(1632 S. K. m. 66)
Daire ile Başsavcılık arasındaki anlaşmazlık, izin tecavüzü suçundaki temadinin başlangıç tarihindeki yanlışlığın hükmün sırf bu nedenle bozulmasını gerektirip gerektirmeyeceği noktasındadır.
İnceleme konusu olayda suçun başlangıç tarihinin hatalı olarak saptandığı Dairece de kabul edilmesine rağmen, bu durumun suçun sübutuna, vasfına uygulanacak kanun maddelerine, tayin olunacak ceza miktarına ve dolayısı ile hükmün özüne etkisi bulunmadığı belirtilerek bozma sebebi sayılmayıp işaretle yetinilmiştir.
Dosyada mevcut sevk pusulasına göre halen Diyarbakır Askeri Hastanesi emrinde askerlik görevini yapmakta olan sanığın, 26.8.1999 tarihinde yol dahil 45 gün afet iznine gönderildiği anlaşılmaktadır. Bakanlar Kurulunun 8.2.1999 gün ve 1999/12392 sayılı kararında, afet iznine gönderilenlerin "yol müddeti hariç" izne gönderilecekleri açık olarak belirtildiğinden, sanığın izne ayrıldığı tarihte yürürlükte olan MSB. lığınca yayınlanan yol süre tablosuna göre İstanbul-Diyarbakır arası gidiş-dönüş 6 gün yol süresi tanınması gerekmektedir. Sanığın izne ayrıldığı saat belli olmadığından 26.8.1999 gününün son saatinde izninin başladığı kabul edildiğinde, sanığın izninin 16.10.1999 günü saat 24.00'de bittiği anlaşılmaktadır. Sanığın 12.11.1999 tarihinde kıtasına katıldığı göz önünde bulundurulduğunda, 17.10.1999-12.11.1999 tarihleri arasında iznini tecavüz ettiği belirlenmektedir.
İzin Tecavüzü suçunun, mütemadi nitelikte bir suç olduğu kuşkusuzdur. Temadinin sona erdiği tarihte suç tamamlanmış olur. Kural olarak suçun maddi çerçevesinin, bir başka anlatımla suçun başlangıcının ve sona eriş tarihinin gerçek ve doğru bir şekilde saptanması esastır. Bu kabil suçlarda (izin tecavüzü, firar, bakaya, yoklama kaçağı gibi) suç tarihi maddi vakıanın kendisidir. Maddi olguyu doğru olarak saptamanın da mahkemeye ait bir görev olduğunda kuşku yoktur.
Suçun başlangıç tarihindeki bu hatalı tespit, atılı suçun sübutuna, vasfına, uygulanacak kanun maddelerine, tayin olunacak ceza miktarına, dolayısıyla hükmün özüne etkili olmadığı söylenebilir. Hatta bu yanlışlık temadinin sona eriş tarihinde olmadığı için af, zamanaşımı, tekerrür hükümlerinin uygulanması gibi durumlarda da sonucu etkilemeyebilecektir. Ancak sanık halen silahaltındadır. Kıta Komutanlıklarının, yükümlülerin terhis tarihlerini mahkemelerce yapılan tespitlere göre hesapladıkları da bilinen bir husustur. Mahkemece kabul olunan temadinin başlangıç tarihi sanığın aleyhine sonuç verecek, onun yedi gün geç terhis edilmesi sonucunu doğuracak niteliktedir. Nitekim Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun bir çok kararında (Drl.Krl.nun 27.2.1997 gün 1997/35-34; 15.9.1994 gün 1994/87-85, 6.3.1997 gün 1997/36-36, 10.2.2000 gün ve 2000/39-41, 2.10.1997 gün ve 1997/86-113) suç tarihlerindeki yanlışlık bozma nedeni sayılmıştır.
Bu hale göre; öz vakıanın, başka bir deyişle suçun başlangıç tarihinin doğru olarak saptanması gerektiğinden, Başsavcılığın itirazının kabulü ile aksi düşünceye dayalı Daire kararının kaldırılması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy