(1632 S. K. m. 79)
Dosya içeriğine göre; sanığın Şekilli J. Karakolunda telsiz sorumlusu olarak görev yaptığı, 29.3.1999 günü bulaşık yıkama görevini yerine getirdikten sonra koğuşta istirahat ettiği, saat 15.00 sıralarında, kendisine hizmet nedeniyle teslim edilen kaleşnikof piyade tüfeği ile sol omzuna bir el ateş ettiği, silahtan çıkan merminin sanığın, sol omuz ventral humerus başı ventralinden girdiği, skapula dorsal üst kısmından çıktığı, bu yaralanma sonucu 29.3.1999 tarihinde yatırıldığı GATA Sağlık Kurulunun 9.4.1999 gün ve 3554 sayılı raporu ile "Ateşli silah yaralanmasına bağlı sol omuz yumuşak doku yaralanması" teşhisi ile bir ay hava değişimi kararı verildiği, GATA Ortopedi ve Travmotoloji A.B.D. Başkanlığınca verilen kati rapora göre, "Ateşli Silah yaralanmasına bağlı sol omuz yumuşak doku yaralanması tanısı ile hastanın yedi gün iş ve gücünden kaldığı, uzuv zaafı ve kaybı olmadığı, hayati tehlike de geçirmediği, askerliğe elverişli olduğu" maddi vakıa olarak anlaşılmakta olup, esasen maddi vakıanın bu şekilde oluştuğunda bir şüphe bulunmamaktadır.
Mahkemece, genel uygulamada ve bu suçun işlenmesi sırasında sanıkların kendilerini hayati tehlike doğurmayacak şekilde el, kol, bacak ve ayak kısımlarına ateş ettikleri bilinen bir gerçek olduğu, bir şahsın ölümüne sebebiyet verebilecek bir noktaya ateş etmesinin intihara teşebbüs olarak nitelenmesi gerektiği, bilirkişi mütalaası da dikkate alındığında, kurşunun sekmesi veya namlusunun kayması sonucu sanığın hayati tehlike geçirmesi ve ölmesinin ihtimal dahilinde olduğu, sanığın kendini askerliğe elverişsiz hale getirmek amacıyla değil intihar etmek amacıyla ateş ettiği ve suçun gerçekleşmesi için aranan özel kastın oluşmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir. Dairece de mahkemenin tesis ettiği beraat hükmünde usul ve kanuna aykırılık bulunmadığından hükmün onanması kararlaştırılmıştır.
Dosya üzerinde yapılan incelemede; olayı gören şahit bulunmamaktadır. Sanık aşamalardaki ifadelerinde askerlikten kurtulmak için kendini yaralamadığını, kendine göre hayatın çekilmez olduğunu, intihar kastıyla kendine ateş ettiğini beyan etmiştir.
Şahit beyanlarına göre sanığın "askerliğimiz bitmez", "böyleyse askerliği bitirmem" şeklinde sözler söylediği bir vakıa ise de, bu sözlerin sanığın intihar kastıyla hareket ettiğini doğrular sözler olduğu da açıktır. Bilirkişi mütalaası ile; milimetrik olarak yumuşak dokuya nişan alıp ateş etmenin hesaplanamayacağı, atış anında silahın kayması halinde akciğerlerin parçalanabileceği, sanığın ateş ettiği yerin kritik bir nokta olduğu belirlendiğinden ve bu mütalaa varsayımlara dayalı olmayıp ilme ve fenne uygun olduğundan mütalaanın geçerli olamayacağı söylenemez.
Diğer taraftan olayı eylemin niteliğine göre değerlendirmek gerekir. Sanık kendisini yaralamak kastıyla hareket ederken, ölmeden nasıl kendimi yaralayabilirim şeklinde düşünür ona göre hareket eder. İnsan vücudunun batın, göğüs ve baş bölgeleri hayati bölgeler olup bu bölgelere yapılan atışın çoğu zaman hayati tehlike tevlit etmesi nedeniyle, yaralama kastı değil "intihar kastı" düşünülmelidir.
Olayımızda sanık askere gelmeden evvel polis memuru olmak görev yapmıştır. Kinetik enerjisi yüksek silahla kendisini göğüs nahiyesinden yaralaması halinde öleceğini bilmesi gerekir. Bu nedenle, sanık ile şahitlerin beyanları ve bilirkişi mütalaası birlikte değerlendirildiğinde, sanığın "İntibaı kastı" ile hareket ettiği, en azından kendini askerliğe elverişsiz hale getirmek kastıyla hareket ettiğine dair bir şüphenin bulunduğu "şüpheden sanık faydalanır" ceza umumi prensibi gereğince, sonuç olarak sanığın beraatına hükmedilmesinde ve Dairece hükmün onanmasında bir isabetsizlik bulunmamakla ve kabule göre noksan soruşturma gerekleri yerine getirilse dahi netice değişmeyeceğinden, Başsavcılığın tüm itiraz nedenlerinin reddi cihetine gidilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy