(353 S. K. m. 228)
Başsavcılık ile Daire arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken mesele, hükümlünün aynı eylemine ait iki ayrı Askerî Mahkemeden verilip kesinleşen hükümlerin, "yazılı emir yolu" ile mi? yoksa "yargılamanın yenilenmesi" yolu ile mi? halli gerektiği konusudur.
Aynı sanık hakkında, aynı eylem nedeniyle hükmedilip taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiş iki ayrı mahkûmiyet hükmünün varlığı ve ortada bir hukuki hatanın var olduğu bu hatanın da düzeltilmesi gerektiği hususunda Daire ile Başsavcılık arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Yapılan incelemede; 353 sayılı Kanunun 228 nci maddesi, hükümlünün lehine yargılamanın yenilenmesi sebeplerini teker teker beş bent halinde saymıştır. Sayılan sebepler dışında herhangi bir nedenle yargılamanın yenilenmesi imkânı bulunmamaktadır. Bu sebepler arasında sayılan 353 Sayılı Kanun 228/E' ye nazaran "Yeni vakalar veya yeni deliller ileri sürülüp de bunlar yalnız başına veya daha önce irad edilen delillerle birlikte göz önünde tutuldukları takdirde hükümlünün beraatını veya daha hafif cezayı gerektiren kanun hükmünün uygulanması ile hükümlülüğü gerektirebilecek nitelikte olursa" şeklinde ifade edilen "yeni delil" elde edilmesi sebebi olayımıza uygun düşmektedir,
Hükümlü hakkında aynı suç nedeniyle tesis edilen ve kesinleşen hüküm, ikinci defa yargılamayı yapan Mahkemece bilinmiş olsa idi, hükümlü hakkındaki ikinci mahkûmiyet hükmü verilmeyecekti. Çünkü bu durumda, 353 sayılı Kanunun 162/son maddesi gereğince "Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine" karar verilmesi gerekecekti. Bu itibarla ilk kesin hüküm, son yargılamanın yenilenmesi için Kanunun aradığı anlamda yeni bir delildir.
Ancak yeni delilin "hükümlünün beraatını veya daha hafif cezayı gerektiren kanun hükmünün uygulanması ile hükümlülüğü gerektirebilecek nitelikte olması" halinde yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesi mümkün olduğu; hâlbuki burada yeni delil olarak kabulü mümkün olan "kesin hükmün" hükümlü hakkındaki; "kamu davasının reddini gerektirir nitelikte olması ve hükümlü hakkında ayrı ayrı tesis edilen hükümlerin Askerî Yargıtay'dan geçmeden kesinleşmiş olmaları nedeniyle, "yazılı emir"e konu olacağı, yargılamanın yenilenmesine gelinemeyeceği düşünülebilir ve esas itibariyle bu görüş Kanuna uygun ise de;
Mevzu dava nedeniyle, usul hukuku alanında gerçeğe ulaşmak ve hukuki bir boşluğu yine kanunilik ilkesi kapsamında kalarak hukuka uygun bir şekilde doldurmak için değerlendirmeye girmeye cevaz verilmektedir. Hükümlünün beraatını gerektirecek bir delil nedeni ile yargılamanın yenilenmesinin kabul edilmesi karşısında, bundan daha ileri ve bir davanın yok sayılmasına neden olan "davanın reddi" konusunda bu sonucu doğuracak nitelikteki bir delile dayanılarak yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesi öncelikle hakka, hukuka, usul ekonomisine ve Kanun Koyucunun gerçek iradesine uygun düşecektir.
Bu görüşümüz Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 21.9.1989 gün ve 1989/195-193 esas ve karar sayılı ilâmı ile doğrulanmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Askerî Yargıtay Başsavcılığının itirazının kabulü ile Askerî Yargıtay 5 nci Dairesinin 19.1.2000 gün ve 2000/28-26 sayılı kararının kaldırılmasına, kesin hüküm yeni delil olarak kabul edildiğinden, Sanığın ve Askerî Savcının yargılamanın yenilenmesi istemlerinin kabulüne ve duruşmanın 5 nci P.Er Eğt. Tugay Askerî Mahkemesinde yapılmasına karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy