(1632 S. K. m. 87)
Dava konusu maddi olayın sübutunda kuşku olmayıp, Daire ile Askeri Mahkeme arasındaki anlaşmazlık suçun sübutu yönünden eksik soruşturma bulunup bulunmadığı, dolayısıyla atılı suçun unsurları itibariyle oluşup oluşmadığına ilişkindir.
Bu konudaki değerlendirmeye geçilmeden önce, sanık müdafiinin usule ilişkin temyiz nedenleri incelendiğinde; Askeri Mahkemece, sanık hakkında muhtelif suçlardan yapılan yargılama sonucunda verilen hükümlerin temyiz incelemesini yapan Askeri Yargıtay 5 nci Dairesince, amire fiilen taarruz suçundan verilen mahkumiyet hükmünün onanmasına, emre itaatsizlikte ısrar ve amire hakaret suçlarından verilen hükümlerin bozulmalarına karar verilmesini müteakip yapılan yargılamada, 30.9.1998 tarihli oturumda tarafların bozmaya karşı diyecekleri saptandıktan sonra emre itaatsizlikte ısrar suçu yönünden bozmaya direnilmesine ve amire hakaret suçu yönünden ise uyulmasına karar verildiği ve duruşmaya sadece amire hakaret suçu ile ilgili olarak devam edilip aynı oturumda her iki suç yönünden sonuç kararların tesis edildiği anlaşıldığından ve bu uygulamada usule aykırılık bulunmadığından, sanık müdafiinin usule yönelik temyiz nedenleri kabule değer görülmemiştir.
Esas yönünden yapılan incelemede; öncelikle, sanığın görevli olduğu TCG. AB.36 gemisinin müstakil harekat yapabilen bir gemi olup olmadığı ve olay tarihinde müstakil harekat yapıp yapmadığı meselesinin halli gerekmektedir.
Direnme kararında belirtilen (Dz.11) deki yazıda, bu geminin Aksaz Liman Emniyet bağlısı olduğu belirtildiği gibi, sanığın (Dz.13,73) deki sorgularında ve Tğm. Serkan ÖZEL'in ifadesinde (Dz.38) bu geminin 11-22.8.1997 tarihleri arasında SAT Denizaltı müşterek eğitim faaliyetine diğer gemilerle birlikte iştirak ettiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla müstakil harekat halinde olmadığı açıktır.
Bu saptamadan sonra konuya İlişkin emir (Dz.57) incelendiğinde; gemilere sivil ziyaretçi alınması konusunda belli prensip ve esasların belirlendiği görülmektedir. Bu konudaki temel prensip, gemilere silahlı kuvvetler mensubu olmayan bayan veya erkek sivil ziyaretçi kabul edilmeyeceği şeklindedir. Bunun uygulanması sorumluluğu da birlik/gemi komutanlıkları ve nöbetçi heyetlerine verilmiştir. Uzak bölgelerden gelen personel yakınları ile görüşmede dahi görüşmelerin/ziyaretlerin gemi dışında yapılması emredilmiştir. Emrin, güvenlik, İKK tedbirleri ve disiplin amacı ile verildiği bellidir. Askeri hizmete ilişkin olduğunda kuşku bulunmayan böyle bir emrin muhatabının, sadece gemi komutanları ve nöbetçi heyetleri olduğu, gemi personelini bağlamadığını kabul etmek mümkün değildir. Böyle bir kabul, askerlik müessesesi ve onun temeli olan disiplin anlayışı ile bağdaşamaz. Bu nedenle, emrin bütün gemi personelinin, bu arada sanığın uymak zorunda olduğu bir hizmet emri olarak kabulü gerekmektedir.
Diğer yandan, emir sanığa tebliğ edilmiş olduğu gibi (Dz.56) sanık sorgu ve savunmalarında da gemiye ziyaretçi almanın yasak olduğunu bildiğini ifade etmektedir. Bu durumda, atılı suçun manevi unsur yönünden de oluştuğu hususunda kuşku bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, Askeri Mahkemece mevcut delillerin etraflı şekilde değerlendirilip tartışılmasından sonra edinilen vicdani kanaat doğrultusunda eksik soruşturma bulunmadığına ve atılı suçun sübuta erdiğine yönelik direnme gerekçeleri yerinde olduğu gibi, yapılan uygulamada da bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmış ve hükmün onanmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy