına aykırı olacaktır. Bu nedenle tebliğnamedeki düşünce kabule değer görülmemiştir.
Şehitlik gibi yüce bir manevi değere sözlü saldırı niteliğinde olan ve "Türk Yurdunu ve Anayasa ile ile tayin edilmiş Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumakla görevlendirilen ve bu uğurda sayısız şehitler veren TSK. lerinin hiçbir ferdi tarafından asla söylenmemesi gereken ve tasvibi mümkün olmayan bu sözlerin başka bir suç teşkil edip etmediği ayrıca tartışılmıştır. Bu bağlamda, TCK. nun 178 nci maddesinde tanımlanan suçun, bir ölünün naaş ve kemikleri hakkındaki eylemleri düzenlemesi nedeniyle uygulama olanağı bulunmadığı gibi, sanığın sözleri şehit olan belli bir kişiye yönelik olmayıp kara şehitlerini anma günü nedeniyle söylenmiş ve genel nitelikte olduğundan "ölmüş bir adamın hatırasına karşı" işlenen hakaret ve sövme suçlarında müteveffanın yakınlarına şikayette bulunmak hakkı tanıyan TCK. nun 488/2 nci maddesinin de uygulanmasının mümkün olmadığı ve bu konuda yasada boşluk bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu boşluğun yorum veya kıyas metotlarıyla doldurulmaya çalışılması, "kanunsuz suç ve ceza olmaz" kuralı ile bağdaşmayacağı cihetle sanığın sabit olan eylemi, ancak "disiplin tecavüzü" olarak nitelendirilebilecektir. Bu nedenle, hükmü bu gerekçe ile bozan Daire kararında bir isabetsizlik görülmemiş ve aksi düşünceye dayalı itirazın reddine oyçokluğu (14/1) ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy