(1632 S. K. m. 66)
Daire ile Başsavcılık arasındaki görüş ayrılığı, sanığın askerliğe elverişlilik durumu ile cezai ehliyetinin tespitine gerek bulunup bulunmadığı noktasındadır.
İtiraz Tebliğnamesinde, sanığın kimliğinin tespiti aşamasında adam öldürmek suçundan sabıkalı olduğunu belirtmesine rağmen sabıka kaydının istenmemesi, daha sonra işlediği firar suçundan 14.1.2000 -21.3.2000 tarihleri arasında tutuklu kalması ve ayrıca işlediği iddia
olunan mükerrer firar suçundan 11.4.2000 tarihinden beri tutuklu olup tutukluluğunun devam etmesi, askerliğe elverişlilik durumu ile cezai ehliyeti konusunda şüphe yarattığından, bu hususların araştırılması gerektiği ileri sürülmüştür.
Daire ise; hiç bir aşamada ruhsal rahatsızlıktan yakınmayan sanığın, salt kimlik tespiti sırasında adam öldürmek suçundan sabıkalı olduğunu söylemesi ve daha sonra işlemiş olduğu firar suçlarından tutuklanmış olmasının re'sen şuur tetkikini gerektirmediği, bu nedenle hüküm mahkemesinin kararında bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varmıştır
Dosya bu açıdan incelendiğinde; dava dosyasında, sanığın gerek hükme konu firar suçunu işlediği tarihlerde gerek daha sonraki tarihlerde ve halen ruhsal yönden rahatsızlığı bulunduğunu gösteren veya bu yönde kuşku yaratacak doktor raporu veya benzeri somut bir kanıt bulunmamaktadır. Bölük Komutanı tarafından düzenlenen vak'a kanaat raporunda da mahkemeyi, sanığın askerliğe elverişlilik durumunun ve cezai ehliyetinin tespitinin gerekli olduğu düşüncesine götürecek bir bilgiye yer verilmemiştir. Ayrıca, sanığın gerek hazırlıkta gerek duruşma sırasında tespit olunan ifadelerinde, firar etmesinin nedenlerini ailevi ve ekonomik sorunlara dayandırdığı, ruhsal yönden rahatsız olduğuna dair bir yakınmada bulunmadığı ve bu hususun araştırılması gerektiğine ilişkin bir savunma da getirmediği görülmektedir. Sanığın daha sonraki tarihlerde işlemiş olduğu firar ve mükerrer firar suçlarından tutuklu olduğuna dair belgeler ise, hüküm verildikten sonra gerekçeli hükmün tebliği ile ilgili yazışmalar sırasında dava dosyasına girmiş olup, duruşmada ikame edilmek amacıyla mahkemeye sunulmuş değildir.
Gözlem altına alma CMUK. nun 74 ncü maddesinde düzenlenmiş olup bu madde hükmüne göre, şuurunun tetkiki için, bilirkişinin teklifi üzerine yargılama makamları sanığın resmi bir müessesede gözlem altına alınmasına karar verebileceklerdir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere kanunumuz sanığın şuurunu tetkik ettirmek hususunda mahkemelere bir mecburiyet yüklememiş, bunu hâkimin takdirine bırakmıştır. Bununla beraber, bu takdir hakkı mutlak olmayıp denetime tabidir.
Diğer taraftan, akıl hastalığı T.C.K.nun 46 ve devamı maddelerinde ceza ehliyetini tamamen veya kısmen ortadan kaldıran sebeplerden biri olarak düzenlendiği gibi, T.S.K. S.Y.Y. "Hastalık ve Arızalar Listesi"nde akıl hastalığı sayılmayan bazı ruhsal bozukluklar "askerliğe elverişsizlik" nedeni olarak gösterilmişlerdir. Bu nedenle sanığın akıl hastası olduğu veya ruhsal bir rahatsızlığı bulunduğu hususundaki ciddi bir iddianın araştırılması gerekir. Bir başka ifadeyle soruşturma evrelerinde sanığın cezai ehliyetini engelleyen hastalığı bulunduğuna dair herhangi bir iddia ileri sürülmemiş, mahkemece de bu hususa ilişkin bir gözlem duruşma tutanağına yansıtılmamış ve sanığın ruhsal rahatsızlığı bulunduğu hususunda kuşku yaratacak başka bir belgede yoksa sanığın cezai ehliyetinin araştırılması gerekmez ve bu husus eksik soruşturma teşkil etmez (YCGK. 16.02.1999 tarih ve E.1999/6-7 K.1999/20). Bununla beraber bu yönde bir savunma getirilmemiş olsa bile, sanığın cezai ehliyeti veya askerliğe elverişli olmadığı hususunda kuşku yaratan delillerin mevcudiyeti halinde, CMUK. nun 74.ncü maddesindeki prosedür işletilmeli ve bu suretle kuşku ortadan kaldırılmalıdır.
Ancak sanığın CMUK. nun 74 ncü maddesine göre gözlem altına alınması aynı zamanda onun şahsi hürriyetini kısıtlayan bir tedbir olduğundan, dikkatli davranılmalı, bu konuda ileri sürülen iddiaların ciddiyeti ve gösterilen delillerin sanığın ruhsal bozukluğu bulunduğu hususunda kuşku yaratıp yaratmadığı gözönünde bulundurulmalı, gözlem altına alma kararından önce bilirkişi dinlenilmelidir.
Somut olayda, sanığın akıl hastası olduğuna dair hiç bir iddia ileri sürülmediği gibi dava dosyasında da somut hiçbir kanıt bulunmamaktadır.
Sanığın duruşma sonunda adam öldürmek suçundan sabıkası bulunduğunu beyan etmesi ile yargılandığı suçu işlediği tarihten sonra, birden fazla firar suçunu işlemiş olması ve tutuklanması onun ruhsal rahatsızlığı bulunduğu anlamına gelmeyeceğinden, bu hususun hüküm mahkemesince araştırılmamış olmasında ve yerel mahkeme hükmünü onayan Daire kararında bir isabetsizlik görülmemiş ve itirazın reddi gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy