(765 S. K. m. 452)
Başsavcılık ile Daire arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık suçun vasfına ilişkindir.
Başsavcılık; sanığın tuttuğu nöbet sırasında, dur ikazına uymayan müteveffanın terörist olduğunu zannederek kalça hizasında tuttuğu tüfekle bir el ateş etmek suretiyle (14) yaşındaki F.K.'nın ölümüne sebebiyet vermesi eyleminin dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme sebebiyet suçunu oluşturduğunu, bu görüşün kabul edilmemesi halinde, eylemin TCK.nun 49 ncu maddesi kapsamında olduğu düşünülerek sanık hakkında ceza verilmemesi gerektiğini ileri sürerken, Daire; sanığın silâh kullanma yetkisinin sınırını aşarak ve öldürme kastı olmaksızın gerçekleştirdiği bu eyleminin, Kanun ve selahiyettar makamının emrini icrada şartların ve zaruretin tayin ettiği hududun tecavüzü ile ve kastın aşılması suretiyle adam öldürmek suçunu oluşturduğunu kabul etmektedir.
Dosyada mevcut delil durumuna göre, sanığın Van İlinde Banka Lojmanları diye anılan Askerî Lojmanlarda 6.9.1998 tarihinde Saat 19.45 sıralarında güvenlik nöbeti tutarken iki kez tekrarladığı "Dur" ikazına cevap alamadığı için davranışlarından terörist olduğu ve kendisine veya nöbet mahalline yönelik silâhlı saldırıda bulunacağı (el bombası atacağı veya silâhla ateş edeceği) kanaatiyle kalça hizasında tuttuğu tüfeğini korku ve paniğe kapılarak bir el ateşlemek suretiyle müteveffa F.K.'nın ölümüne neden olduğu hiçbir şüphe ve tereddüte yer vermeyecek biçimde sabit olup, bu konuda bir ihtilâfın bulunmadığı görülmektedir.
Uyuşmazlığın konusu olan, eylemin hangi suça vücut verdiği meselesine gelince; Kurulda yapılan müzakere ve tartışma sonucunda, sanığın tüfeğini tam dolduruş durumuna getirip, tetiğini bir el çekmesi şeklinde gelişen tüm hareketleri iradi olarak gerçekleştirmiş olması nedeniyle, sanığın olaydaki fiilinin "Dikkatsizlik ve Tedbirsizlikle Ölüme Sebebiyet Vermek" suçunu oluşturmayacağı kabul edildikten sonra,
Sanığın sübut bulan eylemi; "Kanun ve selâhiyettar bir makamın veya zaruretin tayin ettiği sınırların aşılması suretiyle adam öldürmek suçu olarak (TCK.nun 448,50) veya "Kanunun ve selâhiyettar bir makamın veya zaruretin tayin ettiği sınırların ve kastın aşılması suretiyle adam öldürmek" suçu olarak (TCK:nun 452/1, 50) vasıflandırılsa veya İtiraz Tebliğnamesinde ileri sürüldüğü gibi "Kanunun bir hükmünü veya selâhiyettar bir merciiden verilip infazı vazifeden zaruri olan bir emrin icrası veya Meşru Müdafaa" (TCK.nun 49) olarak değerlendirilse dahi, her üç halde de söz konusu suçlar askerî bir suç olmadığı gibi askerî suça bağlı bir suç da olmadığından (Anayasa Mahkemesinin 11.3.2000 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 353 sayılı Yasanın "Askerî Mahkemelerde yargılamayı gerektiren ilginin kesilmesi" başlıklı 17 nci maddesinde 13.10.1996 Tarih ve 4191 sayılı Yasa ile yapılan değişikliğin iptal edilmesine ilişkin olan 1.7.1998 tarih ve 1996/74 Esas, 1998/45 Karar sayılı iptal kararı dikkate alınarak) hükmün görev yönünden bozulması düşünülmüş ise de, dosyadaki bilgi ve belgelerden 21.5.1998 tarihinde asker olduğu anlaşılan sanığın terhis olup olmadığı konusu kesin olarak saptanamadığı için, bu safhada hükmün görev yönünden bozulması cihetine gidilmemiş ve bu nedenle suç vasfıyla ilgili olarak sürdürülen müzakere ve oylama sonucunda;
Bölgenin olağanüstü hal bölgesi olması nedeniyle 25.10.1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 23 ncü ve 4.1.1961 tarih ve 211 sayılı TSK.Îç Hizmet Kanununun 87 nci maddeleri uyarınca silâh kullanma yetkisi olan sanığın, havaya ikaz atışı yapmadan doğrudan doğruya hedefe doğru ateş etmesi veya en azından müteveffayı ilk defa duvar dibinden başını kaldırıp tekrar duvar dibine çökerken gördüğünde havaya ateş etmek suretiyle uyarıda bulunma imkânı ve fırsatı varken bu yola gitmeden, müteveffanın; üzeri, iki buçuk metre yüksekliğinde tel örgülü olan duvar dibinden, ikinci kez ayağa kalkması üzerine silâhını yukarıda belirtilen biçimde ateşlemiş olması nedeniyle sanığın, anılan yasalarda öngörülen silâh kullanma yetkisinin sınırlarını aştığı kabul edilmiş;
Sanığın, müteveffayı önceden tanımaması, aralarında husumet bulunmaması, kalça hizasında tuttuğu silâhını nişan almadan, rastgele ve bir el ateş edip durması karşısında, sanığın olay sırasında müteveffayı öldürmek kastı ile hareket ettiği kesin biçimde söylenemeyeceği için eylemin "Kastın Aşılması Suretiyle Adam Öldürmek" suçuna vücut verdiği kabul edilmiştir.
Bu itibarla, Dairenin aynı yöndeki kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden, Başsavcılığın; eylemin dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçunu oluşturduğuna, bu görüşün kabul edilmemesi durumunda ise, TCK.nun 49 ncu maddesindeki şartların gerçekleşmiş olması nedeniyle eylemin cezai sorumluluğu gerektirmediğine ve bu sebeplerle Dairenin bozma ilâmının kaldırılmasına ilişkin olan itirazı yerinde bulunmamıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy