(353 S. K. m. 225)
Olağanüstü kanun yolları arasında bulunan ve CMUK. nun 322 nci maddesine benzer biçimde düzenlenen 353 sayılı As. Y.U.K.nun 225 nci maddesine göre, Askerî Yargıtay Daire veya Daireler Kurulu kararlarına karşı karar düzeltme isteminde bulunma yetkisi sadece Askerî Yargıtay Başsavcısına verilmiştir. Askerî Yargıtay Başsavcısı ise, bu olayda, sanıkların mahkûmiyet hükümlerinin onanmaları yönündeki Askerî Yargıtay 5 nci Dairesinin kararına itirazı üzerine Daireler Kurulunca tesis edilen itirazın reddine ilişkin karara karşı karar düzeltme isteminde bulunmuş ve tebliğnamede sebepleri de gösterilmiştir.
353 sayılı Kanunun 225 nci maddesine göre;
1- Temyiz dilekçe, beyan veya layihasında veya tebliğnamede yazılı ve hüküm veya kararın özüne etkili bir hususun temyiz incelemesinde gözönüne alınmayarak dokunulmadan geçilmiş olması,
2- Yukarıdaki haller dışında, esas hükme etkili noksan ve yanlışlıkların temyiz incelemesinde gözönüne alınmayarak dokunulmadan geçilmiş olması,
Hallerinde, karar düzeltilmesi yoluna gidilebilir.
Madde içerisinde sözü edilen karar veya hükmün, Yargıtay'ca incelenen mahkeme kararı olduğunda kuşku yoktur. Bu kararın özüne etkili olmak kaydıyla, temyiz, dilekçe, beyan veya layihasında veya tebliğnamede ileri sürülen bir temyiz sebebi Yargıtay'ca dikkate alınmamış, diğer bir deyişle iddia cevapsız bırakılmış, dolayısıyla mahkemenin değinilen hukuki hatası inceleme konusu yapılmamış ise, Yargıtay buna rağmen oluşturduğu bu kararını "Karar Düzeltme" yoluyla düzeltebilecektir. Dolayısıyla burada Yargıtay'ın hatasının, onun hukuki görüşündeki hata değil, incelenmeyen bir delil veya iddiadan doğduğu ileri sürülen maddi bir hata olduğu da kuşkusuzdur.
Temyiz dilekçe, beyan ve layihasında ileri sürülen veya tebliğnamede belirtilen bir hususun Yargıtay incelemesinde dikkate alınıp, alınmadığını tesbitte bir tereddüt mevcut değildir. Diğer bir deyişle ileri sürülen bir iddia veya gözetilen bir sebebin, ilamda incelenip incelenmediğini tesbitte bir güçlük bulunmamaktadır. Ancak, kanunun kabul ettiği diğer sebep de sözü edilen "...veya bunlar dışında esas hükme etkili noksan ve yanlışlıkların..." ne olduğunun incelenmesinde yarar görülmüştür.
Burada da sözü edilen noksan ve yanlışlıklar, mahkemenin kararında var olan hatalardır. Bunlar temyizde ileri sürülmemiş, ancak esas hükme etkili olmasına rağmen Yargıtay tarafından da dikkate alınmamıştır. Şayet kararda böyle bir hata var olup da, bunlar temyiz isteminde veya tebliğnamede ileri sürülmemesine ve esas hükme etkili olmasına rağmen, Yargıtay Daire veya Daireler Kurulunda incelenip değerlendirilmemiş ise, bu nedenle ilamda oluşan hatanın karar düzeltme yoluyla düzeltilmesi mümkün olabilmektedir. Ancak burada da düzeltilecek olan, Yargıtay'ın ilamında oluşan hukuki görüşü değil, temyiz incelemesinde gözönüne alınmaması sonucu doğan hatalar olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Nitekim, Yargıtay İçt.Brl.Krl.nun 15.6.1949 tarih ve 1948/4 Esas, 1949/11 sayılı kararında "...Usul Kanunumuzun 322 nci maddesine karar tashihi usulü temyizen nazara alınmayarak meskût bırakılan hususlarda cari olduğu tasrih edilmek suretiyle esaslı bir kayıt altına alınmıştır. Bu esaslı kayıt dolayısıyla karar tashihi usulünün mahiyeti bir içtihat mahsûlü olarak verilen kararlardan rücua müsait olmadığına ve bu olağanüstü yolun aynı zamanda mahdut bir yol olduğuna şüphe edilemez...Yargıtay Dairesinin muayyen bir mesele hakkındaki görüşünde tashih yoluyla rü'cu etmesi mantıken de kabul edilemez..." denilmek suretiyle incelenen konuda içtihadı birleştirme kararına dahi dayanılarak, Yargıtay'ca kesin hüküm olarak oluşturulan kararlar hakkında karar düzeltme yoluna gidilemeyeceği açıklanmıştır. Keza Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bir kararında da (29.11.1965 tarih ve 392-425 sayılı), "...Olayda TCK.nun ...maddenin uygulanmasına dair Ceza Genel Kurulunun gerekçeleriyle izah olunan görüşün, bu madde hakkında diğer bir görüşe göre hatalı sayılması, diğer bir deyişle, Ceza Genel Kurulu kararında belirtilen içtihat ve görüş karşısında aksine bir görüşün, C.Başsavcı lığı yazılarında karar düzeltme istemi olarak ileri sürülmesi, usulün 322 nci maddesine aykırıdır..." denilmektedir.
Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun istikrarlı uygulamalarının da bu doğrultuda olduğu (Örneğin; Drl.Krl.nun 26.4.1968 tarih ve 38/44, 10.1.1969 tarih ve 1/2 9.3.1973 tarih ve 16/14 sayılı kararları), iddia ve istemler temyiz incelemesi aşamasında tartışılıp oybirliği veya oyçokluğuyla karara bağlanan bir hususa ilişkin ise, bu iddia ve işlemler doğrultusunda ayrıca bir karar düzeltme isteminde bulunulamayacağının içtihat edildiği anlaşılmaktadır.
Doktrinde de, HMUK. nun 440 nci maddesinde Dairenin veya Genel Kurulun hukuki hatası bakımından düzeltme yolunun kabul edilmiş olmasının dahi isabetsiz olduğu, ceza yargılamasında bunu kabul etmenin mümkün bulunmadığı, özellikle kararı veren Genel Kurulsa hukuki bakımdan kararın da hatalı olduğunun söylenemeyeceği, dolayısıyla tashihi karara hukuki görüş dışında kalan ve önemli nitelikteki maddi hatalar sebebiyle gidilebileceği ifade olunmaktadır (KUNTER, Ceza Muhakemesi Hukuku 9. Bası Sh. 1143).
Söz konusu yasal düzenlemeler, Yargıtay ve Askerî Yargıtay'ın uygulamaları ve doktriner görüşler karşısında; yukarıda belirtilen iki nedene dayalı olarak gidilebilen tashihi karar yolunun temyiz incelemesinden geçerek kesinleşen mahkeme kararlarında var olan ve bu kararın özüne etkili eksik ve yanlışların temyiz incelemesinde dikkate alınmayarak dokunulmadan geçilmesi sebebiyle oluşan ve Yargıtay ilamını bu yönden hatalı kılan bir olguya dayandığı, dolayısıyla Yargıtay Daire veya Drl.Krl.nun ilamında kabul edilen hukuki görüş ve tespitleri değiştirmeye ve bunlardan geri dönmeye elverişli bulunmayıp, varsayılan incelememe, değerlendirmeme ve dokunulmadan geçilme sebebiyle ortaya çıkan maddi veya tamamen ona dayalı hukuki değerlendirme hatalarının ele alınıp, bu yolla Yargıtay kararının yasaya uygun hale getirilmesini sağlayan olağanüstü bir kanun yolu olduğu, bundan dolayı da bu yolla yapılacak incelemenin, bir temyiz incelemesi boyutunda değil, ondan dar ve yasada belirtilen koşullar çerçevesi ile sınırlı bir incelemeden ibaret bulunduğu sonucuna varılması gerekir.
"Karar Düzeltme" hakkındaki bu genel açıklamalardan sonra, Daireler Kurulu kararının sanık aleyhine düzeltilmesinin mümkün olup olmayacağı da incelenmelidir.
Yukarıda değinildiği gibi karar düzeltme olağanüstü ve sınırlı bir kanun yoludur. CMUK' nun 322 nci, 353 sayılı Kanunun 224 ncü maddeleri açıklığına göre Yargıtay'da Ceza Genel Kurulu, Askerî Yargıtay'da Daireler Kurulu kararlarına karşı itiraz yolu kapalı bulunduğundan, karar düzeltme isteğinin süresi içinde yapılmış bir itiraz niteliğinde kabulüyle Daireler Kurulu (Genel Kurul) kararının sanık aleyhine düzeltilmeğine İmkân bulunmamaktadır. Bu imkan tanındığı takdirde Daireler Kurulu kararına itiraz yönünde yasanın vermediği bir hakkı bu yolla Askerî Yargıtay Başsavcısına tanımak sonucu doğacaktır. Yargıtay'ın istikrar bulmuş kararları bu doğrultudadır (CrG.Krl.nun 9.11.1987 gün ve 359/532, 10.11.1986 gün ve 400/508; 21.4.1952 gün ve 93, 10.10.1985 gün ve 173/173, 21.3.1961 gün ve 45 sayılı kararları).
KUNTER' de; "Bu yola sadece sanık lehine gidilmelidir. Yargıtay son sözü söyler diye sanığı mağdur etmeye hakkımız yok. Bu yolu sanık aleyhine kabul etmek istisnayı genişletmek olur" diyerek sanık aleyhine bu yola gidilemeyeceğini açıkça söylemektedir (Ceza Muhakemesi Hukuku. Dokuzuncu Bası. Sahife 1145).
Bu açıklamalar ışığında dava konusu olaya döndüğümüzde; düzeltilmesi istenilen Daireler Kurulu kararının sanıklar lehine olduğunda kuşku yoktur. Bunun, karar düzeltme yoluyla sanık aleyhine bozulması mümkün değildir. Bu itibarla karar düzeltme isteminin esası incelenmeksizin usul yönünden reddi gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy