(1632 S. K. m. 66)
Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlığı, firar suçunda tutuklulukta geçirilen sürenin "kısmen infaz" sayılıp sayılmayacağı teşkil ettiğinden öncelikle bu konu genel olarak incelenmiştir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 23.12.1993 tarih ve 103-101, 1.10.1998 tarih ve 1998/127-123 ile 4.2.1999 tarih ve 1999/19-24 sayılı kararları ve Dairelerinin kararlılık gösteren içtihatlarına göre As. CK.nun 42 nci maddesinde yer alan ve uyuşmazlığa konu olan
"kısmen infaz" durumu, bizzat yasada yer almakta olup, İçtihatların kabul ettiği bir husus değildir, Anılan maddedeki bu düzenleme ile Askeri Ceza Kanunu, TCK.dan ayrılmıştır. Kanunda "kısmen infaz" ile neyin amaçlandığı açıklanmamakla beraber doktrinde (Prof.Dr. S. ERMAN Askeri Ceza Hukuku) ve içtihatlarda, bir mahkeme kararı ile oluşan ve cezaya mahsubu gereken tutukluluk suresinin kısmi infaz sayılacağı ve tekerrüre esas olacağı kabul edilmektedir.
TCK. nun 40/1 ve 353 sayılı kanunun 251/1 nci maddelerinde yer alan "Hükmün kesinleşmesinden önceki tutukluluk süresi, hükümlülük süresinden indirilir" ve 647 sayılı kanunun 19/3 ncü maddesindeki şartla salıvermede "hükümlünün tutuklu kaldığı günler de hesaba katılır" şeklindeki kurallar gereği, hükmün kesinleşmesinden sonra, önceki tutukluluk süresinin hükümlülük süresinden indirilerek hükmün kısmen veya tamamen infaz edilmiş sayılacağı açıktır. Buna rağmen, TCK. ile Askeri Ceza Kanunu arasında tekerrür yönünden bir fark olmadığını ve tutuklamanın, hüküm kesinleşmesinden sonra "kısmen infaz"' sayılamayacağını kabul etmek, yasanın açık hükmünü göz ardı etmek ya da yorum yoluyla kaide yaratmak olacaktır. Bu nedenle, Dairenin bozma ilamında görüş ve düşüncelerde yasal isabet bulunmadığı, tutuklulukta geçen sürenin kısmen infaz sayılacağı ve diğer yasal şartlarda gerçekleştiği takdirde tekerrüre esas olacağı sonucuna varılmıştır.
Bu genel nitelikteki açıklamalar çerçevesinde somut olaya bakıldığında;
Sanığın, 16.8.1996-8.5.1997 tarihleri arasında firar suçunu işlediği hususunda kuşku bulunmadığı, ancak yapılan incelemede:
Daha önce işlemiş olduğu 18.5.1994 tarihindeki firar suçundan sonra 17.10.1994 tarihinde kendiliğinden döndüğü ve 20.10.1994 tarihinde kapatıldığı nezarethaneden gardiyanların dalgınlığından faydalanarak kaçtığı ve 3.11.1994 tarihinde gıyaben tutuklandığı, çıkarılan gıyabi tutuklama müzekkeresinin 16.8.1995 tarihinde vicahiye çevrildiği ve hakkında firar ve nezarethaneden kaçmak suçlarından açılan kamu davalarının yargılaması sonucunda As. C.K.nun, 66/1-a, TCK.nun 59 ve As.C.K.nun 76/2, TCK.nun 59. maddeleri gereğince sonuç olarak on iki ay on beş gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 17.10.1994-21.10.1994 tarihleri arasında yolda ve nezarette, 16.8.1995-12.12.1995 tarihleri arasında tutuklulukta geçirdiği sürelerin mahkumiyet süresi mahsubuna karar verildiği (Dz.27), hükmün 2.5.1996 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Ancak, bu hükümde 3.11.1994 tarihinde verilen gıyabi tutuklama kararının firar suçundan mı, nezarethaneden kaçmak suçundan mı verildiği hususunda bir açıklık olmadığı ve dosyada bu konuda başkaca bilgi de bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu tespit karşısında sanığın, daha önceki firar suçundan tutuklanıp tutuklanmadığı ve dolayısıyla bu suça ilişkin hükmün kısmen infaz edilip edilmediği kuşkulu kaldığından, 3.11.1994 tarihli gıyabi tutuklama kararı ile buna istinaden çıkarılan gıyabi tutuklama müzekkeresinin hangi suç/suçlar nedeniyle verildiğinin açıklığa kavuşturulması bakımından hükmün eksik soruşturma yönünden bozulmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy