(765 S. K. m. 102)
Dosyadaki delillerden, sanığın 25.3.1986 tarihinde, Türkiye'nin Amman(Ürdün) Büyükelçiliğine başvurup, oturma ve çalışma belgelerini vererek, askere şevkinin Aralık 1988'e kadar ertelenmesini talep ettiği ve talebinin kabul edildiği, 4.2.1988 günü askerlik hizmetini dövizle yapmak için, yine; adı geçen Büyükelçiliğe resmen müracaat ettiği ve bu talebinin de kabul edildiği, dövizle askerlik için gerekli ödemeyi yapıp, 14.9.1998-14.11.1998 tarihleri arasında (2) ay askerlik yaparak terhis edildiği ve geçici terhis belgesi düzenlendiği, 16.1.1990 tarihinde geçici terhisinin onaylanıp kesinleştiği, daha sonra Milletvekili seçimine katılan sanığın, 20.10.1991 tarihinde 19 ncu dönem, 24.12.1995 tarihinde 20 nci dönem Bilecik Milletvekili olarak seçildiği, 31.3.1998 tarihinde askerlik durumu incelenen sanığın, M.S. B.lığınca dövizle askerlik hizmeti kapsamı dışına çıkarıldığı, 16.4.199% tarihînde M.S. B.lığınca sanık hakkında As. C.K.nun 81 nci maddesi gereğince soruşturma açılması için Eskişehir 1 nci Taktik Hava Kuvveti Komutanlığına yazı yazılıp suç duyurusunda bulunulduğu ve suçla ilgili belgelerin gönderildiği, 22.4.1998 tarihinde 1 nci Taktik Hava Kuvveti Komutanlığınca sanık hakkında soruşturma emri verilip soruşturma açıldığı, 18.5.1998 tarihinde 1 nci Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı Askerî Savcılığınca o tarihte Milletvekili olan ve Yasama Dokunulmazlığı bulunan sanığın, Yasama Dokunulmazlığının kaldırılması için düzenlenen Fezleke ile M.S.B.lığına başvurulduğu, 29.5.1998 tarihinde Askerî Savcılığın başvuru yazısının ve Fezleke'nin gereği için M.S.B.lığınca Başbakanlığa gönderildiği, Yüksek Seçim Kurulunun 16.3.1999 gün ve 1999/371 sayılı kararı ile sanığın Milletvekilliği Tutanağının iptaline karar verildiği, 14.3.1999 tarihinde müsnet suç ile ilgili olarak sanık sıfatı ile sorgusunun tespit olunduğu, 16.8.1999 tarihinde de Askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçundan hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmakta, esasen; açıklanan bu hususlarla ilgili olarak, Daire ile Başsavcılığın görüşleri arasında hiçbir farklılık bulunmamaktadır.
Askerî Ceza Kanunu'nda yer alan yoklama kaçağı, bakaya, saklı ve firar cürümleri dışındaki askerî cürümler hakkında, Türk Ceza Kanunu'ndaki zamanaşımı ile ilgili genel hükümler uygulanır (TCK Md. 10veAs.CK. Md 1,49).
Sanığa yüklenen askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçu, Askerî Ceza Kanunu'nun 81 nci maddesinde yer alan ve cezasının sınırı on yıl ağır hapis olan bir askerî cürümdür.(As.C.K. Md. 1)
Türk Ceza Kanunu'nun dava ve ceza zamanaşımıyla ilgili genel hükümleri, 102-118 nci maddelerinde düzenlenmiştir. 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38/2 nci maddesi uyarınca,, suç (dava) ve ceza zamanaşımı "Kanunilik İlkesi"ne tâbi kılınmıştır. Sanık, suçu işlediği sırada geçerli olan dava zamanaşımı süresinden daha fazla bir dava zamanaşımı süresine tâbi olamaz.
5.6.1987 gün ve 1987/1-1 sayılı Askerî Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da belirtildiği üzere; Türk Ceza Kanunu'nda, dava ve ceza zamanaşımı süreleri için "Mücerret Sistem" benimsenmiş ve dava zamanaşımı sürelerinin şahsî ve fiilî ağırlatıcı/hafifletici sebepler
nazara alınmaksızın; iki basamaklı (Mütefavit) cezalarda cezanın üst sınırına ... göre hesap edileceği kabul edilmiştir.
Bu durumda, cezasının üst sınırı on yıl ağır hapis olan Askerî Ceza Kanunu'nun 81/1 nci maddesindeki "Askerlikten Kurtulmak İçin Hile Yapmak" suçunun dava zamanaşımı, Türk Ceza Kanunu'nun 102/3 ncü maddesine göre (10) yıldır.
Dava zamanaşımı süresinin başlangıcı, Türk Ceza Kanunu'nun 102/3 ncü maddesine göre, suçun işlendiği tarih olan 4.2.1988'dir. On (10) yıllık dava zamanaşımı süresi 4.2.1998 tarihinde dolmuştur. On yıllık süre içerisinde dava zamanaşımı süresini kesen veya durduran hiç bir hukukî olay cereyan etmemiş ve işlem yapılmamıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin (Milletvekillerinin) "Yasama Sorumsuzluğu" ve "Yasama Dokunulmazlığı" ile ilgili 7.11.1982 gün ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası' nın 83 ncü maddesinin Üçüncü Fıkrasındaki "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçimden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez." şeklindeki hüküm sadece ceza zamanaşımı ile ilgili olup, dava zamanaşımını içermemektedir. Söz konusu hükmün içeriği, konuluş amacı, özellikle; Üçüncü Fıkra'nın (Üyelik süresince zamanaşımı işlemez) şeklindeki Son Cümlesinin noktalı virgülle (;) Fıkrada yer alması, Son Cümlenin Üçüncü Fıkraya ait olduğunun, yalnızca kesinleşmiş cezanın infazıyla ve ceza zamanaşımıyla ilgili bulunduğunun, dava zamanaşımını kapsamadığının kesin kanıtıdır (Yrd.Doç.Dr. Metin FEYZİOGLU' da, "Yasama Dokunulmazlığı" adlı makalesinde "... Anayasa' nın 83 ncü maddesinin Üçüncü Fıkrası üyelik süresince zamanaşımının işlemeyeceğini hükme bağlamıştır. Fıkra'da sözü edilen zamanaşımı "ceza zamanaşımı"dır. Ceza hükmünün infazının ertelenmesi ayrı bir fıkra hâlinde düzenlenmiştir ve zamanaşımının işlemeyeceği hükmü bu fıkrada yer almaktadır. Ayrıca, "üyelik süresince zamanaşımı işlemez" ibaresi ayrı bir cümle değildir, ceza hükmünün infazını erteleyen cümleye noktalı virgülle bağlanmıştır. Bu düzenleme şekli zamanaşımının dava zamanaşımını da içerecek şekilde geniş yorumlanmasını imkansız kılmaktadır. Anayasa'nın bu hükmünün kıyas yoluyla da dava zamanaşımına uygulanması mümkün değildir. Çünkü zamanaşımı maddî ceza hukukuna ait bir kavramdır ve kanunilik ilkesine tâbidir." diyerek aynı görüşü benimsemiştir. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi/Cilt: 42, 1991-1992, Sayı: 1-4, Sh. 32-33). 1924 ve 1961 tarihli Anayasalarda bu hükmün yazılış biçimi farklı olduğu gibi, son cümle noktalı virgülle Fıkraya bağlanmış değildir. 1924 Anayasası'nda bu konu tek fıkra halindedir (Md.17). 1961 Anayasası'nda ayrı fıkrada (Md.79/3) olmakla beraber noktalı virgülle Fıkra'ya bağlılığa işaret edilmemiştir. Ancak; yine ceza zamanaşımı ile ilgili Fıkra' nın son cümle-sidir. 1924 Anayasası'nda (Md.17) bu hüküm cezanın infazıyla ilgili cümleden sonra gelen son cümledir. Ayrıca; 1924 ve 1961 Tarihli Anayasalarımızda 1982 Anayasası' nın 38/2 nci maddesindeki gibi dava (suç) ve ceza zamanaşımının kanunilik ilkesine tâbi olduğuna dair bir hüküm de mevcut değildir. Açık yasa hükümleri karşısında yoruma, özellikle; aleyhe yoruma gidilemez. Dava ve ceza zamanaşımı sürelerini kesen ve durduran sebepler, Anayasa'nın 83, Türk Ceza Kanunu'nun 102, 104 ve 197, Askerî Ceza Kanunu'nun 49, 179, 186, 353 sayılı Askerî Yargılama Usulü Kanunu'nun 20, 192, 249, 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kanunu'nun 43 ncü maddelerinde yer almıştır. Bu maddeler dışında özel bir hüküm mevcut değildir. Milletvekilleri için genel ilkelerin aksine, aleyhlerine yorum ve uygulama yapmak "Kanun Önünde Eşitlik" ilkesine (Anayasa Md. 10) de aykırıdır.
1982 Anayasası'nın 83 ncü maddesinin gerekçesinde "Danışma Meclisi tarafından 91 inci maddede kabul edilmiş bulunan, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin yasama dokunulmazlığı konusu yeniden düzenlenmiştir. 83 üncü madde ile yapılan bu düzenleme sonunda genel kaide olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşünceler-den sorumlu tutulamayacakları kabul edilmiştir. Ancak, Meclis çalışmalarındaki sözlerini ve ileri sürdükleri düşüncelerin o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmaması hâlinde Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamayacakları da belirtilmiştir. Buna göre o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine bir kısım sözler ve ileri sürülen düşüncelerin dışarıda tekrarlanmasına Meclis Kararıyla engel olunduğu takdirde, bu karara rağmen bunları dışarıda tekrarlayanlar sorumlu olacaklardır. Ayrıca, maddeye "seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasa'nın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır" hükmü de eklenmiştir. 14 üncü maddede yer alan suçlardan birini seçimden önce işlemiş olanlar, milletvekili seçilmeden önce haklarında bu suça ilişkin olarak soruşturmaya başlanmış ise madde hükümlerine göre dokunulmazlıktan yararlanamayacaklardır." denilmiş ve Anayasa' nın 14 ncü maddesinde yazılı suçlar hakkında yasama dokunulmazlığının işlemeyeceği kuralının bu Anayasa ile getirildiğine işaret olunmuştur. Bu husus, 1982 Anayasası'nın farklı düzenleme getirdiğini, bu farklı düzenlemeler karşısında farklı şekilde uygulama yapılması gereğini ortaya çıkarmaktadır.
Zamanaşımı süresi Savcının izin istemini ilgili makama yapmasından itibaren duracaktır (Prof.Dr. Nurullah KUNTER, Dava Zamanaşımının Durması, İstanbul Barosu Dergisi, Yıl: 1948, Sayı: 4, Sh. 166-180). 25.10.1963 gün ve 353 sayılı Askerî Yargılama Usûlü Kanunu'nun 106 ve 162 nci maddeleri incelendiğinde; izin isteminin Askerî Savcı tarafından yapılacağı sonucuna varılmaktadır. Tabiî Komutan'dan soruşturma emrini aldıktan sonra bu işlemi yapacaktır. Askerî Savcı ağır cezalı işlerde re'sen el koyup Komutan'a bilgi de verebilir (353 Sayılı Kanun, Md. 95/4).
Uygulama ve Doktrinde, Anayasa'nın 83 ncü maddesinde dava açılamayacağına dair açık bir hüküm bulunmadığından, Savcıların kamu davası açabilecekleri, böylece dava zamanaşımı süresinin kesilmiş olacağı kabul edilmektedir (Yrd. Doç.Dr. Metin FEYZÎOGLU, Yasama Dokunulmazlığı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 42, 1991 -1992, Sayıl -4, Sh. 21-45).
Yukarıda açıklanan nedenlerle Sanığın 4.2.1988 tarihinde işlediği iddia olunan, 10 yıllık dava zamanaşımı süresine tabi olan, dava zamanaşımı süresi zarfında zamanaşımını kesen veya durduran bir işlem yapılmayan müsnet askerlikten kurtulmak için hile yapmak (As. C.K. 81/1) suçunun daya zamanaşımı süresi 4.2.1998 tarihinde dolmuş olduğundan, bu gerekçeye dayanan ve sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünü bu sebeple bozan ve kamu davasının dava zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile düşmesine karar veren Daire kararında usûl ve yasaya aykırı bir cihet ve isabetsizlik görülmediğinden Askerî Yargıtay Başsavcılığının yerinde görülmeyen tüm itiraz sebeplerinin reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy