(1632 S. K. Ek m. 6)
Başsavcılık ile Daire arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun göreve ilişkindir.
Başsavcılık; sivil şahıs olan sanığın, asker kişi konumundaki Ordu Hemşiresi Ö.Ş.'ye karşı Görevli Memura Müessir Fiil ve Hakaret suçlarını işlediği iddiasıyla açılan kamu davasının tek hakimli Askeri Mahkemece görülmesi gerekmesine rağmen, davaya heyet halindeki Askeri Mahkemece bakılıp görevsizlik kararı verilmiş olmasında bozmayı gerektirir bir kanuna aykırılık bulunmadığını kabul ederken,
Daire; sanık hakkında açılan davanın, tek hakimli mahkemece görülmesi gereken bir dava olması sebebiyle, görevsizlik kararının heyet halindeki mahkemece verilmiş olmasının bozmayı gerekli kılan kanuna mutlak aykırılık olduğunu kabul etmektedir.
Yapılan İncelemede; Askeri Mahkemenin, Başsavcılığın ve Dairenin kabullerine ve Dosyada mevcut delil durumuna göre, sanığın sivil şahıs olduğu ve görev sırasında müessir fiilde ve hakarette bulunduğu iddia olunan Mağdure Ö.Ş.'nin TSK kurumlarından biri olan Ankara-GATA Hastanesi Üroloji ABD Kliniği kadrosunda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olarak görev yapan Ordu Hemşiresi olduğu, Mağdurenin bu konumu itibariyle 353 sayılı Yasanın 10/C maddesindeki açık hüküm karşısında Asker Kişi sayıldığı tartışmasızdır.
Tartışmalı olan konu, sivil şahısların askeri mahkemelerde yargılanmalarını öngören 353 sayılı Yasanın 11/B ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun Ek 6 ncı maddelerinde açıkça sayılan ve içinde işbu dava konusu suçların da yer aldığı suçların Asker Kişiye karşı işlenmesi halinde, askeri mahkemenin görevli olup olmadığıdır.
Görüleceği üzere, 353 sayılı Yasanın 11/B ve As. C.K.nun Ek-6 ncı maddesinde, sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanabilmeleri için, anılan maddelerde sayılan bu suçların Askere karşı işlenmesi koşulu getirilmiştir. 353 sayılı Yasanın 10 ncu maddesine göre 353 sayılı Yasanın uygulanmasında Asker Kişi sayılanların, 353 sayılı Yasanın 11/B ve As.C.K.nun Ek-6 ncı maddesinde belirtilen Asker kavramı içinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği konusuna gelince,
As. C.K.nun 22.3.2000 tarih ve 4551 sayılı Kanunla değiştirilen 3 ncü maddesinde yer alan "Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silâhlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan Devlet Memurlarının asker kişi sıfatları, 4.1.1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 115 nci maddesinde belirtilen yükümlülükleri ile sınırlıdır." şeklindeki âmir hüküm, konuyu kesin biçimde çözüme kavuşturmuştur. Yasanın bu hükmü karşısında, Hemşire Ö.Ş.'nin Asker Kişi sıfatı T.S.K.İç Hizmet Kanununun 115 nci maddesi ile sınırlı hale gelmiştir. Yani Türk Silâhlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında devlet memuru olarak çalışan Hemşire Ö.Ş.'nin Asker Kişi sıfatı ancak, emrinde çalıştığı askeri âmirlere karşı ast olmasından kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde veya âmir olarak görevli ise, maiyetindeki asker veya sivil personele verdiği askeri hizmetle ilgili emirlerin yerine getirilmemesi halinde söz konusu olabilecektir.
Somut olayda ise, böyle bir durum söz konusu olmadığından, sivil şahıs sanığın, asker kişi sıfatı dahi olmayan Hemşire Ö.Ş.'ye karşı işlediği iddia olunan Görevli Memura Müessir Fiil ve Hakaret suçlarının Askere karşı işlendiğinden söz edilemeyeceği ve dolayısıyla sanığın As. Mahkemede yargılanmasının mümkün olmadığı kabul edilmiştir.
Kaldı ki, Askeri Mahkemenin, As. CK. nun 3 ncü maddesinde yapılan bu değişiklikten önce mevcut ilgili yasa hükümlerini dikkate alarak yaptığı değerlendirme sonucu, Asker ve Asker Kişi kavramlarının farklı kavramlar olduğuna değindikten sonra, sivil şahısların hangi hallerde askeri mahkemelerde yargılanacaklarını öngören 353 sayılı Yasanın 1 l/B ve As. CK.nun Ek-6 ncı maddesindeki suçların Askere karşı değil de, Asker Kişiye karşı işlenmesi halinde Askeri Mahkemenin görevsiz olduğunu kabul ederek görevsizlik kararı tesis etmiş olması da, gösterilen haklı ve yasal gerekçe karşısında isabetli bulunmuştur.
Sanık hakkındaki yargılamada Adli Yargı yerinin görevli olduğuna ittifakla karar verildikten sonra, İddia konusu suçların üst haddi üç yıl hapsi geçmeyen suçlar olması nedeniyle, 353 sayılı Kanunun Ek-l/d maddesi uyarınca tek hâkimle görülmesi gereken işbu davada, tek hakimli Askeri Mahkeme yerine, heyet halindeki Askeri Mahkemenin görevsizlik kararı vermiş olması keyfiyetinin, bozma sebebi yapılıp yapılamayacağı meselesine gelince;
Yapılan müzakere sırasında, bir kısım üyeler tek hâkimle görülmesi gereken bir davanın heyet halinde görülüp sonuçlandırılmasının bozmayı gerekli kılan bir kanuna aykırılık olmadığını, 353 sayılı Kanuna 21.1.1981 tarih ve 2376 sayılı Yasa ile getirilen Ek 1 nci maddesindeki düzenlemenin, askeri mahkemelerin iş yükünü azaltmak ve davaların süratle sonuçlandırılmasını sağlamak amacıyla yapılmış iş bölümü olduğunu, bu düzenlemenin bilinen manadaki "Görev" konusuyla ilgili olmadığını ve dolayısıyla 353 sayılı Yasanın Ek-1 nci maddesine aykırılığın (tek hakimli davaya heyetle bakılmasının) görev uyuşmazlığı gibi çözümlenmesi gerekmediğini ve bunun sonucu olarak bu tarz bir kanuna aykırılığın bozma sebebi olarak kabul edilemeyeceğini, kaldı ki, görevli mahkemenin askeri mahkeme olmadığının anlaşılması halinde (derhal beraat, düşme veya duruşmanın tatili gibi öncelikle verilmesi gereken kararlarda olduğu gibi) askeri mahkemenin tek hakimli veya heyet
halinde olması gerekliğine bakılmaksızın görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gerekçeleriyle, Daire kararının kaldırılması gerektiği yönünde görüş bildirmişler;
Bir kısım üyeler ise, 353 sayılı Yasanın Ek-1 nci maddesindeki hükmün doğrudan doğruya görevle ilgili bir düzenleme olduğunu, bu hükme aykırılığın temyiz sebebi olacağını, görev uyuşmazlığı gibi değerlendirilmesi gerektiğini ve mutlak bozma sebebi oluşturacağını, ancak, itiraza konu olan davada, yukarıda açıklanan nedenlerle Askeri Mahkeme görevli olmayıp Adli Yargı yerinin görevli olması ve Askeri Yargı ile Adli Yargı arasındaki görev uyuşmazlığının, Tek Hakimli ve Heyetli Askeri Mahkemeler arasındaki görev uyuşmazlığına göre, öncelikle çözümlenmesi gereken, kamu düzeni ile doğrudan ilgili daha önemli bir uyuşmazlık olması nedeniyle, işin Askeri Mahkemenin yargı alanı içinde olmadığının görülmesinden sonra, artık hükmün, Askeri Mahkemenin tek hakimli olması gerektiği gerekçesiyle 353 sayılı Yasanın Ek-l/d maddesine aykırılıktan dolayı bozulmasının, davanın uzamasından başka pratik ve hukuki hiç bir yararının olmayacağı gerekçesiyle, Başsavcılık itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılması gerektiği yönünde görüş bildirmişlerdir.
Her iki görüş de, sonuçta, Askeri Mahkemenin tesis ettiği görevsizlik kararında bir isabetsizliğin bulunmadığı yönünde olduğundan Dairenin bozma kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
İtirazın göreve ilişkin olması, itiraz sonucu varılan kararın Askeri Mahkemenin görevli olmadığına dair olması ve görev konusunun, davanın her aşamasında (Daireler Kurulunda yapılan inceleme sırasında dahi) re'sen nazara alınması gereken mevaddan olması nedeniyle, Dairenin, bozma kararının kaldırılmasından sonra dosyanın tekrar Dairesine gönderilmesine gerek kalmadan yasaya uygun bulunan Askeri Mahkemenin görevsizlik kararının Daireler Kurulunca onanabileceği gerekçesiyle, Başsavcılığın; Dairenin bozma kararının kaldırılmasından sonra dosyanın; görevsizlik kararının, Adliye Mahkemeleri ile Askeri Mahkemeler arasındaki görev ayırımı yönünden temyizen incelenip bir karar verilmek üzere Dairesine gönderilmesi gerektiğine ilişkin görüşlerine iştirak olunmadığından, Askeri Mahkemenin görevsizlik hükmünün onanmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy