(1632 S. K. m. 66)
Dosya kapsamı itibariyle sanığın, 2.10.1998-29.10.1998 tarihleri arasında (26) gün süre ile iznini tecavüz ettiği hususunda kuşku yoktur. Ancak, sanığın, hazırlıkta alınan ifadesindeki (Dz.7) "sorunum vardı gelemedim", ve duruşmadaki (Dz.15) "eğitim merkezinde iken kız kardeşinin imam nikahlı kocasının sarılık hastası olduğunu öğrendiğini, izine gittiğinde hastaneye gitmesi gerektiğini, babasının kalp hastası olması nedeniyle götüremediğini, bu yüzden kendisinin Ankara'ya hastaneye götürdüğünü, sarılık kan kanserine çevirebileceği için kanının değişmesi gerektiğinden yanında kaldığını, eniştesinin kendisinden büyük abisi olmakla beraber araları iyi olmadığı için kardeşi ile ilgilenmediğini, sarılık hastalığının kendisine de bulaştığını" beyan etmesi nedeniyle, bu mazeret Askeri Mahkemece, araştırılmasına gerek görülmeden askerlik hizmetine tercih edilebilecek geçerli bir özür olarak kabul edilmediği halde, Dairece, yukarıda özetlenen gerekçelerle bu hususların araştırılması gerektiği nedeniyle hükmün noksan soruşturma yönünden bozulduğu, dolayısıyla Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlığın da buna yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
İzin tecavüzü suçlarında mazeret unsuruna yer verilmekle beraber, kapsamı belirlenmediğinden bunun takdiri, haklı ve mantıki nedenlere dayandırılması kaydıyla mahkemelere ait bulunmaktadır. Bu değerlendirmede, Askerlik hizmetinin Anayasal bir hak ve ödev olduğu dikkate alınarak bir yandan kamu yararı, diğer bir ifadeyle askerlik hizmetinin gerekleri ve ordunun disiplini, diğer yandan kişinin kendisi ve aile fertleri bakımından hakları ve ödevlerinin gözetilmesi ve makul bir denge kurulması gerekmektedir. Bu konuda, önceden genel ve kesin bir kıstas konulamamakla beraber "mazeretin, askerlik hizmetine tercih edilebilecek önem ve derecede olması" içtihatlarla benimsenmiştir.
Meseleye bu çerçevede bakıldığında;
Resmi nikah yapılmadan evlenmenin dini merasimini yaptıran erkek ve kadınların, bu eylemleri suç teşkil ettiği halde (T.C.K.nun 237), ülkemizde bazı yörelerde imam nikahı ile evlilikler yapıldığı, ancak Devletin de bu konu ile ilgili mücadeleyi çeşitli alanlarda sürdürdüğü bilinen bir husustur. Ayrıca, gayri resmi olması nedeniyle bu olgunun, sanıklar tarafından suçtan kurtulmak amacıyla kullanılması olasılığı da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, Askeri Yargıtay kararlarında, sadece mükelleflerin kendi eşleri için ve mahallinde yaptırılan etraflı araştırma sonucuna göre bu olgunun nadiren kabul edildiğine rastlanmaktadır. Bu bakımdan sanığın, kız kardeşinin imam nikahlı kocasını aile fertlerinden
biri ve hu kişinin rahatsızlığını sanık yönünden askerlik hizmetine tercih edilebilecek bir özür olarak kabul etmenin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca, bu rahatsızlığı eğitim merkezinde öğrendiğini beyan eden sanığın, yol dahil (14) gün izinli olması, izinde iken mazeretini bildirerek izninin uzatılmasını istememesi ve (26) günlük izin tecavüzü süresi birlikte değerlendirildiğinde de, belirttiği mazeretinin haklı ve geçerli bir mazeret olamayacağı açık olduğu gibi, sanığın kendisinin de sarılık hastası olduğuna dair beyanı soyut ve savunmaya yönelik bir beyan olduğundan Askeri Mahkemece, bu hususların araştırılmamış olması eksik soruşturma olarak görülmemiş ve itirazın kabulü ile aksi düşünceye dayalı Daire kararının kaldırılmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy