(765 S. K. m. 448)
Dosyada mevcut delil durumuna göre, 01.04.1999 tarihinde saat 20.00 - 22.00 arasında Cide Kapalı Cezaevi 1 Numaralı Kule Nöbetini tutan sanığın, nöbeti biten diğer nöbetçileri beklemeden, kendilerini yaklaşık iki kilometre uzaklıktaki Cide İlçe Jandarma Merkez Karakol Komutanlığı'na götürecek olan askerî minibüse bindiği ve araç içinde, Şoför olan maktul ile, Şoförün arkasındaki koltukta oturan ve araç muhafızlığını yapan Tanık J.Er M.Ç.'nin bulunduğu, sanığın da Er M. Ç.'nin yanına oturduğu, akabinde sanığın, aracın şoförlüğünü yapan maktul J.Er A.F.H.'ya hitaben "Giderken bakkala uğrayalım" dediği, maktulün ise "Olmaz, emirler var, duramam" şeklinde cevap verdiği, sanığın ikinci kez yinelediği bu isteğinin maktul tarafından reddedilmesi üzerine, sanığın "Durmazsan seni vururum lan" diyerek, ifa ettiği nöbet hizmeti sebebiyle yanında bulunan 68R3948 Seri Numaralı AK-47 Kaleşnikof tüfeğinin emniyet mandalını açtığı, arkasından kurma kolunu çekip bırakması üzerine, kendisini "Manyak mısın, tüfekle oynama" diye ikaz eden Tanık M.Ç.'nin bu uyarısına rağmen, tüfeğini (arkaya doğru yarı dönük vaziyette oturan) maktule doğrultup tetiğe bir el bastığı, çıkan merminin şoför J.Er A.F.H.'nın akciğerlerini ve kalbini parçalayıp hastaneye yetiştirilemeden ölmesine neden olduğu, hiç bir şüphe ve tereddüde yer vermeyecek şekilde sabit olup, bu konuda bir ihtilâf bulunmamaktadır.
Sübutu bu şekilde kabul edilen olayda, Başsavcılık; sanığın eyleminin Tedbirsizlik ve Dikkatsizlik Sonucu Ölüme Sebebiyet Vermek suçunu oluşturduğunu ileri sürerken, Daire; sanığın bu eyleminin Kasten Adam Öldürmek suçuna vücut verdiğini kabul etmektedir.
Görüleceği üzere, suç vasfının tayini, manevî unsurun tespiti ile ilgilidir. Bu bakımdan, sübutunda kuşku bulunmayan eylemin kasten mi, yoksa taksirle mi gerçekleştirildiğinin tartışılması gerekmektedir.
Türk Ceza Kanunu'nun 45 nci maddesinde yer alan, ancak; açık tanımlaması yapılmamış olan "Kast", doktrinde "Suçu teşkil eden hareketin neticelerini bilerek ve isteyerek işlemek iradesidir" (Prof. Dr. F.EREM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler, 12, Bası, Cilt: 1, Sayfa:508) veya "Öngörülen ve suç teşkil eden bir fiilî gerçekleştirmeye yönelen irade" (Ord.Prof. S. DÖNMEZER - Prof. Dr. S.ERMAN, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, 10. Bası, Mayıs 1994, Cilt:2, Sayfa: 216) şeklinde tanımlanmakta, Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 3,6.1985 tarih ve 1985/83-330 sayılı Kararında suç kastını aynı biçimde, yani öngörülen ve suç teşkil eden bir fiilî gerçekleştirmeye yönelik irade olarak kabul etmektedir. Cezalandırılmaya esas olan suç kastı, açık (muayyen) olabileceği gibi, failin hukuka aykırı hareketinin, neticeyi meydana getirebileceğini öngörmesine rağmen, fiiline devam etmekten kendisini alıkoymaması şeklinde tanımlanabilen, Gayrimuayyen ya da muhtemel kast da olabileceği, başka bir ifadeyle "Kast"ın sadece doğrudan ve muayyen olması gerekmediği, belirsiz (Gayrimuayyen) ya da muhtemel kast da olabileceği ve dolayısıyla öldürme kastının varlığı konusunda tereddüde düşülen bazı olaylarda işin "Gayrimuayyen Kast" veya "Muhtemel Kast" kavramı içinde çözümlenmesi gerektiği gerek doktrinde gerekse uygulamalarda kabul edilmektedir (Prof, Dr, F.EREM, Türk Ceza Kanunu Şerhi Özel Hükümler, Ankara 1993, Cilt:III, Sayfa:1975, Prof. Dr. S.ERMAN - Prof. Dr. Ç.ÖZEK, Ceza Hukuku Özel Bölümü, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 1994, Sayfa: 17, Prof. Dr. U.ALACAKAPTAN, Suçun Unsurları, Ankara, 1975, Sayfa 159-160). Örneğin bir kapı arkasından duyulan gürültü üzerine, kapalı kapıya doğru silâhla ateş edilmesi sonucu kapı arkasında bir kişinin ölmesi veya sokakta yayaların bulunduğunu gören bir sürücünün, öldürme sonucunu istememesine rağmen, böyle bir yolda (yayaların kaçmasını bekleyerek ya da çarparsam çarpayım düşüncesiyle) aracını sürmeye devam etmesi veya düğünde insan boyu hizasında ateş edilmesi sonucu ölüm olayının meydana gelmesi gibi olaylarda, fail ölüm sonucunu istememekle beraber, bu sonucu öngörmüş, ancak öngördüğü bu muhtemel neticeye rağmen fiilini icradan kendisini alıkoymadığı için neticenin gerçekleşmesini de göze aldığı ve dolayısıyla eylemin Gayrimuayyen kastla veya muhtemel kastla işlenmiş "Kasten Adam Öldürmek" suçu olarak vasıflandırıldığı kabul edilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; sanık olay öncesi Cide Kapalı Cezaevi'nin 1 Numaralı Kulesi'nde tuttuğu nöbet sırasında, dolu şarjör tüfeğine takılı vaziyettedir ve nöbet tuttuğu Kule ile bindiği araç arasındaki mesafe beş metredir. Sanığın bu kısa zaman aralığında dolu şarjörü tüfekten çıkarmasını gerektiren bir durum ve hatta fırsat olmadığı gibi, esasen yaklaşık iki kilometre mesafedeki Birliğe (İlçe Merkez Jandarma Karakolu'na) dönerken de, güvenlik nedeniyle dolu şarjör tüfekten çıkarılmamakta ve doldur-boşalt işlemi sadece (askerlik hizmetini yapmakta oldukları) İlçe Merkez Jandarma Karakolu'nda yapılmaktadır. Yine verilen emirlere göre, güvenlik nedeniyle, sivillerle muhatap olup, olumsuz bir olayla karşılaşmamak için, nöbet sonrası yolda durulmadan birliğe dönülmektedir. Olay günü sanık; şoförlüğünü maktulün yaptığı ve arkasındaki koltukta araç muhafızı olan J.Er M.Ç.'nin oturmakta olduğu Ford marka minibüs aracına, değişen diğer kule nöbetçilerini beklemeden binmiş ve Tanık J.Er M.Ç.'nin yanma oturduktan hemen sonra, aracın şoförü olan maktule, birliğe dönüşte bakkala uğramalarını söylediğinde, maktul J.Er A.F.H.'nın, emirler doğrultusunda hareket ederek, bakkal önünde durmanın yasak olduğunu, bakkala uğrayamayacağını söylemesi karşısında, sanığın "Vururum seni lan" demesine rağmen, maktulün sanığın bu isteğini kabul etmemesi üzerine, tüfeğinin emniyetini açtığı, kurma kolunu çekip bıraktığında, yanında oturan Tanık J.Er M.Ç.'nin "Manyak mısın, tüfekle oynama" şeklindeki uyarısına aldırış etmeden tüfeğini, kendisine yarı dönük vaziyette, önünde oturan maktule tevcih edip, oturduğu yerden ve yakın mesafeden bir el ateş etmiştir. Görüldüğü gibi, sanık; emniyet mandalını açma, kurma kolunu çekip bırakarak namluya mermi sürme ve tüfeği maktule tevcih edip tetiğe basma gibi bir dizi hareketi iradî (kasdî) olarak yapmıştır. Olay sırasında veya öncesinde, silâhın sanığın iradesi dışında ateş almasını gerektirecek herhangi bir olay veya bir başka kişinin dahli olmamıştır. Örneğin; tüfeği kurcalarken veya bakımını yaparken kazaen patlaması sonucu çıkan merminin hedef almadığı bir kimseye doğrudan veya sekme suretiyle isabet etmesi veya silâhlığa boş olarak bırakılan tüfeğin bir başkası tarafından nöbet v.s. nedenlerle alınıp kullanılmasından sonra, namlusunda mermi kalacak şekilde tekrar yerine bırakıldığından habersiz olan tüfek sahibinin, tüfeğinin boş olduğunu bilerek, şaka amacıyla arkadaşına tevcih edip tetik düşürmesi sonucu ölüm olayının meydana gelmesi gibi; Dikkatsizlik, Tedbirsizlik, Emir ve Talimatlara Riayetsizlik Sonucu Ölüme Sebebiyet Vermek suçu olarak kabul edilebilecek herhangi bir durum yoktur. Olayda, ölüm sonucunu doğuracak tüm hareketler sanık tarafından iradî olarak yapılmış ve hatta "Vururum seni lan" denilerek suç kastı da açıklanmıştır. Bu itibarla, sanığın dava konusu olayda maktul Er A.F.H.'nın, bakkala uğrama isteğini kabul etmediği için bir anlık öfke ile kasten vurduğu kabul edilmiştir.
Sanığın hazırlık soruşturması sırasında Cumhuriyet Savcılığına ve tutuklama sırasında Sulh Ceza Mahkemesine verdiği ifadesinde ileri sürdüğü "Şarjörü çıkardığımı sanıyordum" şeklindeki savunması, keza duruşma sırasındaki (şarjörün dolusunu çıkarıp boş şarjörü taktığını zannettiğine dair) çelişkili savunması oluşa uygun olmayıp, tanıklarca da doğrulanmadığı, aksine nakzedildiği, sanığın tamamen iç dünyası ile ilgili olan bu husus, sanığın harici âleme yansıyan fiil ve hareketleri ile de uyum sağlamadığından itibar olunması mümkün olmamış ve sanığın bu savunması, kendisini cezadan en hafif şekilde kurtarma çabasına yönelik beyanlar olarak değerlendirilmiştir. Gerçekten; olayı müteakip, sanık hastanede bulunduğu sırada, araç içinde yapılan araştırmada, sanığa ait hücum yeleğinin sol ön gözünde, içinde (28) adet mermi olan şarjörün bulunduğu, tüfeğin önceden dolu olması hâlinde, emniyet açılıp kurma kolunun çekilip bırakılması durumunda, tüfekten merminin dışarıya fırlayacağı, onun yerine hazneye giren merminin patlayacağı, üçüncü merminin hazneye gireceği ve ortada 31 merminin mevcut olacağı, oysaki 30 mermilik şarjörde 28 merminin bulunduğu, birisi atılmış, birisi namluda olmak üzere toplam 30 merminin mevcut olduğu, böylece; tüfekte boş şarjör ve namlusunda dolu mermi olmasının maddeten mümkün olmadığı, koskoca Kaleşnikof tüfeği şarjörünün takılı olduğunun fark edilmemesinin mantık dışı olduğu, ayrıca; boş şarjörün takılı olması hâlinde, mekanizmanın yerine oturmayacağı, tüfeklerin, nöbete gitmeden önce, İlçe Jandarma Komutanlığı Merkez Jandarma Karakol Komutanlığında yarım dolduruş (mermi dolu şarjörün tüfeğe takılması) hâline getirildiği ve nöbet dönüşü doldur boşalt işleminin yine Merkez Karakol Komutanlığında yapıldığı, Cezaevi'nde yapılmadığı gerçeği karşısında; sanığın, oluşa, hayatın ve olayların akışına uygun düşmeyen işbu savunmalarına itibar edilemeyeceği, on altı ayı aşkın askerlik deneyimi olan sanığın, Kaleşnikof gibi son derece etkili bir silâhı canlıya karşı yöneltip, tetik düşürmesi hâlinde, telâfisi ve dönüşü olmayan sonucun doğabileceğini ve böyle bir hareketin ölüm sonucunu doğuracağını bildiği hâlde tetiğe basması durumunda öldürme fiilinin sonucuna katlanması gerektiği, sanığın bu fiili icra ederken, ölüm sonucunu öngördüğü, ancak; bunun için gerekli olan bir dizi iradî hareketi yapmaktan kendisini alıkoymadığı ve dolayısıyla ölüm sonucunu göze aldığı, fiilinin sonucunu önemsemeden ve üstelik yanındaki tanık M.Ç.'nın ikazına da aldırış etmeden fiiline devam edip ateş ettiği için, sanığın olayda kasten, en azından muhtemel kasıtla hareket ettiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Diğer yandan; öldürme nedeni için, mutlaka olay öncesinde taraflar arasında husumet doğuracak başka bir olayın yaşanmasına veya geçimsizliğe gerek olmadığı, öldürme nedeninin objektif bir ölçüsünün olmadığı, öldürme nedeninin kişiden kişiye değişebildiği, öldürme kararının bir anlık öfke ile de verilebildiği, çok iyi arkadaş olanların dahi, sarfedilen bir söz veya yapılan basit bir harekete kızarak en yakın arkadaşını pekâla öldürebildiği, ancak, olay sonrasında büyük nedamet yaşandığı, öyle ki, failin kendi hayatına bile son verecek ölçüde pişmanlık duyduğu günlük yaşamda görülmekte olduğundan, sanığın bakkala uğrama isteğini reddeden maktule kızarak gerçekleştirdiği bu eylem sonrasında içine düştüğü ceza korkusu ve pişmanlık duygusu ile sergilediği davranışlarından hareketle ve olayda öldürme fiilini gerçekleştirecek ciddi bir nedenin bulunmadığı düşüncesiyle, sanığın olay sırasında öldürme kastı ile hareket etmediği sonucuna ulaşılmasının; olayın oluş tarzına ve ceza adaletine uygun düşmeyeceği kabul edilmiştir. Askerî Yargıtay Daireler Kurulu'nun benzer olaylarla ilgili olan 11.06.1998/85-89, 19.03.1998/38-44, 12.03.1998/42-39 ve 17.09.1987/ 156-132 sayılı içtihatları da bu yöndedir.
Bu itibarla, sanığın eylemini Kasten Adam Öldürmek olarak niteleyen Daire'nin bozma kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, Başsavcılığın; sanık ile maktul arasında bir husumet olmadığı, iyi arkadaş oldukları, sanığın maktulü öldürmesini gerektiren bir sebebin olmadığı ve sanığın olay sonrası derin üzüntü ve şoka girmesi nedeniyle sanıkta öldürme kastının bulunmadığı yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy