(1632 S. K. m. 64)
Başsavcılık ile Daire arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulu nca çözümlenmesi gereken sorun, suçun sübutuna ilişkindir.
Başsavcılık, sanığa isnat edilen Tatbikat Bakayalığı suçunun tüm unsurları itibariyle oluştuğunu ileri sürerken. Daire; müsned suçun, tebligat ve manevi unsur (suç işleme kastı) itibariyle oluşmadığını kabul etmektedir.
Yapılan inceleme ve müzakere sonunda, aşağıda açıklanan nedenlerle, sanığa yüklenen Tatbikat Bakayası Kalmak suçunun oluşması ivin öncelikle olması gereken tebligat şanının işbu davada gerçekleştiği kabul edildiği gibi, ayrıca müsned suçun manevi unsur (suç kastı) yönünden de oluşmadığına ittifakla karar verilmiştir.
Her ne kadar Başsavcılık Tebliğnamesinde, dava konusu somut olayda, sanığın 24-31 Mayıs 1999 tarihleri arasında yapılacak olan Yıldırım 99 Seferberlik Tatbikatı na katılması için 21-22 Mayıs 1999 tarihlerinde TRT aracılığı ile yapıldığı ileri sürülen (Dava dosyasında duyurunun radyo veya televizyonda hangi gün ve saatlerde yapıldığını gösteren TRT metni mevcut olmadığı gibi, Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği'nin konuya ilişkin Basın Duyurusu'nun hangi tarihlerde ve hangi gazetelerde yayımlandığına dair bilgi de yoktur) tebligatın, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Memurlar Kanununun 14/B-C ve Ek 6 nci maddeleri ile Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Seferberliği Yönetmeliğinin 22 nci maddesi hükümlerine göre, yasal ve geçerli tebligat olduğu ileri sürülmekte ise de, anılan mevzuatta Seferberlik Tatbikatına çağrılmanın TRT aracılığı ile yapılacağı ve bu duyurunun yükümlülere tebliğ mahiyetinde olduğu konusunda açık bir hüküm bulunmadığı, yedek subay olarak askere celp ve sevk edileceklerle ilgili olan 1076 Sayılı Yasanın "Bu Kanuna tâbi yükümlülerin celp ve şevkleri ile buna ilişkin işlemlerine ait diğer hususlar, Türkiye Radyoları ve Televizyonu aracılığıyla ilân edilmek suretiyle duyurulur. Bu duyuru yükümlülere tebliğ mahiyetindedir." şeklindeki hükmün, henüz muvazzaf askerlik hizmetini yapmamış olup, askerlik hizmetini Yedek Subay statüsünde yapacak şekilde askerliğine karar aldırmış olan yükümlülerin askere celp ve sevkleriyle ve buna ilişkin diğer işlemlerle ilgili olduğu, bu hükmün henüz askerliğine karar aldırmamış olan yoklama dönemi yükümlüleri ile, askerlik hizmetini (muvazzaflık dönemini) yedek subay statüsünde tamamlamış olup, yedeklik döneminde olan yükümlüleri kapsamadığı, yedek subay adayı olarak askerliğine karar aldıran yükümlülere verilen Askerlik Durum Belgesi'nde yükümlülerin muhtemel sevk dönemleri kendilerine önceden tebliğ edildiği gibi, hangi dönemlerde yapıldığı önceden bilindiği ve düzenli olarak yapıla gelmekte olduğu için yedek subay adayı yükümlülerin celp ve sevk işlemleriyle ilgili olan TRT duyurularının ilgililere tebliğ yerine geçtiği, ancak, askerlik hizmetini yapıp, yedeklik dönemine giren ve kendilerine Sefer Görev Emri verilen yükümlülerin, ülke içinde her türlü araçla ilân edilebildiği için umumun haberdar olduğu genel veya kısmi seferberlik, savaş veya savaş hâli ilânı hariç olmak üzere, ülke insanının, sadece elinde Sefa Görev Emri olanlarını ilgilendiren ve hangi tarihlerde yapılacağı hususu, önceden tahmini de olsa bilinmeyen ve bildirilmeyen ve keza TRT aracılığı ile yapılacak olan konuya ilişkin duyuruların da hangi tarihte veya dönemlerde yapılacağı önceden bilinmediği için, Seferberlik Tatbikatıyla ilgili böyle bir duyuruyu, sivil hayata atılmış bir kişinin mutlaka duyduğunu kabul etmek, hukuk anlayışı ve hayatın olağan şartlarıyla bağdaşmayacağı için, Başsavcılığın görüşüne iştirak olunması mümkün olmamıştır. Aksi hâlde, muvazzaflık görevini yedek subay statüsünde tamamlayan ve eline Seferberlik Görev Emri verilen tüm yükümlülerin, yedeklik dönemlerinin biteceği 41 yaşına kadar kulaklarının radyo ve televizyondan ayrılmaması, TRT yayınlarını her gün ve devamlı surette izlemek mecburiyetinde bırakılmaları gibi bir sonuca varılır ki, bu husus ceza hukuku yönünden kabul edilebilir bir durum olmadığı gibi, hiç bir kimseye böyle bir zorunluluğun yüklenemeyeceği de pek tabiidir.
Diğer yandan, 1076 Sayılı Yasanın 14/C maddesinde. Barışta Deneme Tatbikatı için çağrılmanın aynı Maddenin (B) Fıkrasına göre yapılacağı öngörülmüş, ancak "Sefer görevi olan yükümlüler; seferberlik ilânında, ilân saatinden başlayarak altı saat içinde yola çıkmaya ve köy ve mahallelerinin şube merkezlerine olan uzaklıklarına göre, en yakın askerlik şubesinde bulunmaya mecburdurlar. Sefer görev emri almış yükümlülerden, yabancı memleketlerde bulunanlar ..." şeklindeki (B) Fıkrasında görüleceği üzere, ilânın ne suretle yapılacağı konusunda hiç bir açıklık bulunmamaktadır. Ancak bu Fıkrada seferberlik ilânından söz edildiği için ve seferberlik ilânının da 2941 Sayılı Seferberlik ve Savaş Hâli Kanununun 10 ncu maddesine göre, Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında Bakanlar Kurulu'nca, Milli Güvenlik Kurulu'nun da görüşü alındıktan sonra verilecek genel veya kısmi seferberlik kararının Resmi Gazete'de yayımlanması ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin toplanıp Bakanlar Kumlu Kararı' nı onaylaması şeklinde yapılması öngörüldüğü için, 1076 Sayılı Yasanın 14 ncü maddesinin (C) fıkrasının atıfta bulunduğu (B) fıkrasında sözü edilen ilânın tüm ülke bireylerinin haberdar olacağı bir ilân olduğu görülmektedir. Dolayısıyla (B) Fıkrasındaki, seferberlik ilânından herkes haberdar olacağı için, bu maddede seferberlik ilânından haberdar olan ilgililerin ne şekilde hareket edecekleri açıklanmıştır. Dava konusu somut olaydaki (21 ve 22 Mayıs 1999 tarihlerinde TRT ile yapıldığı ileri Sürülen) ilân şekli ise, 1076 Sayılı Yasanın 14/B maddesindeki seferberlik ilân şekliyle aynı olmadığından, seferberlik tatbikatı için TRT ile yapılan çağrıyı, seferberlik ilânında olduğu gibi herkesin haberdar olacağı bir ilân gibi kabul etmek mümkün değildir Bu itibarla, dava konusu olayda, kendisine 9.11.1995 tarihinde Sefer Görev Emri verilen sanığın, 24-31 Mayıs 1999 tarihinde yapılacak olan Seferberlik Tatbikatı'na katılması gerektiği konusunun tebliği için yapıldığı ileri sürülen TRT duyurusunun, müsned suçtan dolayı cezai takibat yapılması için gerekli olan yasal ve geçerli bir tebligat olmadığı, sanığın 31.05.1999 tarihinden sonra Sefer Görev Emri'ndeki kod değişimi için Askerlik Şubesine başvurması nasıl sağlanmış ise, Seferberlik Tatbikatı için de aynı şekilde çağrılması gerektiği, sanığın buna rağmen gelmemesi hâlinde ancak müsned suç için gerekli olan tebligat şartının yerine getirilmiş olacağı kabul edilmiştir.
Kaldı ki, dosyanın 31-35 nci dizisinde yer alan Milli Savu Bakanlığı'nın 21.12.1998 gün ve MİY:1116-151-98/Sef.D. Pl Ş. (430) Sayılı yazısının EK-C'si olan "Personel Seferberlik Tatbikatı ve Ferdi Seferberlik Eğitiminde Yapılacak İşlemler" başlıklı tamimin C. (7) nci maddesinde yer alan "Yükümlülerin bakaya durumuna düşmeleri hâlinde, haklarında 1632 Sayılı Askeri Ceza Kanununun 63 ve 64 ncü maddelerinin uygulanacağı kendilerine tebliğ edilecektir." şeklindeki, .emirden de Tatbikat Bakayalığı suçunun ancak Sevk Bakayası Kalmak; şeklinde işlenebileceği, sanığa tebligat yapılmadığı sürece bu suçun Celp Bakayası Kalmak şeklinde işlenemeyeceği anlaşılmaktadır. Somut olayda da sanık TRT duyurusundan haberdar olmadığı için Askerlik Şubesine gitmemiş ve dolayısıyla kendisine, bakaya durumuna düşmesi hâlinde hakkında ASCK nun 64 ncü maddesinin uygulanacağı hususu tebliğ edilmediğinden, Tatbikat Bakayası Kalmak suçunu işlediğinden söz edilemeyeceği açık olduğu gibi, İzmir Askerlik Dairesi Başkanlığının 12.07.1999 tarihleri emirlerinde ve keza Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği'nin 20.05.1999 Tarihli Basın Duyurusu'nda yazılı ve görsel basında yayımlanmak üzere hazırlanan "Açık Özel Çağrı" uygulamasına ilişkin bildiri metninin yükümlülere ayrıca yazılı olarak tebliğ edilmeyeceğinin özellikle belirtilmiş olması ve bu tür Seferberlik Tatbikatlarındaki amaçlardan birinin de, sivil ve askeri makamların çağrı bildirimi eğitimlerinin geliştirilmesi (Seferberlik ve Savaş Hâli Tüzüğü Md.93/2) ve yedek personelin silâh altına alınma usûllerinin denenmesi (Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Seferberliği Yönetmeliği Md. 4/d) olduğu, başka bir ifadeyle, bu tür bir tatbikat için yapılacak çağrının TRT ve basın yoluyla yapılması hâlinde, duyurunun ve katılımın hangi oranda olacağının da denendiği hususu dikkate alındığında, söz konusu TRT duyurusunun, sanık hakkında Tatbikat Bakayası Kalmak suçundan cezai takibat yapılması için gerekli yasal unsur olan "Tebliğ" yerine geçmediği sonuç ve kabulüne varılmıştır.
Ayrıca, Askeri Mahkeme hükmünün gerekçesinde ve Daire ilâmında belirtildiği üzere, Askerlik Şubesince usûlüne uygun şekilde yapılan çağrı üzerine davete derhal icabet eden sanığın Sefer Görev Emri'ne KOD işlenmesi işlemi yapılırken, 24-31 Mayıs 1999 tarihlerinde yapılan Seferberlik Tatbikatı'na katılması gerektiğini öğrenir öğrenmez
08.06.1999 tarihinde sevk edildiği bu tatbikata derhal katılıp 10-17 Haziran 1999 tarihleri arasında, 24-31 Mayıs 1999 tarihlerinde yapması gereken Seferberlik Tatbikatı görevini tamamlamış olması da dikkate alındığında, sanığın 24-31 Mayıs 1999 tarihlerinde yapılan Seferberlik Tatbikatı'na katılması gerektiği yolunda yapılan TRT duyurusundan haberdar olmadığı, işi gereği görsel ve yazılı basını takip edemediği yolundaki savunmasının samimi ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi sebebiyle, müsnet suçun manevi unsur (suç kastı) yönünden de oluşmadığının kabulü ile, Dairece beraat hükmünün onanmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy