(1632 S. K. m. 146)
Başsavcılık ile Daire arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, suç vasfına bağlı olarak göreve ilişkindir.
Başsavcılık; sanığın Er H.P.'nin terörist olduğunu zannettiği için öldürmesi olayında, müteveffanın terörist olup olmadığı konusunda gerekli dikkat ve özeni göstermediği için eyleminin dikkatsizlik ve tedbirsizlik suçunu oluşturduğunu ve dolayısıyla As. C.K.nun 146 ncı maddesindeki atıf sebebiyle askeri suç sayılan bu suçtan dolayı yargılama görevinin Askeri Mahkemeye ait olduğunu ileri sürerken,
Daire; sanığın arkadaşı olan Er H.P.'yi terörist zannederek öldürmesi eyleminin; tüm hareketlerin iradi olması ve neticenin de istenmiş olması sebebiyle. Taksirle Ölüme Sebebiyet Vermek suçundan söz edilemeyeceği, eylemin yasal tipiklik bakımından TCK. nun 448 nci maddesinde düzenlenen Kasten Adam Öldürmek suçunu oluşturduğu ve olayda TCK.nun 49 veya 50 nci maddelerinde yazılı şartların söz konusu olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmekle birlikte, sanığın terhis olması nedeniyle Askeri Mahkemenin görevsiz hâle geldiğini kabul etmektedir.
Yapılan inceleme ve müzakere sonunda, Askeri Mahkeme hükmünün gerekçesinde ve Daire ilâmında açıklandığı üzere, olay yeri olan Şırnak/Yağızoymak yöresinin olağanüstü hâl bölgesi içerisinde ve bölücü terör örgütü militanlarının her zaman için sızma yolu ile askeri birliklere saldırı düzenleme ihtimalinin çok yüksek olduğu bir nokta olması, bu yerlerde nöbet tutan askerlerin, her an baskına uğrama tehlikesi altında oldukları konusunda sık sık uyarılmış olmaları nedeniyle nöbetçilerin tedirgin bir ruh hâli içerisinde olmalarının çok doğal karşılanması gerektiği, olay gün ve saatinde ay olmaması ve havanın bulutlu olması sebebiyle olay yerinin ve özellikle mevzi içinin çok karanlık ve kişilerin ancak ses vermeleri hâlinde tanınabilir durumda olmaları, olay zamanının (Saat 02.45) baskın yapılabilecek bir saate tesadüf etmesi, müteveffanın sanığın "Kimsin" sorusuna cevap vermemesi karşısında baskına uğradığı telaşıyla "Yetiş Ömer basıldık, imdat" diye bağırıp önündeki karartıya terörist zannıyla ve onu öldürmek kastı ile ve kendilerine önceden verilen emirlere uygun olarak duraksamadan ateş ettiği, olay yerine gelen tanıklara "Vurdum onu vurdum onu" diye bağırdığı, tanık E.Y.'nin fener tutması sonucu vurulanın Er H.P. olduğunun görülmesi üzerine, sanığın şoka girip kendini öldürmeye çalıştığı, görüldüğü üzere, sanığın olayda tüm hareketleri iradi olarak yaptığı ve önündeki karartıyı (terörist zannedip) öldürmek kastı ile ateş ettiği, diğer bir ifadeyle sanığın hareketi ve neticeyi (ölüm sonucunu) bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği hiç bir şüphe ve tereddüde yer vermeyecek şekilde sabit olduğu için, olayda silâh ve cephanesi hakkında dikkatsizlik ve nizamlara ve emirlere riayetsizlik dolayısıyla başkasının ölümüne sebebiyet vermek suçundan (As. C.K. Md.146 ve bu maddenin atıfta bulunduğu TCK. Md.455'ten) söz etmenin mümkün olmadığı, sanığın öldürme eylemini kasten ve nöbet görevini yerine getirme amacıyla gerçekleştirdiği kabul edilmiştir. Esasen Başsavcılık da sanığın öldürme eylemini bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiğini kabul etmekte, ancak sanığın öldürmek istediği kişi müteveffa olmadığı için, diğer bir deyişle müteveffayı terörist zannettiği için öldürmesi nedeniyle eylemin Kasten Adam Öldürmek suçu olarak değerlendirilemeyeceğini, öldürmek istediği kişinin terörist olmadığını anlamak için yeterli dikkat ve özeni göstermediğini, bu nedenle eylemin Dikkatsizlik ve Tedbirsizlik Sonucu
Ölüme Sebebiyet suçunu oluşturacağını ileri sürmektedir. Ancak sanığın söz konusu eylemi öldürmek kastı ile gerçekleştirdiğini kabul ettikten sonra, öldürmek istediği kişideki yanılgısında haksız olduğu gerekçesiyle eylemi taksirli suç olarak nitelemenin mümkün olmadığı, sanığın verilen görev sırasında, karanlıkta, ses vermeyen arkadaşını terörist zannetmesinde bir dikkatsizliği veya hatası olmuşsa, bunun TCK. nun "Bir kimse bir hata veya sair bir arıza yüzünden cürmü kastettiği şahıstan başka bir şahsın zararına işlemiş olursa ... cürüm kast olunan şahsa karşı işlenmiş gibi telâkki olunarak fail, cürmün tazammun edebileceği esbabı muhaffefeden istifade eder." şeklindeki 52 nci ve "... kanunun veya salâhiyettar makamın veya zaruretin tayin ettiği hududu tecavüz edenler..." şeklindeki 50 nci maddeleri içinde değerlendirilebileceği veya Askeri Mahkeme'nin ve Daire'nin kabulünde olduğu gibi, eylemin TCK. nun 49 ncu maddesi kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, ancak kasten öldürme eyleminin taksirli suç olarak değerlendirilemeyeceği kabul edilmiştir.
Bu kabul karşısında, Daire'nin; eylemin yasal tipiklik bakımından Kasten Adam Öldürmek olarak vasıflandırmasından sonra, suçun askeri suç olmaması ve sanığın terhis olması sebebiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilgi kesildiği için, 353 sayılı Yasanın 17 nci maddesi (Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 tarihinde yürürlüğe giren 1.7.1998 gün ve 1996/74 Esas, 1998/45 Karar sayılı Kararı ile iptal edilmiş hâli) uyarınca, hükmü görev yönünden bozmuş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, Başsavcılığın; eylemin Dikkatsizlik ve Tedbirsizlik Sonucu Ölüme Sebebiyet Vermek suçunu oluşturduğuna ve buna bağlı olarak Askeri Mahkeme'nin görevli olduğuna yönelik itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy