(765 S. K. m. 455)
Dosya içeriğine göre; suç tarihinde 12 numaralı kulübede nöbetçi olarak görevli olan sanığın, hamili bulunduğu 676282 seri numaralı G-3 piyade tüfeği ile kendisine "vur beni" diyen, birlikte içki içip yemek yediği arkadaşı Mu.Er Y.S.'u silahı üzerinde gerçekleştirdiği bir dizi hareketler sonucu ateş ederek öldürmesi şeklinde sonuçlanan maddi olayın sübutunda bir kuşku bulunmamaktadır.
Sanık sorgu ve savunmalarında; arkadaşını kasden öldürmediğini, buna herhangi bir nedenin bulunmadığını, olayın bir kaza olduğunu maktulün vur beni demesi üzerine, şaka amacıyla tüfeğin kurma kolunu çektiğini, ...böyle yapınca namlu ağzına mermi sürüldüğünün farkına varamadığını, keza emniyeti açarak tetiği çektiğini de fark edemediğini, ne olduğunu da anlayamadığını, bütün bunları şaka olsun diye ve maktulün vur beni demesi üzerine yaptığını beyan etmiştir.
Olay anında sanık ile maktul yanında bulunan ve olayı gören tek tanık Er E.Z. ve dinlenen diğer tüm tanıklar sanık ile maktul arasında hiçbir anlaşmazlığın bulunmadığını, olay sırasında da konuşulan hususların "kasten öldürmeyi" gerektirecek nitelikte bulunmadığını ifade etmişlerdir. Nitekim canının sıkıldığını ve bira içmeyi teklif eden maktulün talebi aynı şekilde canının sıkıldığını açıklayan sanık ve tanık tarafından da uygun karşılanmış, birlikte bira içilmiş sohbet edilmiş ve bir ara başını ellerinin arasına alıp iki üç dakika düşünceye dalan ve sonra başını sanığa doğru kaldırarak "vur beni" sözlerini sarf etmiş bulunan maktulün, evvelce topluca yapılan sohbetlerde de sürekli sıkıntı ve endişelerinden bahsettiği konuşulan diğer sohbet konularına ilgi göstermediği aynı tanık beyanlarıyla açıklığa kavuşmuştur.
Yerel Mahkemece; sanığın kasten öldürmek suçunu işlediği kabul edilerek tecziye edilmesine karşın, Dairece; sanığın maktulü tedbirsizlik, dikkatsizlik sonucu öldürdüğü kabul edilerek hükmün suç vasfından dolayı bozulmasına karar verilmiş, yerel mahkeme hükmünün onanmasını talep eden Askeri Yargıtay Başsavcılığınca da bu karara itiraz edilmiştir. Dolayısıyla Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlığın suç vasfına ilişkin bulunduğu görülmektedir.
Bu itibarla uyuşmazlığın çözümü için öncelikle sanığın kastını belirlemek gerekmektedir. Kanunumuza göre, öldürme sonucunu doğuracak hareketler iradi olarak yapılsa dahi şayet sonuç istenmemişse kast'tan değil, taksirin varlığını kabul etmek gerekmektedir. Dosyada sanığın savunmalarının aksini ortaya koyan ve arkadaşını bilerek ve isteyerek öldürdüğünü gösteren kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmamaktadır. Bilakis sanık silahı üzerinde gerçekleştirdiği hareketler sırasında şarjörünü çıkarıp yere atmakla sonucu iradi olarak istemediğini açıkça ortaya koymuştur. Nitekim itiraz tebliğnamesinde dahi, "...sanığın mermilerin silahtan çıkarılması tedbirini almak istediği, şarjörünü çıkartmış olduğu halde; doldur-boşalt yaptığı esnada, namlu ağzına sürülen mermiyi unutarak bunda başarılı olamamıştır denilerek tedbirsizliğin mevcudiyeti tarif edildiği halde, sonuçta bu davranışının neticenin istenmediğini gösteren etkili bir tedbir niteliğinde görülmemesi gerektiği vurgulanmışsa da; Esas kastı şaka yapmak olan sanığın evvelce G-3 piyade tüfeği ile atışlar yapmasına ve eğitimini almış olmasına rağmen, kurma kolunun çekilip bırakılması işleminin, şarjör çıkarılmadan öncemi yoksa sonramı yapılacağını bir an için şaşırması ve henüz
şarjörü çıkarmadan önce kurma kolunu çekip ve şarjörü yere atmış oluşu nedeniyle de namluda mermi olmadığı düşüncesiyle ve kasta yaklaşan yoğun tekasülü ile tetiğe basmış olduğunu kabul etmenin oluşa mevcut delillerin niteliğine daha uygun kabul tarzı olacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Keza olay sonrası birliğini terk ederek kaçan ve bir süre sonra kendiliğinden döndüğü anlaşılan sanığın bu davranışını, onun öldürme kastıyla hareket ettiğine dair yan delil olarak kabul etmek de mümkün görülmemiştir. Zira sanığın olaydan sonraki davranışları T.CK. nun 29 ncu maddesinde temel cezanın tayininde göz önünde tutulması gereken sebepler arasında sayılmıştır.
Bütün bu nedenlerle; Dairenin suç vasfına ilişkin kabulü yerinde ve dosyadaki kanıtlara uygun görüldüğünden, Başsavcılığın aksi düşünceye dayalı itirazının oyçokluğu ile reddi gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy