(1632 S. K. m. 66)
Askeri Mahkeme ile Daire arasında meydana gelen ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık sübuta ilişkindir.
Askeri Mahkeme, sanığın 7.2.1997 tarihinde gönderildiği izinden en geç 28.2.1997 tarihinde dönmesi gerekirken, 27.3.1997 tarihinde dönmesi şeklinde tezahür eden eyleminde, müsnet izin tecavüzü suçunun kast unsuru yönünden oluşmadığını kabul ederken. Askeri Yargıtay 2 nci Dairesi Askeri Savcının aleyhe temyizi üzerine yaptığı incelemede isnat edilen 28.2.1997-27.3.1997 tarihleri arasındaki izin tecavüzü suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğunu kabul etmektedir.
Dosyada mevcut delil durumuna göre, sanık Van-Tatvan/ Kuyaş' taki birliğinden 7.2.1997 tarihinde, yol süresi dahil olarak (20) gün süreyle İstanbul'daki adresine izine gönderilmiş, ancak sanık birliğine 27.3.1997 tarihinde kendiliğinden dönmüştür. Söz konusu izin, sanığın 1997 yılında kullandığı ilk izin olduğu için sanığa Van-İstanbul arası gidiş-dönüş için (6) günlük yol mehlinin tanınması halinde, sanığın 7.2.1997 tarihinde başlayan izninin Askeri Savcının temyizinde ileri sürdüğü gibi en geç 5.3.1997 tarihinde saat 24.00'te sona erdiği ve sanığın belirtilen bu tarihe kadar birliğine dönmesi gerekliğinde kuşku yoktur.
İhtilaf; sanığın İstanbul'da izinde iken buluştuğu, sanıkla aynı birlikte görevli Astsb. O.A.nın, sanığın maddi sorunlarını çözmek için, 27.2.1997 tarihinde sona eren izinden zamanında dönemeyeceğine ve izninin bir hatta daha uzatılmasına dair isteğini Bölük Astsubayı ile görüşerek hallettiğine, bir haftalık süreden sonrası için de, yine Astsb. O.A.'nın sanığa yardımcı olacağını söylemiş olmasının sanığın suç işleme kastını ortadan kaldırıp kaldırmayacağına yöneliktir.
Askeri Savcının temyiz layihasında ve Askeri Yargıtay 2 nci Dairesinin 30.12.1998 tarih ve 1998/929-925 sayılı bozma ilâmında belirtildiği üzere,
Dosyada yer alan izin bildirim çizelgesine ve sevk pusulasına göre, sanığın dava konusu işbu (20) günlük izinden önce 26.4.1996 tarihinde yol süresi dahil (10) gün dağıtım izni ile 11.10.1996-16.11.1996 tarihleri arasında (30 gün izin + 6 gün yol süresi) (36) gün izin kullandığı ve dolayısıyla sanığın son olarak 7.2.1997 tarihinde (20) gün süreyle izine gönderilmesinden sonra geriye kullanabileceği yasal izin hakkının kalmadığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar sanık suç tarihinden sonra henüz yargılama devam ederken, 20.8.1997 tarihinde tekrar (6) gün süreyle (yol süresi kadar) izine gönderildiği anlaşılmakta ise de; bunun müsned suçun sübutuna etkili olmayan bir tasarruf olduğu değerlendirilmiştir.
Askeri Savcının temyiz layihasında ve Askeri Yargıtay 2 nci Dairesinin 30.12.1998 tarih ve 1998/929-925 sayılı bozma ilâmında açıklandığı üzere, 1972 doğumlu ve mesleği polislik olan sanığın 28.2.1997 tarihi itibariyle toplam (66) gün izin kullandıktan sonra, izin hakkının kalmadığını bildiği halde veya sonradan verilen (6) günlük izin hakkı olduğu kabul edilse bile, bu süreden fazlası için, üstelik kendisine izin verme hak ve yetkisi olmadığını bildiği Astsb. O.A.'nın, izin tecavüzü olayını halledeceğine inandığı için, suç işleme kastının olmadığını kabul etmek mümkün değildir, sanığın daha başka yasal izin hakkı yoktur ki, Astsb O. A. sanığın bu izin tecavüzünde geçen sürelerini yasal izinden saydırma konusunda girişimde bulunsun, Astsb. O.A. sanığa yardımcı olacağını söylerken, sanık izin tecavüzü olayının meşru yollarla çözümlenemeyeceğini pekâlâ bilmektedir.
Tanık Bölük Astsubayı O.A.'nın, Astsb. O.A.'nın ve sanığın kendisine izin süresinin uzatılması konusunda bir şey söylemedikleri, Astsb. O.A. ve sanığın bu konudaki beyanlarının tamamının yalan olduğu yönündeki yeminli anlatımları ve izin tecavüzü süresinin bir aya yakın bir süre oluşu dikkate alındığında, sanığın usule uygun şekilde saptanan hazırlık ve duruşma ifadelerinden farklı olan yazılı anlatımlarının ve keza mahkemenin beraat hükmüne esas olan tanık Astsb. O.A.'nın ifadelerinin gerçeği yansıtmadığı, bu ifadelerin sanığı cezadan kurtarmaya yönelik ifadeler olduğu kabul edilmiştir.
Esasen izin tecavüzünde iken, işlediği izin tecavüzü suçunun yasal yollarla ortadan kaldırılmayacağını bildiği için kendisi gayrimeşru zeminde olan sanığın, kendisine yapılmış olan gayrimeşru vaatten dönülmesi veya vaadin yerine getirilememesi halinde hukuken korunamayacağı ve dolayısıyla sanığın dava konusu olayda suç işleme kastı ile hareket etmediği söylenemeyeceğinden, sanığın izin tecavüzü suçu tüm unsurlarıyla oluştuğu halde, yasal olmayan gerekçe ile sanığın beraatına hükmolunması isabetsiz bulunmuştur.
Diğer yandan, mahkemenin beraat hükmüne emsal olarak gösterdiği Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 3.11.1988 tarih ve 1988/ 132-131 sayılı ilâmına konu olan olayın, izin tecavüzünde bulunan sanık ere izin verme yetkisi ve görevi olan bölük komutanının sanığın iznini şifaen uzattığı ve görevini suiistimal ederek bölük çavuşlarına ve bölük yazıcısına verdiği emirlerle, izin tecavüzünde bulunan eri bölük yoklamasında mevcutmuş gibi gösterilmesini sağladığı, izin tecavüzünden dönen sanığa da ifadesinde, izinden zamanında döndüğünü söylemesini tembihlediği şeklinde gelişen bir olay olup, dava konusu olayla bir benzerliği yoktur Emsal alınan karardaki olayda, izin tecavüzünde bulunan sanık er, bölük komutanının şifai izni ile birliğine dönmediği halde, dava konusu işbu olaydaki sanık er, bölük komutanının veya bölük astsubayının haberleri dahi olmadan izin suresini kendiliğinden geçirmiştir. Bu husus dosyanın 4. dizisinde yer alan ve sanığın izinden dönmemesi üzerine akıbetinin araştırılması konusunda yazılan 11.3.1997 tarihli yazıdan da açıkça anlaşılmaktadır.
Bu itibarla Askeri Mahkemenin, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun söz konusu İçtihadını, beraat kararına esas alması uygun bulunmamıştır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy