(1632 S. K. m. 66)
Dosyada mevcut delil durumuna göre, sanığın Kocaeli/Cengiz Topel'deki Birliğinden 25.12.1998 talihinde yol süresi verilmeksizin memleketi olan Van'a On gün süreyle izine gönderildiği, ancak; Sanığın 1998 yılında kullandığı izinlerde, Kocaeli-Van arası gidiş-dönüş için gerekli olan (6) günlük yol süresinden kullandırılmayan (4) günlük yol mehlinin de ilavesiyle en geç 8.1.1999 tarihinde saat 24.00'e kadar birliğine dönmesi gerekirken, dönmeyip İzin Tecavüzüne başladığı, İzin Tecavüzünde iken sol el parmaklarından yaralanması sonucu 13.1.1999 tarihinde Van Askeri Hastanesine müracaat ettiği, İzmit Deniz Hv.Üs.K.lığında Dz.Eri olarak müracaatta bulunduğu kayda geçen sanığa yapılan muayenesi sonucunda sol el 3, 4 ncü parmaklarında Yumuşak Doku Travması tanısı ile On gün istirahat verildiği ve sanığın bu On günlük istirahat süresini aşırmadan, 22.1.1999 tarihinde birliğine kendiliğinden döndüğü sabit olup, bu konuda bir uyuşmazlık da yoktur.
İhtilaf, sanığın izin tecavüzü başladıktan sonra 13.1.1999 tarihinde Van Askeri Hastanesine muayene ve tedavi için yaptığı başvurunun dehalet olarak kabul edilip edilmeyeceği noktasındadır.
Daire; 8.1.1999 tarihinde başlayan izin tecavüzü temadisinin, sanığın 13.1.1999 tarihinde, asker olduğunu ve rahatsız olduğunu beyan ederek Van Askeri Hastanesine yaptığı müracaatla kesildiğini, bu müracaatın dehalet olduğunu kabul ederken, Başsavcılık; sanığın bu başvurusunun, izin tecavüzü başladıktan sonra yapılmış olması nedeniyle dehalet olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedir.
Sanığın dehalet kastı olmaksızın, sırf kendisini muayene ve tedavi ettirmek amacıyla mı? Yoksa, rahatsızlanması üzerine, izin tecavüzü halini sona erdirmek ve akabinde kendisini Askeri Hastanede tedavi ettirmek kastı ile mi? Hareket ettiği konusunun tespiti, tamamen sanığın iç dünyası ile ilgili bir konu olduğundan çözümünün zor olduğu, ancak; bu gibi durumlarda kastın, sanığın harici aleme yansıyan fiil ve davranışlarından çıkarılmak gerektiği kuralından hareketle dava konusu somut olaya dönüldüğünde;
Sanık, parmaklarından yaralanması üzerine Devlet Hastanesine, Sağlık Ocağına veya başka bir sivil sağlık kuruluşuna gitmeyip doğrudan doğruya Van Askeri Hastanesine başvurmuş ve kimliğini açıklarken, İzmit'teki Birliğinde Dz.Er olarak askerlik yaptığım söylemiştir. Bu husus adı geçen hastanenin Hasta Kayıt Defterine aynen geçmiştir. Sanığın başvuruda bulunduğu bu yerin Askeri Kurum olduğu tartışmasızdır. Sanık, muayenesi sonucunda gerek görülseydi bu hastaneye yatırılabileceği gibi, izin tecavüzünde olduğundan bahisle, tutulup ilgili makama (Askerlik Şubesine veya Merkez Komutanlığına) teslim de edilebilirdi. Sanık Askeri Hastaneye başvurmakla, bu ihtimalleri de göze almış ve kabul etmiştir. Ayrıca, sanığın muayene ve tedavi amacıyla sivil sağlık kuruluşlarından birine giderek, kimliğini gizleyip suç temadisini sürdürerek, muayene ve tedavisini yaptırması mümkün iken, bu yola başvurmayıp, doğrudan doğruya Askeri hastaneye, asker kimliği ile başvurmuş olması keyfiyetini, dehalet kaslı ile ilgili değerlendirme yaparken gözden uzak tutmamak gerekir.
Kısaca, izin tecavüzünde iken rahatsızlanan sanığın, kendisi hakkında izin tecavüzünden dolayı işlem yaptırabilecek olan Van Askeri Hastanesine yaptığı başvurusunu dehalet olarak kabul eden Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Diğer taraftan, Askeri hastanedeki muayenesi sonucu kendisine 13.1.1999 tarihinde (10) gün istirahat verilen sanığın, (3) günlük yol süresi sonunda birliğinde olması gerekmekte ise de; Sanık bu on günlük sürede istirahatlı olduğunu bildiği ve sanığın istirahat süresini Kıt'asında geçireceğine dair hastane evrakında bir kayıt bulunmadığı için suç işleme
kaslı bulunmaksızın memleketinde kaldıktan sonra, istirahat süresini aşırmadan birliğine dönmüş olması dikkate alındığında, müsnet suçun 13.1.1999-21.1.1999 talihleri itibariyle, kast unsuru yönünden oluşmadığı kabul edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, sanığın İzmit Deniz Hv. Üssünde Dz.Er olduğunu belirterek, 13.1.1999 tarihinde Van Askeri Hastanesine yaptığı başvurusunu dehalet olarak kabul edip, 22.1.1999 tarihine kadar olan süreyi de sanık yönünden haklı mazeret olarak değerlendiren ve sonuçta sanığın 8.1.1999-13.1.1999 tarihleri arasında kalan eyleminin kısa süreli izin tecavüzü suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle hükmü görev yönünden bozan Daire kararında isabetsizlik görülmemiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy