(353 S. K. m. 227)
Mahal Mahkemesi hükmünün temyizen incelendiği Askerî Yargıtay 1 nci Dairesince, Kasten Adam Öldürmek suçundan Yerel Mahkemece tesis edilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmesi üzerine, Başsavcılıkça suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bu karara itiraz edildiği, itiraz üzerine Daireler Kurulunca, itirazın kabulü ile, sanığın olay sırasında adam öldürmek kastı ile hareket ettiğini hiçbir şüphe ve tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya koyacak nitelikte delil bulunmadığı, eylemin taksirle adam öldürme suçunu oluşturduğu kabul olunup, Mahkeme kararının vasıf yönünden bozulmasına karar verildiği, ancak Mahal Mahkemesince Daireler Kurulunca verilen bozma ilamına uyulmayarak eski hükümde direnildiği anlaşıldığından; Dairenin onama kararına karşı Askerî Yargıtay Başsavcılığının itirazı üzerine Drl. Krl. nca esastan incelenip karara bağlanan bir konu hakkında, Mahal Mahkemesinin direnme kararı verip veremeyeceği hususunun incelenmesi gerekmektedir.
Gerek Adli, gerek Askerî Ceza Yargılama Hukuku sistemine göre, bir hükmün kanuna aykırılığı sebebiyle yapılan temyiz incelemesi, ilgili Yargıtay Dairesinde ve belli şartlar sebebiyle Drl. Krl. Veya Ceza Genel Kurulunda yapılmaktadır. "Davaya yeniden bakacak Askerî Mahkemenin yetkisi" başlığı altında 353 sayılı Askerî Yargılama Usul Kanununun 227 nci maddesine göre, "Askerî Yargıtay Dairelerince verilen bozma kararlarına Askerî mahkemelerin direnme hakları vardır. Ancak direnme üzerine As. Yrg.Drl.Krl.ca verilen kararlara uymak zorundadır..."
Yine 353 sayılı Kanunun 214 ncü maddesine göre As. Yargıtay Başsavcısı, Daire kararlarına karşı, kararın kendisine tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde As. Yrg. Drl. Krl. na itiraz edebilir.
1600 sayılı As. Yrg. Kanununun "Drl. Krl. nun görevleri" başlığı altındaki 22/1 nci maddesine göre ise, "Askerî Mahkemelerden verilen direnme kararları ile As. Yargıtay Dairelerinden çıkan kararlara karşı Başsavcılıkça yapılan itirazları inceleyip karara bağlamak" bu kurulun görevleri arasında sayılmıştır.
Bu yasal düzenlemeler karşısında, As. Yargıtay Daireler Kurulunun direnme ve itiraz yolu olmak üzere iki biçimde önüne getirilen konuları inceleyip karara bağlayacağı anlaşılmaktadır. Daireler Kurulu kararının oluşmasını sağlayan bu iki yol, prosedür ve hukuki dayanak açısından birbirinden farklılıklar arz etmekte ise de; Kanun, oluşan kararın niteliği açısından bu farklılığı dikkate alarak bir ayırım ve buna ilişkin bir düzenleme yapmamıştır. Aslında her iki kurumun hedefinin aynı olduğu ve yargılama aşamalarında Drl. Krl. nun görüşü alınmak ihtiyacından kaynaklandığı da anlaşılmaktadır. Sadece 353 sayılı Kanunun 227/1 nci maddesinde, "Davaya yeniden bakacak Askerî mahkeme" nin yetkisi "direnme" olarak gösterilmiş, bunun ise yalnızca "As. Yargıtay Dairelerince verilen bozma kararlarına" münhasır olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla, Kanun, Drl. Krl. nun bozma kararlarına karşı yerel mahkemelere direnme hakkı tanımamıştır. Dairenin bozma kararma karşı direnme yetkisini kullanan mahal mahkemesinin bu kararı sebebiyle oluşan Drl. Krl. Kararına karşı artık direnemeyeceği ise "direnme" prosedürünün bir sonucu olarak ve bu sistem içerisinde maddenin ikinci fıkrasında yer almakta ve Drl. Krl. Kararlarına direnilemeyeceği prensibi teyit edilmektedir. Yoksa maddenin ikinci fıkrasını başlı başına ele alıp, kanunun sadece direnme üzerine verilen Drl. Krl. kararlarına karşı mahkemelere uyma zorunluluğu getirdiği, dolayısıyla diğer bir yol olan itirazın üzerine verilen Drl. Krl. kararlarına karşı uyma zorunda bulunmadığı gibi bir sonuç çıkarmak, bu düzenlemeye aykırı olacaktır.
Her ne kadar As. Yrg. Başsavcılığının itirazı sebebiyle Drl. Krl. tarafından incelenen konu, bu itiraz çerçevesi ile sınırlı, dolayısıyla direnmede olduğu gibi mahal mahkemesi hükmünün bütününü içermediği söylenebilir ise de; Konusu itirazla belirlenen bu hukuki uyuşmazlık sebebiyle dairenin o konudaki görüşü ve mahkemenin kararının gerekçesi de dahil, Drl. Krl. nca sınırsız bir inceleme yapılacağı ve böylece sadece o konuda bir yargıya varılıp Drl. Krl. kararı oluşturulacağı, ayrıca bu yolla Drl. Krl. na getirilen meselede incelenen hususun sadece Başsavcılık görüşü değil, onun yöneldiği Daire ilamı ile, ilgili mahkeme kararı olması sebebiyle, mahkemenin konu hakkındaki gerekçesinin incelenmediği gibi bir durumun da söz konusu olamayacağı, dolayısıyla bu yolla oluşan Drl. Krl. kararının, incelenen konuda öz olarak, direnme üzerine verilen karardan farkı bulunmadığı açıktır. Kaldı ki, Yargıtay Genel Kurulunun itirazla bağlı olmadığı öteden beri kabul edildiği gibi (C.G.K. nun 26.5.1986 gün ve 9-6/296 sayılı kararı), Askerî Yargıtay da son kararlarında bu görüşü benimsemiştir (Drl. Krl.nun 25.11.1999 gün ve 1999/213-210 sayılı kararı). Bu oluşum ve Drl. Krl. nun itirazla getirilen konu bakımından inceleme, araştırma yaptırma ve değerlendirmede serbest olması karşısında, en üst denetim ve inceleme makamı sıfatıyla oluşturduğu kararlan, "Daire Kararları" seviyesinde tanımak ve bunlara karşı mahkemelerin direnme hakkı bulunduğunu söylemek, kanun koyucunun amacına ve getirdiği sisteme de aykırı olacaktır.
Kaldı ki, Drl. Krl. tarafından itirazın kabulü halinde, incelenen konu hakkındaki Daire kararı kaldırılarak oluşturulan Drl. Krl. kararının, o dosyada ve o konu hakkında ilgili Daireyi bağlayıcılığı yasal düzenleme gereği olduğundan, Drl. Krl. nun Askerî yargılama hukukundaki en üst temyiz inceleme makamı olarak verdiği kararla o davada o mesele hakkında Yargıtay Dairesini bağlayıp, diğer bir yargılama mercii olan mahal mahkemesini bağlamayacağını söylemek hukuki dayanaktan da yoksun olacaktır. Mademki, ceza yargılaması sisteminde Daire kararlarına karşı mahkemelerin uymama yetkisi yanında Başsavcılığın itirazı da kurum olarak kabul edilmiştir ve bu yolla oluşan Drl. Krl. kararı nitelik olarak diğerinden ayrılmamıştır, o halde her iki yolla oluşan Daireler Kurulu kararlarını nitelik ve bağlayıcılık açısından birbirinden farklı görmeye fiilen de imkan yoktur. Ancak burada dikkat edilmesi gerekli husus, As. Yrg. Drl. Krl. nun 24.9.1992 tarih ve 1992/99-100 sayılı ilâmında da belirtildiği gibi, "itiraz üzerine Drl. Krl. na gelen hükümde yapılan bozmaya, incelenen ve karara bağlayan konuya ilişkin olarak yerel mahkemenin direnme hakkı olmadığı", dolayısıyla hükmün itirazen incelenmeyen diğer bölümleri bakımından Dairelerin bozma kararlarına karşı Mahal Mahkemelerinin direnme haklarına sahip olduklarıdır.
Esasen, temyiz incelemesi sonunda dairelerce verilen bozma kararlarına uymama yetkisi mehaz CMUK. da bulunmadığı halde, sonradan duruşmasız olarak verilen kararlara münhasır olarak bu yetki tanınmış, bilahare şimdiki CMUK. nun 326. maddesindeki halini almıştır. Keza eski 1631 sayılı Askerî Mahkeme Usulü Kanununun 247. maddesinde de, kural olarak mahkemelerin Yargıtay bozma kararlarına uymaları gerektiği, ancak duruşmasız tetkikler sonucu verilen bozma kararlarına mahkemelerin ısrar hakları olduğunun belirtildiği, daha sonra 353 sayılı Kanunla CMUK. daki sisteme paralel olarak bu günkü düzenlemenin getirildiği görülmüştür.
Bu tarihi gelişim itibariyle de temyiz incelemesi sonucu verilen bozma kararlarına mahal mahkemelerince uymanın asıl, uymamanın ise istisna olduğu söylenebilir. Yasa koyucu burada, yargılamada oluşan ve bir tarafını mahkeme hükmünün teşkil ettiği uyuşmazlığı direnme veya itiraz yoluyla kesin olarak çözmek ve böylece yargılaşmayı sağlayarak uyuşmazlığı bitirmek amacıyla hareket etmektedir. Bu nedenle, mahkemelere dairelerin her türlü bozma kararlarına direnme hakkının tanınması ve hatta Yargıtay tarafından itiraz üzerine oluşan C.G.K. kararlarına karşı dahi mahkemelerin direnme haklarının bulunduğunun kabul edilmesi doktrinde tenkit edilerek, "Türk tipi ısrar" olarak adlandırılan bu yolun fevkalade istisnai olması lazım geldiği vurgulanıp, Yargıtay'ın söz konusu 1982 ve 1974 tarihli C.G.K. kararları tenkit edilmekte ve özellikle hangi sıfatla hareket ederse etsin Ceza Genel Kurulunun bozma kararlarına direnmenin kabul edilmemesi gerektiği savunulmaktadır (KUNTER, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9.Bası İst. 1989 Sh.1108).
Askerî Yargıtay'ın konu hakkındaki istikrarlı görüşü de, açıklanan doktriner görüşlere paralel ve Yargıtay C.G.K. kararlarının aksi yöndedir. Nitekim As. Yrg. Drl. Krl. nun, 353 sayılı Kanunla getirilen bu sistemin ilk yıllarında verdiği kararlarında (8.5.1964 tarih ve 47/50 sayılı, 19.3.1965 tarih ve 29/37 sayılı kararları), "353 sayılı Kanunun 227 ve 127 sayılı Kanunun 14. maddeleri muvacehesinde, mahal mahkemelerinin ister direnme yoluyla, ister itiraz üzerine As. Yrg. Drl. Krl. ndan verilen kararlara karşı ısrar hakları yoktur." denilmiş, 23.10.1970 tarih ve 1970/ 72-72 sayılı kararında da "...ayrıca Daireler Kurulunun kararlarına uyulması mecburiyeti bulunduğundan ve Drl. Krl. nun kararlarına karşı direnme mevzu bahis olamayacağından..." denilerek önceki uygulama sürdürülmüştür. Keza aynı kurulun 30.9.1982 tarih ve 4/122 sayılı kararında, konu detaylı olarak ele alınmış ve 353 sayılı Kanunun 227. maddesinin 1. ve 2. Fıkrası bir bütün olarak gözetilip, kanunun sistematiği karşısında Drl. Krl. nun son merci olarak verdiği kararının, o davada daireleri ve mahkemeleri bağlayıcı olduğu, bu nedenle de gerek direnme, gerekse itiraz yoluyla Drl. Krl. na gelip de bu Kurulca verilen kararlara mahal mahkemelerinin direnme haklarının bulunmadığı açıklanmıştır. Nihayet, As. Yrg. Drl. Krl. nun 24.9.1992 tarih ve 1992/99-100 ve 10.6.1993 tarih ve 1993/55-53 sayılı ilamlarında konu daha da netleştirilip, mevcut yasal düzenlemeler uyarınca, Drl. Krl. tarafından itirazen incelenip karara bağlanan kararlarda mahal mahkemelerinin direnme hakları bulunmadığı açık olarak vurgulanmış ve bu konu As. Yargıtay uygulamalarında istikrar kazanmıştır.
Sonuç olarak; Ceza Yargılama Hukukunda kabul edilen sistem, gösterilen yasal düzenlemeler ve istikrarlı uygulamalarla yukarıdaki açıklamalar karşısında, Daire kararlarına karşı Başsavcılığın itirazı üzerine Drl. Krl. tarafından verilen bozma kararma, Mahal Mahkemelerin direnme yetkisi bulunmadığı tartışmasızdır.
Bu kabul karşısında, Yerel Mahkemenin Daireler Kurulunun suç vasfı yönünden tesis ettiği bozma kararma uyması gerektiği halde, uymayıp direnme kararı vermesi kanuna aykırı bulunmuş ve hükmün bu yönden bozulmasına karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy